Çocukların
karşısına kötü örnekleri çıkaran ne yazık ki anne ve babalar… Kimi bu kötü
örnekleri çağdaş olmanın, kimi de çocukları iyi yetiştirmenin aracı olarak
görmekte. Bu konuda, onları genellikle yönlendiren de televizyonlar ve sosyal
medya… Son yıllarda insanlar, kitaplardan hızla uzaklaşarak ekranlardaki
bilgileri tartışmasız doğru kabul etmekte.
Birçok
kişi; televizyonları ve sosyal medyayı emperyalistlerin, güç odaklarının kitleleri
yönlendirme aracı olarak kullandıklarının farkında bile değil. Bu alanlarda
yayımlanan bilgilerin çoğu ya eksik ya da değiştirilerek yayımlanmakta. Bu da
geniş insan kitlelerini yanlış yollara sürüklemekte. Ekranlar, kişilerin
bilinçaltlarında kendi istedikleri algıları oluşturmak için birtakım iletileri
yerleştirmekte. Bu iletiler, zamanla insanları belli konularda koşullandırır.
Böylece kitleler, emperyalist güç odaklarının istediği gibi düşünüp onların
kurallarına göre davranır. Bu yolla da egemenler amaçlarına kolayca ulaşır.
Ekranlar,
öncelikle aileyi dağıtmayı amaçladı. Bunu da ülkemizde kısman başardılar,
diyebiliriz. Boşanmayı kolaylaştıran yasaların çıkarılması, bu işin ilk adımı
oldu. Evde rollerin değişmesi ise ikinci adım... Sinik baba, çocuğuna kul köle
olan anne ve her dediğini yaptırarak aileye egemen olup yöneten çocuk…
Ailelerin
geleneksel yemekler yemesi, sofra kültürü değişti. Abur cuburlar, mutfak
kültürünü yendi. Hazır yiyecekler, yeni kuşağın en çok tükettiği besin
kaynakları. Bu yiyeceklerin şeker ve yağ oranları oldukça yüksek… Yegit[1] tüketen çocuklar bu
nedenle sıkça acıkıyor. Acıktıkça daha çok yiyor. Böylece çocuklar hızla
şişmanlıyor. Yanlış beslenme yüzünden birçok çocuk, türlü sayrılıkların
pençesine düştü ne yazık ki.
Kızların
çoğu küçük yaşta makyaj yaptırılıyor annelerince. Çoğu kız çocuğu, yetişkin
gibi giyinip süslenmekte. Ergenlik öncesi onlara, cinsel uyaranları bol bir
yaşam sunuluyor gerek günlük yaşamdan gerekse ekranlardan. Bu sunuyu yapan ise
aileler… Niye mi? Kendilerince topluma, zamana uymak kaygısından... Peki, buna
kim karar veriyor? Televizyonlar ve sosyal medya, yani ekranlar… Bu yüzden küçücük kızlar
çocukluklarını yaşayamadan birden ergen oluyor, hem de ilkokul sıralarında.
Bunda yanlış beslenmenin etkisi de çok… İnsan yaşamındaki bir gelişmenin doğal
sürecin koşulları içinde olmaması çok kötü değil mi? Bu nedenle günümüz
kızlarının boyları çok kısa oluyor erken ergenlik yüzünden. Bunu tıbbi verilere
dayanarak değil gözlemlerinden aktarıyorum.
Çocuk
ve gençlerin dinledikleri müziklerin ne ezgileri ezgi ne de sözleri söz...
Sözlerin çoğu küfürlü… Küfrü meşrulaştırıp yaygınlaştırmakta toplum içinde bu
kafa şişiren gürültüler. Bilindiği gibi küfürlerin çoğu kadın üzerinden
cinsellik çağrıştıran ve bu yolla onlara hakaret edip aşağılayan türden. İşin
en ilginç yanı kendilerini aşağılayan bu sözlere katılarak oynayıp zıplayan
kızların olması ve bu çirkinlik dolu sözleri bağırarak söylemeleri. Ayrıca bu
tür müziklerin çalınıp söylendiği konserlerde uyuşturucu içmiş gibi davranış ve
dansların yapılması bir başka olumsuzluk. Evlerinde doğru bir müzik kültürü
edinemeyen çocuklar, ne yazık ki onları farklı bağımlılıkların, kötülüklerin
çıkmazına sürükleyecek bu ayıplı şeyleri müzik sanıyorlar. Ne yazık ki çocuklar
ve gençler, kendilerini büyük bir çürümüşlüğün içine çeken bu kokuşmuşlukla
hoplayıp zıplayarak eğlendiklerini düşünüyor olmaları ise işin garip yanı.
Televizyon
dizilerine daha önce değinmiştim. İnternette izlenen kısa videolar, çocukları
yanlış yönlendirmekte. Özellikle bunlarda anlatılanların çoğu; aile yapısını
kötülemeyi, onların duygularını örselemeyi amaçlamakta. Bu nedenle duygularını
yitirmiş bir kuşak yetişiyor ne yazık ki.
Çocukların
küçük yaşta kendi cinsiyetlerini belirlemeleri isteniyor onlardan. Cinsiyetin
doğru düzgün ne olduğunu bilmeyen çocukların bazıları, bu konuda ailelerince
zorlanmakta. Küçücük erkek çocukların kız olmak istediği için cinsiyet
değiştirdiği yazılıp gösterilmekte. Zaman zaman fotoğrafları yayımlanmakta. Bu
çocukların ameliyatla cinsiyet değiştirdiğini söyleyelim. Bu durumun ne
toplumun genel aktöre[2] ölçülerine ne de tıbbın
kuralları içinde yer aldığını söyleyebiliriz. Ne yazık ki her meslekte olduğu
gibi tıp eğitimi alıp Hipokrat yemini edenlerin bazılarında da bu aktöresizliği
üzülerek görmekteyiz. Bunda da asıl sorumlunun çocuğun anne ve babasında
olduğunu belirtelim.
Kimi
veliler, çocuklarına büyük insanmış gibi davranmakta. Bu, oldukça yanlış…
Çocuğun boyu büyüse de birçok konuda becerikli olsa da o, çocuktur hâlâ.
Çocuğa, çocuk gibi davranmalı. Bir çocuğa, büyük insanmış gibi davranıp buna
göre sorumluluklar vermek doğru değil. Çocuk, çocukluğunu doyasıya yaşamalı.
Onu yetişkin bir poza büründürmenin bir yararı yok! Zamanında yaşanmayan
şeyler, ilerde kişide birtakım sorunlara yol açar.
Birçok
kötülüğü, çocuklara öğreten anne ve babaları ne yazık ki. Onu sürekli ve bitmez
tükenmez bir yarışın içine sokmakta velileri. Bu yarış, çoğu zaman çok acımasız
olmakta. Nasıl mı? Çocuğunun en yakın arkadaşının başarısız olması için dua
eden anne, babaları gördüm üzülerek. Üstelik bu dua edenler, o çocuğun anne ve
babasıyla da neredeyse her gün görüşen arkadaşları. Böyle olunca çocukta
arkadaşlık duygusu gelişip var olur mu? Ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek
de oraya gidiyor doğal olarak. Aşırı yarışmacı tutum, onu insanlıktan
çıkarıyor. Yardımlaşma, dayanışma, paylaşma duyguları yok olup yerini ucu
bucağı belli olmayan derin bir bencillik alıyor. Bu bencillik ona insanlık
kapılarını kapıyor.
Peki,
yukarıda anlattığı kötülükleri, bir çocuğa düşmanı yapabilir mi? Yapamaz. Ancak
bunları bir çocuğa kendi anne ve babası yapabiliyor ne yazık ki.
Adil
Hacıömeroğlu
19
Nisan 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder