BİZ OLMANIN BAŞLADIĞI YER, AİLE


Biz olmak, kişilerin ve toplumların geleceği, varlığı için yaşamsal önemde. Dünyada her canlı kendi ailesi içinde dayanışma, yardımlaşma ile yaşama tutunur. Biz olamayan insan toplulukları sen-ben çekişmesi, kavgasıyla yok olurlar. Sen-ben, hiçbir zaman bizden büyük ve güçlü değildir, olamaz da zaten. Biz, toplumun çelik çekirdeği… Sen-ben ise parçalanmış bir çekirdeğin tortuları…

Hep takım oyunundan söz edilir. İşte, o takım ruhunun kazanıldığı yerdir aile. Aileyi bir araya getiren onun bir takım ruhuyla çelik çekirdeğe dönüştürense geleceğe yönelik ortak bir amacın, ülkünün olmasıdır. Geleceğe yönelik amaç ve ülkü olmadan aile, yalnızca kan bağının varlığıyla bir arada olmaz. Onu geçmişe bağlayan kökleri, bugünü anlamlı kıldıran ortak düşünceleri, duyguları; geleceğe umutla bakmasını sağlayacak amaç ve ülküleri olmalı. Yaşamsal amaçlar olamadan bir aile biz olamaz.

Ailenin amaç ve ülküleri, bu küçük toplumsal birimi oluşturan bireylerin tümünün isteklerini, çıkarlarını, duygularını, düşüncelerini bir potada eritmeli. Aile içindeki farklılıklara her birey saygıyla yaklaşmalı. Bireylerin ortak amaç ve ülküleri olmakla birlikte onların farklı düşünceleri, duyguları, becerileri bu sosyal oluşumu güçlendirir. Aile içinde her birey, birbirinin farklılıklarına saygı göstererek içinde bulundukları yapıyı çelikleştirir. Bu anlayış, aslında demokrasinin bu en küçük toplumsal birimde boy atmasıdır. Demokrasi, evde öğrenilir. Giderek demokrasi, bir üstte yer alan toplumsal birimlerde yaşama geçirilir.

Demokrasi bir yaşam biçimine dönüştüğünde kalıcı olur. Bu da aile ocağında olur. Anne, baba ve çocukların ocak başında yaptıkları söyleşilerdeki dinleme kültürü çok önemli. İnsanlar birbirini dinleyerek kaynaşırlar. Tartışmalarda düşüncesi ne olursa olsun karşısındakini saygıyla dinleme, aile içinde demokratik yaşam biçimini oluşturur. İnsanların her türlü varlığına saygı gösterilmeli. Onun yalnızca eğinsel varlığına değil; tinsel, duygusal ve düşünsel varlığına da saygı duyulmalı. Kişi, bütüncül olarak düşünülmeli. Saygı, aile içindeki demokratik işleyişin temel taşı. Bireylerin birbirlerine saygı göstermedikleri bir yerde ne demokrasi ne de birlik olur. Demokratik davranışın, yaşayışın temelinde saygı vardır.

Ailede oluşan biz anlayışı sağlam bir toplumsal yapıyı oluşturur. Amaç ve ülkü birliği, biz olmayı pekiştirir. Bu da demokratik düşünüşün, davranışın temelini atar.

İnsancıl olmak, doğadaki tüm canlıların yaşam hakkına saygı duymak ailede edinilen bir alışkanlık. İnsan olmanın erdem ve değerleri bu kutsal çatı altında öğrenilip yaşama geçirilir. Erdemli kişi, ailenin kutsal ocağında var olur. Erdemli olmayan birine insan demek oldukça zor. Toplumsal değerler, kurallar burada öğrenilir. Böylece kişi, özgürlük sınırlarını belirler. Özgürlüğünün sonsuz olmadığını anlar. Başkasının özgürlüğünün başladığı yerde kendi özgürlüğünün bittiğini bilir. Buna göre davranır. Başkasının özgürlüğünün sınırlarını bilmek kişiye; hakka, hukuka, adalete, insana, hatta diğer canlılara saygı duymayı bir yaşam biçimine dönüştürür. Düşünce yaşama uygulandığında, davranışa dönüştüğünde anlam kazanır.

Düşünceler, duygular aile içinde paylaşılır. Bu, bireyler arasında karşılıklı güveni geliştirir. Sorunlar dile getirilir ve bunların çözümleri ortak akılla bulunur. Ailenin ortak aklı, her zaman bir kişininkinden daha çoktur. Duygular ve düşünceler de bu ortamda paylaşıldığında çoğalır.

Gözümüzü ilk açtığımız kutsal ocak, bir özverinin otağıdır. Karşılıklı özveri, bu ocaktaki bireyleri birbirine bağlar. Yaşama tutunmalarını kolaylaştırır. Zorlukları aşmanın en önemli etkeni özveri, duygudaşlık, dayanışma ve yardımlaşmadır. Bunlar bir yandan zorlukları aşmada büyük kolaylık sağlarken diğer yandan da aile bağlarını güçlendirir.

Aileyi aile yapan bireyler arasındaki duygudaşlıktır. Duygudaşlık, bireyleri doru düşünüp karar vermeye götürür. Em güzeli de kişinin karşısındakini doğru anlamasını sağlar. Zaten ailede de toplumda da birçok küçük sorunun büyümesinin nedeni kendimizi karşımızdakinin yerine koyup onu anlamamaktan kaynaklanmıyor mu? Anlamadığımız bir sorunu çözme olasılığınız var mı?

Ailede biz anlayışı yerleştiğinde topluma da bu yansır. Böylece biz anlayışı, topluma egemen olur. Biz anlayışının egemen olduğu bir toplumda sen-ben çekişmeleri, kavgaları olmaz. Böylece toplum biz anlayışının getirdiği olumlulukla ortak amaç ve ülkünün ardından koşar el birliğiyle.

Sağlıklı bir toplumda yaşamak istiyorsak önce ailede biz anlayışını eğmen kılmalıyız. O zaman ne duruyoruz?

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       14 Ağustos 2026

 

2 yorum:

  1. Belirttiğiniz gibi biz olabilmek için önce empati kurarak düşünebilmek ve dinlemeyi öğrenmek olmalıdır. Zaten dinlemenin olmadığı bir ortamda anlamak ta olmaz.

    YanıtlaSil
  2. Kalemine Efendi Kalan ,Adil öğretmenim,

    Biz olmak aile olmaktır; aynı çatı altında bulunmaktan öte, birbirini anlamak, farklılıklara saygı duymak, acıyı ve sevinci paylaşarak ortak bir yaşam kurmaktır.

    Ailede yeşeren duygudaşlık ve dayanışma, topluma yayıldığında “ben”in dar sınırlarını aşarak gerçek bir “biz” bilincine dönüşür. Çünkü güçlü toplum, birbirine benzeyenlerden değil; farklılıklarıyla birbirini tamamlamayı bilenlerden doğar. Bu anlamlı yazı, ailenin yalnızca başlangıç değil, insanlığın birlikte yaşama kültürünün ilk okulu olduğunu düşündürüyor.Yüreğinize sağlık.👏👏🧿❤️Gönülden akan ,
    duyarlı kaleminiz var olsun.🙏🏻✨📚🌺

    Saygılarımla.Esen kalınız.🙋‍♀️

    YanıtlaSil