ÖLÜ EVLİLİKLERİN NEDENİ


“Ölü Evlilikler” başlıklı yazımdan sonra birçok dostum, “Ölü evliliklerin nedeni ne?” diye sordular. Bazıları, sordukları sorunun yanıtını da verdiler.  Yanıtların çoğunun örtüştüğü bir nokta var. Demek ki aklın yolu bir… Bundan da anlaşılıyor ki bu yaygın duruma birçok kişi kafa yormuş. İnsanlar sorunu belirleyince çözümü de bulmaya çalışmış doğal olarak.

Kız ya da erkek olsun delikanlılık döneminde farklı görünme, kendisini olduğundan ayrı gösterme eğilimindedir. Bu durumu olağan karşılamalı. Çünkü insan duygularının, şehvetin, cinsel cazibenin doruğa çıktığı bir dönemde olduğundan farklı, olağandışı ve albenili görünmek bir genç için yadsınacak bir davranış olmasa gerek. Bu dönemde cinsel cazibe ön planda. Zaten doğadaki diğer canlılara baktığımızda cinsel cazibeyle karşı cinsin ilgisini çekmek için denemedikleri yol neredeyse yok! Bazı hayvan türlerinde aile olmak söz konusu değil. Bu nedenle cinsel cazibeye kanıp sonrasında hayal kırıklığına uğramak söz konusu olmuyor böylece. Çünkü bu ilişkinin temel nedeni, üreyip çoğalmak.

Bazı hayvan türlerinde ise yaşam boyu süren bir birliktelik var. Bir başka deyişle ilkel de olsa bir aile kurmak söz konusu. Ancak bu birliktelik, tamamen doğanın kuralları gereğince oluştuğu için burada sorun çıkmaz. Doğada insan dışında hiçbir canlının yiyecekle dolu kileri, ambarı, parayla dolu kasası, deste deste tapusu, dönüm dönüm tarlası, uçsuz bucaksız bahçesi, eşler arasında sen ben kavgası yok! Herkes doğal sürecin gereğini yapar. Erkek erkekliğini, dişi dişiliğini yerine getirir. Eşlerin ikisi de doğanın onlara verdiği rollerin dışına çıkmaz.

Delikanlılık çağında cinsel dürtüler, ilişkiye yön verir. Bu baskınlık, eş adayının yanlışlarını, olumsuzluklarını örter. Burada aranan şey yanlışı görmek değil, cinsel doyumsuzluğu gidermek. Bu nedenle uyum, toplumsal yaşamda değil; cinsel ilişkide aranmakta. Bu âşıkların gözünü kör, kulaklarını sağır ediyor. Çoğu zaman cinsel dürtünün doruğa çıktığı duruma sevi denmekte. Sevi, her şeyi örten çoğu zaman karşıdaki eşin huyunu, olumsuzluğunu, uyumsuzluğunu gözlerden ırak tutan kalın bir örtü.

Çiftler, delikanlılığın hiç sona ermeyeceğini, cicim aylarının yaşamlarının sonuna dek süreceklerini sanmakta. Çok geçmeden cicim ayları geçip de geçim ayları gelince ak koyunla kara koyun ortaya çıkıyor. Yaşamın acı, zor gerçekleriyle karşılaşıyor çiftler. Her gün çözüm bekleyen onlarca sorunla karşılaşıyorlar. Sorunları çözmek için işbirliği olmayınca kutsal yuvanın çatısı çatırdamaya başlıyor. Eşler, sorunları ortaya çıkaranın diğer eş olduğunu öne sürüyor. “Bak, bunların hepsi senin yüzünden başımıza geldi” tümcesini sıkça duyar çoğu kişi.

Eşler birbirlerinin sorunları çözme, zorluklarla savaşma yeteneklerini bilmedikleri için çoğu zaman şaşkınlık içinde kalmakta. Karşı tarafın akıl gücünü, mantıksal işleyişini, fırtınalara dayanıklılığını daha önce bilmediğinden güvensizlik ve düş kırıklığı ortaya çıkmakta. Güvensizliğin olduğu bir yerde dayanışma, işbirliği olur mu?

Günümüz evlilikleri mantık temelinde yükselmiyor, cinsellik büyüsüyle kanatlanıyor. Sert bir fırtına da ise cinsellik uçup giderken bulutların üstünde düş dünyasında dolaşan çift yere çakılıyor. Mantığın olmadığı yerde savaşım, mantıksal çözüm, vefa, özveri, üretkenlik olmaz. Olmuyor da zaten…

Eskiler “Yaya gözüyle at, bekâr gözüyle avrat alınmaz” demiş. Ne güzel bir söz… Yaya sürekli yürüdüğü için yorgundur. At olsun da nasıl olursa olsun. Yeter ki onu yürümekten kurtarsın. Bekâr kişi, cinsel açlık içindedir. Onun biricik amacı açlığını gidermek… Bunun kimle olacağı çok da önemli değil. Burada “avrat” sözü yerine erkek de diyebiliriz. Her iki cins için de durum aynı.

Geleneksel ölçüler içinde evlenen çiftlerin birliktelikleri daha uzun süreli olmakta. Çünkü burada kız ve erkeğin birbirlerini seçmeleri belirleyici değil, anne ve babaların mantıksal değerlendirmeleri söz konusu. Çünkü anne ve babalar, çocuklarının evliliklerine cinsel açısından değil, mantıksal ölçülerle bakmakta. Geleneksel kuralların da yanıldığı zamanlar oluyor. Her durumda hata payı kesinlikle var.

Asıl sorun, eşlerin evlilikleri sırasında kendilerini geliştirerek bazı yanlışlardan kurtulmaları için emek harcamaları gerek. Doğada hangi canlı olursa olsun uyum sağlama yeteneğine sahip. Her varlık, her canlı değişir zaman içinde. Değişim, doğanın dinamiği... Bu değişim dinamiğini ne yazık ki anlayamayan, bunu içselleştiremeyen birçok kişi var yanımızda yöremizde. Bazı kişilerden “Ben değişmem” sözünü sıkça işitiriz. Taş değişiyor, kayalar dalgaların gücüyle değişip kuma dönüşüyor, sen değişmiyorsun öyle mi? Sen, taş ve kayadan daha geri bir varlık mısın?

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       6 Mayıs 2026

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder