Her
dinlediğimde sözleri ve ezgisiyle yüreğime işleyen bir Elazığ türküsü Hüseynik.
Bu, bir ağıt… Ağıtlar, üzünçleri ve toplumun içinde yok olmayan acıları
anlatır. Toplumsal bellek, yüreğin sesini dinleyerek ağıda dönüşür. O ağıtlar
ses olur, söz olur dilden dile, kuşaktan kuşağa geçerek zamanı aşarak yaşar.
Onların yaşamasını sağlayan doğdukları topraklara bağlılığıdır. Hüseynik de
Doğu Anadolu’nun, Elazığ’ın toprağına ve sert iklimine bağlı bir ağıt.
Hüseynik,
Elazığ’ın bir mahallesi… Bugünkü adı Ulukent… Bu mahalle, Harput kentinin kalesinin
altında yer alır. 1978’e dek köy olan bu yerleşim yeri, bu tarihte mahalle
olur.
Türkünün
konusu olan Hacı Hasan oğlu Akif Efendi, 1846’da Bitlis’te doğar. Eğitimini
bitirdikten sonra 23 yaşında Batman’a memur olarak atanır. Batman’dan sonra
Diyarbakır, Samsun, Adıyaman ve Ergani’de memurluğunu sürdürür. Yaklaşık 25 yıl
süren memurluğunun 16 yılı Harput’ta geçer. Görevi, Harput Posta ve Telgraf
İdaresi’nde baş memurluktur. O yıllarda sılayla gurbet arasındaki tek iletişim
kanalıdır telgraf. Sosyal ilişkileri gelişkin biri olarak yöre halkıyla iyi
ilişkiler kurar. Halk tarafından sevilip sayılır.
Harput’un
telgraf memuru Akif Bey, her zaman olduğu gibi 21 Ağustos 1894 sabahı evinden
çıkıp seher yolundan (kimilerine göre şeher yolundan) yürümeye başlar telgrafhaneye
gitmek için. Yolda yürek sızısından yığılır bir yana. Onu ayakta tutan yüreği
çarpmaz olur ve oracıkta yaşamını yitirir.
“Hüseynik’ten
çıktım seher yoluna
Can
ağrısı tesir etti koluma
Yaradanım
merhamet et kuluna
Yazık
oldu, yazık şu genç ömrüme
Bilmem
şu feleğin bana cevri ne”
Türkünün
yukarıdaki ilk bölümünde Akif Bey’in geçirdiği kalp krizine nasıl yenildiği kendi
ağzından anlatılmakta. Türkünün anonim olduğu söylense de son dönemlerde
yapılan araştırmalarda beste ve güftenin Saçlızade Vehbi Efendi’ye ait olduğu
savlanmakta.
“Lütfü
gelsin telgrafın başına
Bir
tel çeksin Musul’da gardaşıma
Bu
gençlikte neler geldi başıma
Kavuştak”
Burada adı geçen “Lütfü” Akif Bey ile aynı yerde çalışan biridir.
“Telgrafın
direkleri sayılmaz
Atik
Hanım baygın düşmüş ayılmaz
Böyle
canlar teneşire koyulmaz
Kavuştak”
Bu dizelerde geçen “Atik Hanım” Akif Bey’in eşi, Asiye Hanım’dır.
Anadolu
insanı, kendine hizmet edeni, ona iyi davrananı, kendisine değer vereni gönül
tahtına oturtur. Yıllar geçse de onu, halkın gönül tahtından kimse söküp
atamaz. Çünkü o kişi bir kez gönülde yer edinmiştir. İşte, Akif Bey de
Elazığlıların saygı, sevgi ve güvenini kazanmış, gönlüne girmiş biridir. Çok
sevdikleri Akif Bey’in ölümü, onları yaralamıştır. Bu derin acıyı dile getirmek
için Hüseynik türküsü ağıt olarak dillere düşmüş, gönüllerde yer etmiştir.
Türkü, söylene söylene bugüne kadar gelmiş, yarına da kollarını uzatmakta.
Halkımız
değer verdiği, kendisine iyilik yapanı, topluma yararlı olan kişileri hem
gönüllerde hem de türkülerde yaşatır. Bu türkü, Akif Bey’in ardından ona halkın
bağlılığını, sevgisini, saygısını göstermek için dillerde ve gönüllerdedir.
Biraz da ona borçlarını ödemektir bu ağıtın dile getirilmesi. Halk borcunu,
gönlüyle öder.
Not:
Türküyü Adile Kurt Karatepe’den aşağıdaki adresten dinleyebilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=OfdnBNVhHf4&list=RDOfdnBNVhHf4&start_radio=1
Adil
Hacıömeroğlu
22
Ekim 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder