Ekran
bağımlılığı, çocuklarımızı bizden koparıyor. Bu kopuş, öncelikle ailenin
varlığını tehdit etmekte. Aileler dağılırken çok önemli toplumsal ve kişisel
sorunlarla karşılaşıyoruz. Ailenin dağılması, doğal olarak toplumsal çözülmeye
neden olmakta. Toplumsal çözülme ise kültürel çürümeye, tinsel yok oluşa, toplumsal
karmaşaya, kişisel çatışmalara, varlıksal sorunlara neden olmakta.
Toplumsal
çürümenin en çarpıcı belirtisi, sevgisizlik… Ne yazık ki aynı mahallelerde
yaşayan, aynı sokakları paylaşan, hatta aynı evin havasını soluyan kişiler birbirlerini
sevmiyor. Sevgi bağının koptuğu bir yerde saygıdan da söz edilemez. Sevgi ve
saygının olmadığı bir yerde güvene dayalı insan ilişkisinden söz etmek
olanaksız. Bir toplumun temeli, güven üzerine kurulur. Birbirine güvenmeyen
insanların oluşturduğu toplumun aynı amaca koşması, aynı ülkü için savaşması
düşünülemez.
Ekranların
kurduğu dünyada, her şey çıkarlar üzerine kurulu. Sevmek, saymak, güvenmek de
kişinin karşısındakinden ne kadar çıkarı varsa o kadar oluyor.
Toplumumuzun
geleceği olan çocuklarımızı, elimizden alan ise ekranlar… Düşünün ki bir
çocuğun günlük yaşamında neyi, nasıl yapacağına ekranlar karar veriyor. Ne
giyeceğini, ne yiyip içeceğini, nasıl konuşacağını, sözcük dağarcığını, neyi
sevip sevmeyeceğini, günde kaç saat uyuyacağını, kimlerle arkadaşlık kuracağını,
derslerine ne kadar zaman ayıracağını “ekran” denen görünmez bir el belirliyor.
Onun yaşamının her anında ekranların parmak izi var.
Çocuklarımızın
anne, baba, dede, nine, kardeş ve diğer akrabalarla ilişkisinin hangi düzeyde olacağını
ekranlar planlıyor. O, izin verdiği sürece en yakınlarıyla görüşebiliyor. Görüşme
dediysem birkaç sözcükten oluşan bir konuşma bu. Çocuk, en yakınlarıyla göz
göze bakarak konuşamıyor, deyip gülemiyor. İçtenlikli bir söyleşi yapamıyor
yakınlarıyla.
Çoğu
anne ve baba; çocuğunun neyi, ne kadar sevdiğini ne yazık ki bilmiyor. Nasıl
bilsin ki? Çünkü doğru düzgün konuşup dertleşemediğin birinin duygularını, düşüncelerini
bilmek olanaklı mı? Nedense çoğu anaata; çocuğunun eğilimlerini, yeteneklerini,
becerilerini de bilmiyor. Çünkü bunları bilmesi için onlarla zaman geçirip
günlerini paylaşmaları gerekir. Çocuk, neredeyse tüm zamanını ekran başında
geçiriyor. Gerçi çoğu anne ve baba da ekrana baktığı kadar çocuğunun gözlerine
bakmıyor ne yazık ki. Çocukların çoğunun ve anaataların önemli bir kısmının
ailesi ekran olmuş da farkında değiller. Kendini soyut bir yaşamın
bilinmezliğine kaptıran anne, baba ve çocuğun aile ilişkileri de giderek
soyutlaşıp gerçekçilikten uzaklaşır.
Ekran
bağımlısı olan çocukların duyguları, düşünceleri, beğenileri, yaşamla biçimleri,
gelecek tasarımları, insan ilişkileri, ülküleri sanal bir el tarafından belirlenmekte.
Bu da onun kişiliğini, beyinsel gücünü, özgün düşüncelerini, içinden kopup
gelen duygularının çalınıp yok edilmesi demek. Kısacası, çocuğu kendi olmaktan vazgeçirmekte
bu bağımlılık. Kendi olmaktan çıkan bir çocuğun ekranlardaki görünmez elin
buyruğuna girmesi çok olağan. Bu da çocuklarımızın bizden alınıp ekranların
isteğine göre davranması ya da onların görünmez ellerce kullanılması demek
oluyor.
Çocuklar,
ekran bağımlısı olunca elimizden kuş olup uçuyor soyut bir dünyanın bilinmezliğine.
O görünmez el, soyut dünyasında çocuklarımızı önce kendine bağlıyor, sonra hızla
akıllarını çelip onları bizden çalıyor. Çalınan yalnız çocuklarımız değil,
toplumumuzun geleceği. Toplumumuzun geleceğini, varlığını korumak için
çocuklarımızı ekran bağımlılığından kurtarmamız gerek. Her çocuğun bir dünya
olduğunu düşünürsek milyonlarca dünyayı yok ediyoruz. Bunun ayırdına varmalı.
Dünya; canlı varlıkların yaşaması, cansız varlıkların var olması için var. Ekran
ise sanal bir dünya, yani gerçek değil. Sanal bir dünyada canlı varlıklar
yaşayamaz ki çocuklar nasıl yaşasın burada? Bu nedenle çocuklarımızı, çalınmaktan
elbirliğiyle kurtarmalı. Çünkü yaşamak için başka seçeneğimiz yok!
Adil
Hacıömeroğlu
26
Ocak 2026
Değerli Adil Öğretmenim,
YanıtlaSilÇocuklarımız yalnızca zamanlarını değil; özgün düşüncelerini, ilişkilerini ve benliklerini de yitiriyor. Ekranlar, gerçek yaşamın yerine geçerek onların dünyasını biçimlendiriyor. Bu durum salt bir teknoloji meselesi değil; insan olma hâlimizin, aidiyet duygumuzun ve toplumsal bağ kurma yetimizin aşınmasıdır.
Çocuk, gerçek ilişkilerle değil de görünmez bir dijital elin yönlendirdiği deneyimlerle şekillendiğinde; sevgi, duygudaşlık ve güven gibi temel insani değerlerin kökleri zayıflıyor. Böyle bir “çalınma”, yalnızca bireyi değil, toplumun geleceğini de sessizce tüketiyor.
Gerçek yaşam yerine sanal olanın ikame edilmesi, çocuğu deneyimden koparıp tüketime hapseder; bunun sonucu yalnız bireyler değil, bağ kurmakta zorlanan bir toplumdur. Bu nedenle çocuklarımızı bu sarmaldan kurtarmak, aslında insani olanı yeniden inşa etme sorumluluğudur.
Bu derinlikli ve yürekten yazınız için teşekkür ederim.👏👏Düşünmeye ve sorgulamaya açtığınız bu alanın çoğalmasını, paylaşımlarımızla herkesin okumasını dilerim.💐📚🍀
Saygılarımla.