Bazı
kişiler olumsuz bir durum ya da olay yaşadıklarında buna takılıp kalır. Bunun
insanı başarısızlığa, umutsuzluğa, karamsarlığa sürükleyen bir bataklık
olduğunu düşünelim. Çoğu kişi düştüğü bir bataklıktan çıkıp kurtulmayı düşünmek
yerine, orada debelenmeyi seçer. Debelendikçe de üzerine bataklığın çamuru daha
çok bulaşır ve tüm eğnini[1] kaplar bu istenmeyen
kokulu balçık. Debelenen kişi, daha çak batar. Oysa kurtulmak için çabalayıp
dışarı çıksa ne üstünde balçık kalacak ne de burnuna bataklığın çürümüş kokusu
gelip onu tiksindirecek.
Yaşam,
insanlar için her zaman dosdoğru ve gül bahçelerinin içinden geçen bir yol
değil. Kimi zaman bu yol bozuktur ve çukurlar, ayaklara takılan taşlarla
kaplıdır. Taşların bazıları sivri, kimileri de bıçak gibi keskindir. Sivri
taşlar ayağınıza batar, keskinleri ise tabanlarını kesip kanatır. Bazı yollarda
ilerledikçe göremediğiniz keskin dönemeçler, dik yokuşlarla karşılaşırsınız.
Bazen yürüdüğünüz yol iyice daralır, üstüne üstlük sağında solunda dikenler vardır.
O dikenler eğninizin bazı yerlerini çizip kanatır, giysilerinizi yırtar.
Bazı
yollarda sert yeller eser. Bu yeller tozu toprağı üstünüze savurur. Bu
esintiler kimi zaman soğuktur estikçe buz keser her yanınız. Kimi zaman da
güneyin çöl tozlarını tüm sıcaklığıyla terinizle hamur yapar. Yüzünüz, gözünüz,
bakışınız, soluğunuz değişir. Sizi bıktırır, gittiğiniz yoldan alıkoymak ister,
yola çıktığınıza bin pişman eder sizi. Böyle durumlarda çoğu kişi,
olumsuzluklara saplanıp kalır. Oysa olumluyu, ilerde karşısına dümdüz gül
bahçelerinin içinden uzanacak yolu düşünse karşılaştığı zorluklar onu çok fazla
etkilemeyecek.
Atalarımız,
gün kararıp kalmaz, demiş. Ne güzel bir söz… Yaşamın karşıtların birliğiyle var
olduğunu anlatan ne anlamlı bir özlü söz. Çünkü her karanlığın sonunda bir
aydınlık, her aydınlığın sonunda da bir karanlık vardır. Gece geniş karnında
gündüzü, gündüzde rahminde geceyi büyütür. Zamanı gelince de ortaya çıkar
karşıt durum, tıpkı bir bebeğin doğumu gibi. Bu nedenle içinde yaşanan olumsuzluk
sonsuza dek sürmez. Gün gelir doğum sancıları başlar ve nur topu gibi olumluluk
bebeği dünyaya gelir.
Çoğu
zaman kişi, bir günün içinde hem olumlu hem de olumsuz durumları saniyelerle
ölçülebilecek zaman aralığında yaşar. Birinin ne zaman ağlayıp güleceği belli
olmaz. İki duygu peş peşe de gelebilir. Ünlü halk ozanımız Karacaoğlan: “Koyun
eler, kuzu meler/ Sular hendeğine dolar/ Ağlayanlar bir gün güler/ Gamlanma
gönül gamlanma” diyerek bir doğal gerçeği, zorunluluğu ne güzel anlatmakta.
Suların hendeğe dolup akması er geç gerçekleşir. Bu, doğal bir gerçek ve
zorunluluk. Bu zorunluluğu etkileyecek bir güç var mı?
Ağlayanların
bir gün güleceği diyalektiğin dayattığı yadsınamaz bir gerçek. Çünkü doğada her
şey karşıtıyla var. Yaşanan her durum gün gelir karşıtına dönüşür. Çünkü o,
karşıtıyla vardır. Zaten karşıtı olmasa kendi de olmayacak.
Bir
kuş uçarken kanatlarının kaldırma gücüyle havalanıp gökyüzünde kanat çırpar. Bu
sırada yerçekimi gücü de kendini duyumsatır. Yerçekimi ile kanatların kaldırma
gücü kuşun dengesini sağlar. Onun havada kanat çırpmasını sağlayan bu denge.
Yani iki karşıt gücün sağladığı denge.
Olumsuz,
kötü bir durumu yaşayan biri, yaşama havlu atmayacak. Bu yaşadıklarının içinde
olumlulukların, güzelliklerin olduğu gerçeğini bilip savaşımını sürdürüp umudunu
kesmeyecek yaşamdan. Kendini suyun akışına bırakıp sürüklenmeyecek. Sert
dalgalara karşı koyup kulaç atacak. Olumlu düşünüp kurtuluşunun yolunu düşünüp
bulmalı.
Kişi,
olumsuz durum ve olaylardan us gücüyle kurtulabilir. İnsanın en büyük gücü usu.
Onun ayırdına varırsa kişi, aşamayacağı bir engel yok! Bunun yanı sıra bir de
diyalektik düşünmeli. Her şeyin doğada, yaşamda karşıtıyla var olduğunu
bilmeli. Yaşadığımız olumsuz durumun karşıtını düşündüğümüzde umut kaplar her
yanımızı.
Sürekli
olumsuzu düşünmek yaşamdaki konumumuz ne olursa olsun bizi başarısızlığa iter.
Bu da başarısızlığa koşullanmayı getirir. Başarısızlığa koşullanan kişi,
öğrenilmiş bir çaresizliğin içinde bir türlü çıkış yolu bulamaz. Çünkü o,
içinde yaşadığı durumu ve yenilgiyi kabullendiğinden çıkış yolu da aramaz.
Çıkış yolu aramayan biri, içinde yaşadığı olumsuzluktan kurtulma olasılığı var
mı?
Adil
Hacıömeroğlu
7
Eylül 2026
Değerli Adil Öğretmenim,
YanıtlaSilOlumsuzluklara takılıp kalmak, insanı ve toplumu umutsuzluğa sürükleyen görünmez bir engeldir. İnsanların gerçek kişilikleri de çoğu zaman alışverişte, yolculukta ve günlük yaşamın küçük ayrıntılarında belli olur. Yaşamın değişim ve karşıtlıklarla ilerlediğini bilerek umudu diri tutmak, en zor zamanlarda bile yeniden ayağa kalkabilmenin en büyük gücüdür. Duyarlı kaleminiz daim olsun. 👏👏 Emeğinize, gönlünüze sağlık. 🙏🏻📚🌹Saygılarımla.Esen kalınız.