İNSANIN KENDİNİ FETHETMESİ

 

Atatürk: “Fetihlerin en büyüğü, insanın kendisini fethetmesidir” diyor. Bu, herkesin belleğine kalın ve silinmez harflerle yazacağı bir söz. Birinin askersel ya da fiziksel güce dayalı bir utkusu ya da görece başarısının önemsizliğinden söz etmekte Büyük Önder. Asıl önemli olanın ise kişinin nefsini disiplin altına almasından, zayıf yönlerini güçlendirmesinden, bireysel gelişimini sağlamasından ve bilgisizlikten kurtulmasından söz etmekte.

İnsanın kendini fethetmesi, içsel aydınlanmasını sağlamasıdır. Kişi, duygusal ya da düşünsel eksikliklerini bilip ona göre davranmalı. Birinin bir şeyi istemesi, amaca ulaşmasının yolunu açmasıyla olur. Bu nedenle önce içsel aydınlanmayı istemeli insan. Dünyanın dört bir yanında yaşayan herkes için geçerli bu. Önce isteyeceksin, amaçlayacaksın; sonrasında gerçekleştirip yapacaksın. Yapmanın yolu, amaçlamaktan geçer. Tasarlanan bir düşünce, yaşama geçmediğinde somutlaşmaz, soyut kalır. Uygulanmayan, yaşama geçirilmeyen düşünce çok güzel olsa ne olur?

Kişi kendini fethederek dizginsiz isteklerine gem vurur. Kendi usuna, düşüncesine, duygularına ve davranışlarına egemen olur. Bu da kişisel bir öz disiplindir. İnsan, zayıf ve güçlü yanlarını bildikçe öğrenerek güçlenir, değişerek olgunlaşır.

Biri kendine, özüne ya da benliğine söz geçiremiyorsa zayıftır, güçsüzdür, duygusal ve düşünsel olarak gelişmemiştir. Önce kişi, kendi özüne söz geçirmeli. İnsanın ilkel benliği her şeyi ister. Çoğu zaman doymak bilmez bir açlık içindedir. Bu tür kişilerin açlığı bir türlü giderilmez. Yedikçe yiyesi gelir bu ilkel, aç benlikliler. Çünkü onlar için güç, us ve bilgi gücü değil; ekonomik varsıllıktır hangi yoldan elde edilirse edilsin. Bu tür kişilerin önemli bir özelliği de çok ilgi çekici. Kendileri para için her şeyi yaptıkları, gerekirse insanlıklarını ve tüm değerlerini paraya sattıkları için herkesin kendisi gibi olduğunu düşünürler. Önüne gelen herkesi bu kirli parayla satın almaya çalışırlar. Bunun olmadığını görünce de bir ders çıkarmazlar yaşamla ilgili. Çünkü bu kişiler, benlik eğitiminden geçmemiştir. Bu eğitimi yapacak olan da kişinin kendisidir.

Eğer bir kişi, Atatürk’ün yolundan gidiyorsa özüne, benliğine, istencine, duygu ve düşüncesine egemen olmalı. Kısacası kendini fethetmeli. İstencini, benliğinin açlığını kontrol edemeyen birinin onun yolunda gitmesi olanaksız. Çünkü Gazi Paşa’nın yolunda gitmenin birinci koşulu, içinde yaşadığı toplumun çıkarlarını, kendi çıkarlarının üstünde tutmaktır. Yani toplum için, giderek tüm insanlık için özveride bulunmak. İnsanlık için verici olmak büyük bir kişisel erdem. Kemalist olmak, bencilliği kabul etmez. Çünkü o, toplumcu bir düşünce.

Dünya malına tapınanların Atatürk’le uzaktan yakından ilişkisi olmaz, olamaz. O, ulusu için canını ortaya koyan bir önder. Dünyada candan aziz, önemli ve değerli başka bir şey var mı?

Atatürk’ün izinden gidenler duygudaş olmalı. Halkının derdiyle dertlenmeli. Yoksulun sıkıntısını yüreğinde duymalı. Acı çekenin acısını içinde duyumsamalı. Gönenci, erinci, mutluluğu, sevinci, varsıllığı yalnız kendisi için değil; toplumun tamamı, giderek tüm insanlık için istemeli.

Kendini fetheden kişi, vericidir. Toplum için vermekten, paylaşmaktan, dayanışmadan, yardımlaşmadan kaçınmaz. Kamunun malına el uzatmaz. Benlik eğitimi her geçen gün artar. Olgun başak gibidir başını aşağı salar, böbürlenmez.

Toplum varsa kişi de var. Çünkü insan, toplumsal bir varlık. Kişi benliğini eğitip olgunlaştıkça toplumsal açıdan gelişir, farkındalığı artar. Bu durum ona birçok sorumluluğu da yükler. Toplumsal sorumluluk sözde değil, özde olmalı, yaşama geçirilmeli. İnsan kendi usuyla kendini yönettiğinde özgür birey olur. O zaman ne duruyoruz kendimizi fethetmek için?

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       11 Eylül 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder