İstanbul’da
yaşayan biri olarak neredeyse her gün toplu taşım araçlarına binmekteyim. Bu
arada 65 yaş üstü, engelli biri olduğumu da söyleyeyim. Toplu taşım
araçlarından en çok Marmaray ve metroya biniyorum.
Gençliğimde
yaşulu, engelli, sayrı olduğu bakınca anlaşılan, hamile ve bebeğiyle toplu
taşım araçlarına binen kadın ya da erkeklere herkes yer verirdi. Bu kişiler,
ayakta dururken koltuklarda yayılıp oturmayı; o dönemin gençleri, hatta orta
yaşuluları ayıp sayardı. Çok az da olsa toplu taşım araçlarında uyur gibi yapıp
yer vermesi gereken kişileri görmezden gelen gençlere rastlardık. Ancak bu
kişiler, yaptıkları işin utancıyla gözlerini iyice yumar, bir süre sonra gerçekten
uykuya dalarlardı. Kim bilir düşlerinde neler görürlerdi?
Eskiden
toplu taşım araçlarında kitap, gazete ve dergi okuyanlara sıkça rastlardık. Özellikle
sabahleyin toplu taşım araçlarına binenlerin çoğunun elinde günlük gazeteler
olurdu. İnsanlar, sabahın erken saatlerinde gazetedeki haberleri ve köşe yazılarını
okurdu. Kimi zaman tanıdık olanlar, yan yana oturup okuduklarını yorumlarlardı.
Gazete okuyanların yanındakiler, çaktırmadan yanında çarşaf gibi açılan
gazeteyi okurdu ilgiyle. Bazı kişiler, oturacak yer bulamadıklarında gazete,
dergi ve kitaplarını ayakta okurlardı. Günümüzde böyle mi?
Neredeyse
her gün bindiğim toplu taşım araçlarında bir vagonda, elinde kitap olan kişi
sayısı iki, bilemediniz üç. Çok az da olsa elinde kitap olanların sayısı
çoğalınca olağanüstü bir mutluluk duyuyorum. Küçük olsun büyük olsun neredeyse herkesin
elinde telefon var. Gözler, telefona kilitlenmiş. Kimi oyun oynuyor, kimi ise
fotoğraf ya da resimlere bakıyor hızlıca. Çoğunluk ise video izlemekte
kesintisiz. Bazıları da tanıdıklarıyla sosyal medyada yazışıyor. Başlarında hamile
ya da bebekli kadın dikiliyormuş umurlarında mı?
Dedesi
yaşında yaşulular biniyor toplu taşım aracına ayakta durmakta zorluk çektiği
her halinden belli... Ya da engelli biri acı içinde, can havliyle zorla tutunuyor
bir yerlere düştü düşecek… Taşı sıksa suyunu çıkaracak gencecik adam açmış bacaklarını,
koltuğuna iyice kaykılmış oturuyor yerinde gözleri telefonda. Görüyor
karşısında duran ve yer vermesi gereken kişiyi. Ancak görmezden geliyor.
Bazılarının bu durumdan rahatsızlığı belli oluyor yüzlerinden. Buna karşın kalkmıyor
yerinden içten içe çektiği vicdan azabını yok sayarak.
Eskiden
anne ve babalar; yaşulu, engelli ve hamile ya da çocuklu kadınları görünce yanlarında
oturan okul çağındaki çocuklarına dönerek: “Kalk çocuğum amcaya/ablaya yer ver.”
derlerdi. Bu uyarı, çocuk ya da gençlere bir sorumluluk duygusu aşılar, bir
yurttaşlık bilinci verirdi. Ne yazık ki günümüz anne ve babaları bu tür uyarıları
yapmıyorlar nedense. Belki bu uyarıları yapsalar da çocuklar yerlerinden
kalkmayacak. Çünkü çocuklar, onların prens ya da prensesleri… Evlerinde olmayan
bir davranışı, toplu taşım araçlarında neden yapsınlar? Bu tür alışkanlıklar,
önce evde öğrenilip uygulanır. Atalarımız “Sokma akıl, yedi adım gider.” sözünü
boşuna mı söylemiş?
Ekran
bağımlılığı, çocuk ve gençlere insan, yurttaş ve uygar olmanın; toplum içinde
yaşamanın kurallarını unutturmakta. Onları toplumdan soyutlayarak derin bir
bencilliğin yalnızlık kuyusuna yuvarlıyor.
Yaşululara,
engellilere, hamile ve bebekli kadınlara toplu taşım araçlarında yer vermek; özverili
olmanın, insana saygı gösterip sevgi duymanın, dayanışma ve yardımlaşma duygusunu
topluma yerleştirmenin bir gereği. Bu erdemlerin olmadığı toplum, giderek
çürümeye ve dağılmaya başlar. Böylece toplumsal barış da bozulur. Buna izin
verip vermeyeceğimiz bizim elimizde.
Adil
Hacıömeroğlu
8
Şubat 2026
Toplumsal çürüme yazılarının devamını bekliyoruz hocam 🙏🏽🙏🏽☺️
YanıtlaSilDeğerli Adil öğretmenim,
YanıtlaSil“Asıl sorun eğitirken öğretememek mi, öğretirken eğitememek mi?” sorusu tam yüreğe dokunuyor. Çünkü bilgi vermek kolay; davranış kazandırmak, değer inşa etmek zor. Bugün çocuk çok şey biliyor ama her şeyi umursamıyor. Asıl kırılma burada.
Büyüklerin yanında telefona gömülmek artık sadece bir görgü meselesi değil; gerçekten de dediğiniz gibi, duyarsızlığın sıradanlaşmış hali. Otobüste, sofrada, misafirlikte… Göz göze gelmeyi unutmuş bir kuşak büyüyor. Ama şunu da düşünmeden edemiyorum: Çocuk telefonu bırakmıyorsa, acaba biz büyükler neyi bıraktık? Sabırlı sohbeti mi, örnek olmayı mı, sınır koyma cesaretini mi?
Anne babalar çoğu zaman öğretmeye çalışıyor; ders, başarı, sınav… Ama eğitim dediğimiz şey biraz da “yanında nasıl durduğunla” ilgili. Çocuk, söyleneni değil, gördüğünü öğreniyor.
Yazınızın en kıymetli yanı şu bence: Suçlamak yerine düşündürüyor. ; aynayı usulca tutuyor. O yüzden insan hem üzülüyor hem de sorguluyor.
Duyarlılığınız gerçekten fark yaratıyor. Usta kalem olmak biraz da yüreğe dokunabilmek demek. 🌸
Gözlemlerinize, ruhunuza sağlık.👏👏🌺🙏🏻📚Var olunuz ..
Eğitim,eğitim,eğitim diyoruz ancak başaramıyoruz!Eğitimin ilk alınacağı yer kişinin kendi evidir.Okul ve iyi bir çevre tamamlayıcı birer öğedir.Özellikle aile terbiyesi çok önemlidir.İnsan doğru düşündüğü vskit bir gün yaşlı gördüklerinin yerine geleceğini hesap ederek, yer vermesi gerekenlere yerini verecektir.
YanıtlaSilHer şeye rağmen yer vermeyen bazı saygısızlar için fazla söylenecek bir şey yoktur.Onlar azınlıkta olacaklarına göre bir şekilde eriyip yok olurlar diye düşünüyorum.
Büyüklerimize,hastalarımıza ve muhtaç kişilere gereken yardımları yapmak bizim asıl görevimiz olmalıdır.Toplu taşıma araçlarındaki uyarıcı yazıların etkileyici olmadığını söyleyebilirim.Yapılan anonsların da etkileyici olmadığını düşünüyorum.
Bu hususlarda fazlaca kibar olmanın bizim gençliğimize olumlu etkisi olmamıştır.
Biraz emrivaki olmanın yararlı olacağı kanaatindeyim;
Bir şeyi unutarak az kalsın yazımı bitiriyordum:Hiçbir şey zorla olmuyor maalesef!
By kadar yoğun teknolojik gelişmeler ile ailenin içine giren bir çok şeylerin bence önü alınması çok zor. Telefondakiler, çocuklara ve herkese yön verir hale geldi. Yani aile mefhumu çok yara aldı. Teşekkür ederim.
YanıtlaSilSaygıdeğer Hocam, büyükler çok mu farklı ? Geçen yaz parkta ailemle oturuyoruz, çocuklarımız yanımızda. Bir masada genç bir aile, dördünün elinde telefon. Belki yarım saat kafalarını kaldırmadılar, ailece. En sonunda hanımefendi nescafesinden içmek üzere kupaya uzandı. İçer içmez ağzını buruşturdu. Öyle bir durumdaydılar ki, birisi kalkıp gitse ya da birisini alsalar masadan bir kaç saat sonra ancak fark ederlerdi. Bildiğimiz üzere imam yellenirse cemaat ! Selamlar
YanıtlaSilBiz ilim bilgi arttıkça toplum daha mütevazi anlayışlı ahlaklı toplum beklerken beklerken, insanlar gençlik yozlaştı saygısız sevgisiz oldu. Eğitim aileden başlar derler ama çoğu ailedede bu kavramlar çoklarında kalmadı. İnsanlık bitiyor galiba.
YanıtlaSilDUYGUSAL ŞAİR
İSMAİL GÖKÇE
DENİZLİ