AYAZAĞA’DA YIKIM


14 Ekim 2026 günü Ayazağa büyük bir sel baskını yaşadı. Bu felaket, can ve mal yitimine neden oldu. Önüne gelen ne varsa yıkıp önüne katarak sürükledi. Yıllardır doğa yasalarını anımsatanların sözlerine kulak asmadı kenti ve ülkemizi yönetenler. Onlar bildiklerini okudular. Kimi zaman da dere yataklarında yapılaşmaya çıkanları suçladılar memleketin kalkınmasını istemiyorlar diye.

Aklı eren her yurttaş, dere yataklarının boş bırakılmasını söyledi. Sorumsuz yetkililer, bu uyarıları kulak ardı etti. İnsanların para kazanma hırsı, doğa yasalarına ve toplumun çıkarlarına üstün geldi. Çünkü bu kişilerin doğası da yaşamı da para... Her şeyi para ve varsıllık aracı olarak gören bir avuç kişi, toplumun ortak varlığını cebine indirirken yurttaşlarımızın geleceğini çalıp tehlikeye düşürmekte. Ne yazık ki kimi yöneticiler bu bir avuç paragöz fırsatçıya yardımcı oluyor, kimi zaman onların bilim dışı, yasalara uymayan yapılaşma isteklerine göz yumuyor. Zaten bir kenti, bir ülkeyi yönetenler göz yumup onay vermedikçe dere yataklarını kimse işgal edip buralarda yapılar yapamaz.

Ayazağa’da dere yatağına yapılan, suyun akışını engelleyen ve sele neden olan yapılaşmanın bir felakete dönüşmesinden sonra yıkılması, kent yöneticilerinin öngörüsüzlüğünün bir kanıtı. Ayrıca bu felaketin tetikleyicisi olan bu yapılaşmaya izin veren kent yöneticileri bunun hesabını vermesi gerekmez mi? Bir adım ötesini göremeyen, çok yalın bir doğa kuralından haberdar olmayan birinin İstanbul gibi dünya incisi bir yeri yönetmesi doğru mu?

Peki, dere yatağına imar izni veren belediye yetkilileri, yıkım kararlarını uygulamayan sorumlu sorumsuzlar, yargıya hesap veremeyecek mi? Dere yataklarını ıslah ediyorum diye daraltıp kendince arsa üreten yetkililere bir şey denmeyecek mi? Bu arsaları üç kuruşa pazarlayan halkın yetki verdiği uyanıklara dokunulmayacak mı? Dere yataklarını yapılaşmaya açan yetkililerin mal varlıkları konusunda bir araştırma, soruşturma yapılacak mı?

Ayazağa’daki dere yatağındaki yapılar yıkılıyor. Çok geç de olsa doğru bir iş. Peki; İstanbul’un diğer derelerindeki yapılaşmayla ilgili bir çalışma yapılacak mı? Bu derelerin çevresindeki yapılaşmaya olası bir felaket gelinceye dek göz mü yumulacak?

İstanbul’daki sel felaketinde yaşamını yitiren yedi canımızın hesabını kim verecek? Su baskınıyla malı mülkünü yitirenlerin, tinsel ve tensel sağlığı bozulanların zararları nasıl karşılanacak?

Felaketten sonra kent yöneticileriyle ilgili bakanların aklı başına geldi ve dere yatağında yapılan ve farklı amaçlarla yapılan yapılar yıkılmaya başlandı. Peki, aynı derenin yatağını daraltıp işgal eden ve 14 Ekim günü selin işgal ettiği milyonlarca liraya pazarlanan pahalı konutlar da yıkılacak mı? Ayrıca Kâğıthane Deresi boyunca adına “site” ya da değişik yabancı adlar verilen konutlar, iş merkezlerine yetkililerin elleri değecek mi? Yoksula gücü yeten devlet yetkililerinin varsıla da gücü yetecek mi?

Ulusumuzun kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk: “Önemli olan ufku görmek değil, ufkun arkasını görmektir” diyerek bizlere yol göstermekte. Ufkun arkasını geçtim, ufku gördüğünde gözleri kamaşan ve bir adım önünü göremeyenlerden ülkemize ve kentlerimize yönetici olur mu?

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       20 Ekim 2026

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder