Hem
yetişkinlerde hem de çocuk ve gençlerde, ekran bağımlılığının artmasıyla kişilerde
olumsuz yönde birçok davranış değişikliği ortaya çıkmakta. Ekran bağımlılığının
tensel ve tinsel şiddeti artırdığı yadsınamaz bir gerçek.
Son
yıllarda kız olsun erkek olsun çocuk ve gençler arasında akran zorbalığı bir
çığ gibi büyüyor. Bireyden bireye akran zorbalığı okullarda, mahallelerde
oldukça yaygın. Gücü, gücü yetene… Zorbalık yaygın bir biçimde uygulamakta.
Çocuklar ve gençler, aralarındaki küçük sorunları konuşarak değil, şiddetle
çözmeye çalışıyorlar. Aslında bu zorbalıkla sorunları çözme davranışı,
büyüklerden ve ekranlardan öğrenilmekte. Çocuklar, gördüklerini yapmakta
ustadır. Çevrelerinde, ekranlarda gördükleri davranışlara öykünerek kolayca benimsemekteler.
Öğrendiklerini vakit geçirmeksizin uyguluyorlar çevresindekilere. Bu işte, bazı
büyüklerin çocuklarını severken yaptıkları ve masummuş gibi görünen davranışlarının
payı büyük. Bazı anne, baba, dede, nine ya da diğer akrabalar, komşular,
tanıdıklar; çocukları severken elleriyle vurarak severler. Kimileri
çimdikleyerek, çocuğun orasını burasını sıkıp acıtarak sevgilerini gösterirler.
Bu tür davranışlar, görünürde çocuğa karşı bir sevgi göstergesi sayılsa da
küçük yavrunun canı yanar. Ve bu tür kişilerden kaçmaya çalışır çocuk. Kaçtığı için
dışlanan, suçlanan çocuklar çoktur. Oysa o, canı yanmasın diye bir savunma
içindedir. Bu kendini savunmanın büyüklerce yadırganması, küçükleri şiddete alıştırmanın
çarpıcı bir örneği.
Çocuklar,
küçük yaşlarda kendi aralarında örgütlenerek çeteler oluşturuyor. Bireysel
güçlerini birleştirerek şiddetin gücünü artıyorlar. Böylece şiddet, bireysel olmaktan
çıkıp toplumsal düzeye sıçrar. Çocuklar büyüdükçe özellikle de ergenlik
aşamasında çeteleşmelerin boyutu genişler. Daha geniş kapsamlı bir örgütlenme
çerçevesinde şiddetin dozu artar. Böylece gençlerde şiddet bağımlılığı
kontrolden çıkmaya başlar. Şiddet bağımlısı gençlerin bazıları, örgütlü suç
örgütlerince tetikçi olarak kullanılmaya uygun duruma gelir. Nerdeyse her gün
çocuk yaştaki kişilerin işledikleri suçları öğrenmekteyiz basın yayın
organlarından. Çoğu zaman ölenin de öldürenin de çocuk olduğu iç yakıcı
olaylarla karşılaşıyoruz.
Çocuk
ve gençlerin bir bölümü, şiddeti uygulayan olarak diğer bir bölümü de şiddete
uğrayan olarak karşımıza çıkmakta. Ne yazık ki akran zorbalığını uygulayanlar şiddet
bağımlısı olarak, akran zorbalığına uğrayanlar da şiddete ses çıkarmayarak
içten içe bir alışkanlığın kısır döngüsüne girmekteler. Bu durum, herkesin
bildiği ve ne yazık ki kimsenin sesini çıkarmadığı bir şiddet sarmalı içinde
sürüp gider. Peki, bir çocuğun akran zorbalığı uygulamaya eğilimli olduğunu ya
da şiddet gördüğünü nasıl anlarız?
Akran
zorbalığını uygulayan çocukların en belirgin özellikleri, duygudaş olmamaları. Duygudaş
olmayan biri, karşısındaki insanın duygularının incinmesini, örselenmesini,
yüreğinde açılan yaraların derinliğini anlaması olanaksız. Zorba çocuk, kas
gücünü gösterme gereksinimi duyar. Böylece kendini, içinde yaşadığı topluma
kabul ettirmek ister. Bunu da genellikle kendinden zayıf olanları ezip
bastırarak ve hırpalayarak yapar. Böylece kendisinin üstün insan olduğunu sanır.
Şiddet uygulayarak, kendinden zayıfları ezerek toplumda değer bularak saygın
olduğunu düşünür. Uyguladığı şiddetle varlığını karşısındakine,
çevresindekilere duyumsatır zorba çocuk. Bu yolla tinsel doyuma ulaşır
kendince. Böylece zorba çocuğun “ben”i şişer.
Çocuklar
yaptıkları yanlış ve doğrularla ailesince benimsenmeli. Onların eksikliklerini
sürekli söyleyen, yüzlerine vuran anne ve babalar, onları güç göstererek kendilerini
kanıtlamaya sürükler. Çocukların yanlışlarının olağan olduğunu söylemeli. Onların
yanlışlarından ders çıkararak doğruları yapmalarına yardımcı olmalı anne, baba
ve öğretmenler. Sürekli olumsuzluklar üzerinden çocuklara yüklenmek onların tinsel
sağlıklarını bozar. Çocukları sürekli etiketleyerek ve önyargılarla yetersiz,
başarısız olduklarını söylemek anaata (ebeveyn) davranışlarını en kötüsü. Ne
yazık ki bazı anne ve babalar, çocuklarından yeteneklerinin üstünde sınırsız
başarı beklemekte. Neredeyse çocuklarını yar tanrı gören anaatalar var. Onları
sürekli kazanan yarış atları olduğunu sanan bu anne ve babalar, çocuklarını
akran zorbalığına kendi elleriyle itmekteler. Çocuğa: “Annem ve babam, benim varlığımı
değil; başarılarımı seviyor.” dedirten anaatalar, büyük yanlışın içindeler. Bu tavırlarıyla
suçlu çocuk yetiştirdiklerinin farkında bile değiller. Çocuk da akran
zorbalığını kendince bir başarı olarak görmekte.
Çocukların
varlığına, yanlış ve doğrularına saygı duymalı anne ve babalar. Onları sürekli suçlamak,
olduk olmadık konularda ve yerlerde yargılamak, başkalarıyla karşılaştırmak ve
çocukları ikide bir tehdit etmek en kötü anaata davranışları. Bu dil, çok
yıkıcı ve yok edici… Çocuklarla iletişimde velilerinin kullanacağı dil; onların
kişisel gelişiminde, benliğini oluşturmasında, duygudaş olmalarında çok önemli.
Bu nedenle büyükler, küçüklerle konuşurken ağızlarından çıkacak sözlere çok
özen göstermeliler.
Çalıştığım
bir dersanede deneme sınavları yapardık. Veliler, kendi öğrencisinin sonuçlarını
öğrenmeden, çocuklarının sınıf arkadaşlarının kaç puan aldıklarını sorarlar.
Bunu da çocuklarının yanında yaparlardı üstelik. Çocuklarını anlamsız bir
karşılaştırmanın zehirli ortamına sürükleyen velileri uyarıp terslediğim
çoktur. Hatta bir denem sınavında iki öğrenci tam puan aldı. İkisi de tüm
soruları doğru yaptı. Ancak sınav sonuçlarını açıklandığı listede biri önde,
diğeri arkada yer aldı. Bu sıralama, ada ve soyadlarının abece sıralamasına
göre yapılmıştı. İkinci sırada yer alan öğrencinin velisi, çocuğunu azarladı;
hatta bir de tokat attı ona, niye ikinci oldu, diye. İşin en üzücü yanı ise
bunu yapan anne ve babanın üniversite bitirmiş olmaları. Bu çocukların ikisi anaokulundan
başlayarak hep aynı sırada oturdular. Çok içten, ayrılmaz bir arkadaşlıkları
vardı.
Bazı
veliler, sınavda 95 alan çocuğuna: “Niye 100 alamadın?” diyerek kızmaktalar.
Peki, sormak gerek bu velilere: “Sen yaşamın boyunca kaç kez 95 aldın?” diye.
Bu tür davranışlarını akranlar arasında haksız, gereksiz bir karşılaştırmayı,
rekabeti tetiklemekte. Ayrıca arkadaşlıklarını bozmakta. Böylece onları akran
zorbalığının zalimi ya da mazlumu olmaya yöneltmekteler bilerek ya da bilmeyerek.
Zorbalığa
uğrayan çocuklardaki davranış değişiklikleri gözlemlendiğinde onun karşılaştığı
şiddet çok açık bir biçimde anlaşılır. Bir çocuk görünürde bir neden yokken birden
bire içe kapanıyor ve çevresindekilerle pek konuşmuyorsa bu, zorbalığa
uğradığının bir belirtisi olabilir. Bu çocuklar içe kapanarak özellikle aile
içindeki iletişimi gözle görünür bir biçimde yok olmaya başlar.
Akran
zorbalığına uğrayan çocuğun notları düşer, ders çalışma istekleri azalır. Ders
çalışır gibi görünse de çalışamaz. Çünkü kafası hep uğradığı zorbalığa takılı
olduğundan derslerine, çalışmalarına, ödevlerine, yaşamın gerçeklerine
odaklanması olanaksızdır. Bu nedenle notları düşer. Başarısızlığı açıkça
görülür. Uğradığı şiddet, onun tinsel sağlığını iyice bozduğundan tüm ilgisi
buraya kaymıştır. Kendince bu durumdan kurtuluş çarelerini, içinde bulunduğu
durumdan çıkış yollarını aramaya çalışır kendince. Bu kurt, neredeyse günün yirmi
dört saati onun beynini kemirip durur. Bu nedenle zorbalığa uğrayan çocuğun
uyku düzeni gözle görülür bir biçimde bozulur. Bu tinsel bozukluk, onun tensel
gelişimi de etkiler. Sık sık olmadık biçimde sayrılıklarla ayaklanır. Bu
çocuklarda durduk yerde baş, karın, sırt ve kas ağrıları görülür. Bu sağlıksız
durumun nedeni, gördüğü şiddettir.
Akran
zorbalığıyla karşılaşan çocukların yemek düzeni bozulur. İştahları azalır. Sofraya
otururken ayak sürür. Yemeğini iştahla yiyemez. Yerken annesi, babası, varsa
kardeşiyle göz teması kurmaz. Çünkü şiddetin yükü, acısı, toplum içinde küçük
düşmesinin ağır yükü; onun yüreğinde utanç duygusunu büyütür. Göz teması
kuramamasının nedeni, özgüveninin örselenmesi ve derin bir utanç
duymamasındandır. Bu, onu tinsel olarak ezim ezim ezer.
Zorbalığa
uğrayan çocuk, okula gitmek istemez. Hep gönülsüz davranır okula giderken. Çünkü
onun için okul demek, şiddete uğrayarak aşağılanma demek. Yani hem tensel hem de
tinsel bakımdan acı duyduğundan ve arkadaşlarının arasında küçük düştüğünden
okul onun için bir eğitim yuvası olma özelliğini çoktan yitirmiştir.
Akranlarından
şiddet gören çocuk, telefonunu elinden bırakmaz. Sürekli gözü ekrandadır. Çünkü
kendisine zorbalık uygulayanlar, onu buradan tehdit ederler gördüğü şiddeti
söylememesi için. Ayrıca ondan bazı isteklerde de bulunurlar. Anne ya da baba,
çocuğun telefonuna bakarsa onun akranlarınca şiddete uğradığını kolayca anlayabilir.
Aslında ekranda çocuklarının yaşadıklarıyla ilgili ipuçları, kanıtlar vardır. Çocuk
bu bilgilerin ele geçmesinden, uğradığı şiddetin anlaşılmasından korkmaktadır. Ayrıca
zorbalık, dijital ortamda da yapılabilir. Çocuk, telefonunu hep yanında taşıyarak
bu zorbalığın anlaşılmasını önler. Çünkü bu zorbalıkta tehditler havalarda uçuşur.
Bu nedenle birçok çocuğun ekran bağımlılığı, şiddete uğramasının ya da akran
zorbası olmasının kaynağı. Çünkü akran zorbalıklarının görüntülerinin paylaşıldı
yer sosyal medya alanları. Ayrıca ekranlar, zorbalığın eğitiminin yapıldığı
yerler.
Çocukları
akran zorbalığından korumanın yolu, onları başta ekran bağımlılığı olmak üzere
tüm bağımlılık alanlarından koparmakla olur. Ayrıca onlara duygudaş olmalarını,
ulaşabilecekleri amaçlar edinmelerini, gerçekleşmesi için ardından koşacakları
ülküleri edinmelerini, tinsel varsıllıklarını çoğaltmayı, doğayı sevmelerini sağlayacak
bir aile ilişkisi ve eğitim gerekli. Bu konuda anne, baba ve öğretmenlere büyük
görevler ve kaçamayacakları sorumluluklar düşmekte. Bunları yerine getirmek bir
insanlık ödevi…
Adil
Hacıömeroğlu
21
Şubat 2026
Çok önemli tespitlerde bulunmuşsunuz 🙏
YanıtlaSil