“Ekran
icat oldu, insanlığımız bozuldu.” demiştim Köroğlu’nun “Tüfek icat oldu,
mertlik bozuldu.” sözüne gönderme yaparak. “İnsanlığın bozulması” yaşamdaki birçok
şeyi de bozar yanı sıra. “İnsanlığın bozulması” evimizdeki musluğun, elektrik
düğmesinin, televizyonun ya da tenceredeki yemeğin bozulmasına benzemez. Musluk,
elektrik düğmesi, televizyon ustasınca onarılır; tencerede bozulan yemek yenmeyip
dökülür. Ancak bozulan insanlığın onarımı çok zor…
Biri,
size hak etmediğiniz bir söz söyler ya da davranışta bulunur. Bu, sizin
içgücünüzü geçici olarak bozar. Ancak zamanla unutursunuz bu olumsuzluğu.
İnsanlığımız bozuldu mu, toplumun her şeyi değişir. Sen, sen olmazsın. İnsan olmanın
binlerce yılda oluşturduğu erdemler, değerler yok olup gider. Değerleri
olmayan, erdemlerini yitirmiş bir topluluğa, insanlardan oluşan toplum demek
zorlaşır. İnsan yalnızca eğniyle değil, erdem ve değerleriyle insandır.
Son
yıllarda kişi, en kötü davranışı yapsa da en çirkin sözü söylese de yüz
kızartıcı işler yapsa da utanmıyor. Niye?
Evet,
niye son yıllarda toplumda utanma duygusu yok oldu? Utanma duygusunu yok eden
siyasal, ekinsel, toplumsal koşullar neler?
Ekran
bağımlılığıyla toplumsal düzenimiz değişti. Bizi, biz yapan geleneklerimiz
neredeyse ortadan kalktı. Toplumsal değerlerimizde aşınma çok hızlı olmakta.
Toplumsal ve kişisel aktöre, rafa kaldırılmak üzere. Aktöreye, geleneklere,
toplumsal değerlere uymamak hem kişisel özgürlük hem de özgün düşünmek olarak
algılanıp algılatılıyor. Kişisel özgürlük, her istediğini yapmak değil. Daha
önce de söyledim, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde senin özgürlüğün
biter. Kısacası, senin özgürlüğün başkalarının özgürlüğünü engelleyemez, onlara
zarar veremez. Toplumsal yaşamın düzenli, barış içinde olması için bireyler
arasında uyum, uzlaşma ve birbirlerinin haklarına saygı gerekir.
Ekranlar,
aykırı ilişkileri olağanlaştırmakta ne yazık ki. Özellikle küfürlü konuşmalar,
sıradan duruma getirildi. Kısa videolarda, eş dost buluşmalarında küfürlü bir
dil egemen oldu nedense. Her tümcenin arasına küfür ve cinsellik içeren
sözcükler karıştırmak beceri sanılmakta kimilerince. Tartışmalarda, günlük
konuşmalarda karşısındakine hakaret etmek, onu aşağılamak üstünlük olarak
görülmekte. İnsanı aşağılayarak ezmenin çok yaygınlaştığını üzülerek
söylemeliyim.
Kişiler,
en gizli olması gereken sırlarını uluorta konuşmakta. Dedikodu, yalan, iftira konuşmaların
temelini oluşturmakta. Yalan, olağanlaştı nedense. Çoğu zaman karşınızdaki
kişinin yalanı çok açık anlaşılmasına karşın, pişkinliğe veriyor bu durumu.
Bunun yaşamın bir parçası olan kendime özgü bir öykü olduğunu söylüyor
utanmazca. Olmadık yerde karşısındakine kara çalmak, sıkça görülen bir durum.
Bir kişi yalan söylerken ya da birine iftira atarken yüzü niye kızarmaz? Bir
kişiyi, olmadık şeylerle suçlayan biri niye zerre kadar utanmaz?
Saygısızlık,
toplumsal bir dert… Ne yazık ki insanın insana saygısı yok oldu. Saygısızlığın
adına, ne yazık ki özgürlük deniyor. Yapılan saygısızlığın özgürlük kılıfına
sokulması ilginç değil mi? Oysa insana, düşünceye, duyguya, varlığa saygı
göstermesi insan olmanın gereği değil mi?
Çoğu
kişi, bile bile insanlara zarar veriyor. Bu, ona söylendiğinde utanmak yerine,
kendini savunuyor pişkince. “Ayıp” sözcüğü, ne yazık ki günlük yaşamın kapsama
alanından çıkmak üzere. Kişi, yaptığı davranışın, söylediği sözün ayıp olduğunu
biliyor. Ancak buna karşın vazgeçmiyor ayıplı söz ve davranıştan. Çünkü “ayıp”
insan ilişkilerinde “kayıp” oldu. “Ar etmek” diye bir deyimimiz vardı. Ne yazık
ki bu söz, anımsanmaz oldu. Kötü, ayıplı, utanmazca işler yapanlar için “Allah’tan
korkmaz, kuldan utanmaz.” sözü, çoktan unutularak tarih sayfalarındaki yerini aldı.
Günümüz insanları, ne Allah’tan korkuyor ne de kuldan utanıyor. Çünkü ekran
bağımlılığı, Allah korkusunu da kuldan utanmayı da yok etti. Ne yazık ki çoğu
kişinin yaptığı kötü davranış ya da söylediği kırıcı söz için yüzü kızarmıyor,
yüreği incinmiyor.
Eşlerin
eşlere, çocukların ailelerine, arkadaşların birbirlerine bağlılıkları ortadan
kalktı. Bunun da normal bir durum olduğu savunulmakta ne yazık ki. Olumsuz davranışları
normalleştirmek, toplumun değerlerini ve birliğini kemiren bir fare.
Toplumumuzda
yaygın bir bilgisizlik var. Bunun da nedeni, toplumu asıl besleyen ekinsel
kaynağın ekranlar olması. Kişiler; ekranda dinlediklerini, gördüklerini hiç
sorgulamadan olduğu gibi kabul ediyor. Buradaki her şeyin gerçek olduğunu
sanıyor. Kitap okuma, araştırıp öğrenme ne
yazık ki toplumu oluşturan kişilerin çok küçük bir kısmının yaptığı bir iş.
Çevremizdeki kişilerin çoğu, ekranlardan öğrendiği yalan yanlış bilgileri yüreklilikle
inanarak savunmakta. Bu da özgüven olarak görülmekte.
Toplumuzda
çok yaygın bir adaletsizlik var. Nedense kimse hakkına razı gelmiyor. Öyle bir
toplumsal düzen kurulmuş ki haksızlık yapmak olağanlaştı. Buna da kurnazlık
kılıfı geçirildi. Bir toplumda haksızlığı hak olarak bellemek/belletmek büyük
bir yıkım değil de nedir?
Toplum,
ekran bağımlılığı yüzünden çözülüp çürüyor. İlgililer, sorumlular yalnızca
izlemekte bunu. Kimse, insanlarımızı ekran bağımlılığından kurtarmayı
düşünmüyor nedense. Göz göre göre uçurumdan aşağı yuvarlanan toplumu kurtarmak
hepimizin görevi değil mi? Unutmayalım ki bir toplum çökerse hepimiz çökeriz.
Sorumluluk orunlarında oturanlar da herkesle çöküp yok olur. Bu nedenle toplumu
çürüten böylesine büyük bir sorun karşısında duyarsız kalınmaz.
Adil
Hacıömeroğlu
28
Ocak 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder