TÜRKİYE’DE RUS EDEBİYATI’NIN ALGILANMASI

 

Türk aydınları, en çok Fransız edebiyatından etkilenmiştir. Bunda Fransız Devrimi’nin etkisinin yanı sıra özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı-Fransa arasındaki iyi ilişkilerin olması da çok etkili oldu. Zaten ülkemizde çok geç başlayan roman yazımında Fransız etkisi oldukça yüksektir. Türk yazınının[1] birçok türünde Fransız yazınının etkisi çok açık olarak görülür. Özellikle yeni gelişen çağdaş Türk şiiri, Fransız ozanlarının izlerini taşır.

Fransız yazınından sonra ülkemiz okuru; İngiliz, Alman, İtalyan, İspanyol ve Amerikan edebiyatlarıyla tanıştı.  Rusya, komşumuz olmasına karşın edebiyat alanındaki etkileşimimiz epeyce geçtir. Bunda uzun süren Osmanlı-Rus savaşları önemli etkendir. Gerçi Rusya’da doğup büyüyen birçok Türk aydını ülkemize ya gelip tamamen yerleşmiş ya da gelip giderek bu ülkenin yazınını Osmanlı topraklarına taşımıştır. Bu kişilerin en önemlileri Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura gibi aydınlardır. Bu kişilerin daha çok Türkçü-milliyetçi çizgide olmaları ülkemiz açısından ayrı bir önem taşır.

Bolşevik Devriminden sonra Türk-Rus ilişkileri barış dönemine girdi. Kurtuluş Savaşı’mız sırasında ve Cumhuriyet dönemindeki kalkınma seferberliklerinde yanı başımızda hep Sovyetler Birliği’ni görmekteyiz. Bu dönemde Rus klasiklerinin neredeyse tümü Milli Eğitim Bakanlığınca Türkçemize çevrildi. Böylece Türk okuru, özellikle de öğrenciler Rus yazarlarla kitap sayfalarında buluştu.

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Atatürk-Lenin dostluğuyla filizlenen ilişkiler, ağaç olmadan budanmıştır. Nazizm hayranı sözde milliyetçilerde komünizm düşmanlığı başladı bu dönemde. Komünizm düşmanlığı, Rus karşıtlığına dönüştü kısa sürede. Ne yazık ki Türk sağının çoğunluğu, Rus edebiyatçılarının tümünü komünist sandıkları için iki ülke arasındaki kültürel köprüler ortadan kalktı. Türk solu ise Rus yazarların kitaplarını hep başköşeye koydu. Ancak solcuların da önemli bir kısmı Rus yazarların hepsini komünist sandılar uzun süre. Epeyce zaman geçtikten sonra gerçeği anladılar nedense. Görüldüğü gibi ülkemizin sağcıları da solcuları da Rus yazınına önyargılarla koşullanmış ve ideolojik saplantılarla baktılar. Bu da Rus yazınının gereği gibi anlaşılmamasına neden oldu.

Sovyetler Birliği’nin dağılması, Doğu Blok’unun çökmesi ve bunların sonucu olarak Soğuk Savaş’ın bitmesiyle sağ ve sol kesimlerdeki ideolojik koşullanmalar, saplantıya dönüşen önyargılar yavaş yavaş ortadan kalktı. Yine de ABD’nin Rusya karşıtlığı nedeniyle hâlâ “Moskof” diyerek Rusya’yı düşman olarak belleme, bu ülkenin sanatsal yapıtlarına mesafeli durma söz konusu.

Son dönemde Rus yazının büyük yazarlarının Türkiye’de çok fazla okur bulduğu kesin. Bu okur kitlesi, belli bir siyasal kesimi değil, ayrı görüşleri savunan geniş halk kitleleridir. Buna karşın Rusya’ya karşı düşmanca önyargılar bitmediğinden çok yaygın olmasa da Rus yazarlara karşı çıkışlar, şüphe duymalar sürmekte.

Aslında Rus yazının konuları, yazarların anlatım teknikleri hiç de bizim kültürümüze uzak değil. İki komşu toplumun yüzyıllardır kültürel geçişkenlikleri söz konusu. Üstelik aynı bozkırlarda birlikte sürülen bir yaşam da var geçmişlerinde.

Rus yazınını çıkarırsanız, dünya kültür ve sanat tarihi tek kanatlı kuşa döner. Bir kuş da tek kanatla uçamaz.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                        6 Mayıs 2025

 



[1] Edebiyatının

1 yorum:

  1. Çok güzel bir aktarım olmuş, Elinize kaleminize, yüreğinize sağlık, Adil hocam.

    YanıtlaSil