AKP’Lİ OLMAYAN TAYYİPÇİLER 1



İki tür Tayyipçi var. Birinci kümedekiler, AKP’ye kayıtlı Tayyipçiler, ikincilerse AKP’ye kayıtlı olmayanlar. Bu yazıda AKP’ye kayıtlı olmayan Tayyipçilerin Çankaya yoluna kırmızı halıyı nasıl döşediklerini anlatmaya çalışacağız.

Hafta başında Konsensüs Araştırma şirketinin cumhurbaşkanlığı seçimi için bir sormacası yayımlandı. Sormaca sonuçları birçok kişiyi şaşırtabilir; bu, normaldir. Ancak baştan beri “Atatürkçü aday gösterilsin.” diye yırtınan yurtseverleri şaşırtmaz. Çünkü yurtseverler, önceden bu sonucu görmüşlerdir. Bu nedenle yalnızca üzülürler bu duruma...

Öncelikle sormacanın sonuçlarına bakalım:

Erdoğan: % 39.1

İhsanoğlu: % 20.1

Demirtaş: % 7.7

Oy kullanmayacak: % 6.1

Kararsız: % 22.4

Yanıt yok: % 4.3

Yukarıdaki sonuçlara bakıldığında CHP ve MHP yönetimlerinin cumhurbaşkanlığı seçimini, RTE’ye nasıl da altın tepside sundukları görülmekte. Bu tabloya bakıldığında cumhuriyetçi bir adayın ilk turda kazanma olasılığı oldukça yüksek olduğu anlaşılmakta.

Kararsız seçmenler, adaylara dağıtıldığında ortaya şu sonuç çıkmakta:

Erdoğan: 58.2

İhsanoğlu: 30.3

Demirtaş: 11.5

Bu sonuçlar, taş çatlasa yüzde kırkı geçemeyecek RTE’nin, muhalefet partilerinin yanlış aday belirlemesi yüzünden ilk turda Çankaya’ya kolayca çıkarabileceğini göstermekte.

Kararsız seçmenler daha önce hangi partiye oy vermiş yurttaşlardan oluşmakta? Kararsızların yüzde kırk beşi, 30 Mart yerel seçimlerinde CHP’ye oy veren seçmenler. Yüzde yirmi bir AKP’ye, yüzde yirmi biri de MHP’ye oy vermiş yurttaşlar. Bundan da anlaşılıyor ki CHP ve MHP tabanlarında İhsanoğlu benimsenmemiş. Ayrıca AKP tabanından da RTE’den ciddi bir kaçış var. AKP’den kopmakta olan seçmen dikkate değerdir. Bu kitle, AKP’nin Cumhuriyet’e saldırılarından, yolsuzluklarından, ulusal değerlere karşı saldırılarına tepki göstermekte. Eğer Cumhuriyet değerlerine bağlı bir cumhurbaşkanı adayı olsaydı, AKP’den kopmalar daha da çok olacaktı. Bir noktada AKP hızla çözülecekti.

30 Mart seçimlerinde MHP’ye oy veren seçmenlerin yüzde yirmi ikisinin Erdoğan’ı destekleyici oy vermeleri sonucu ise sormacanın ilginç yanlarından. Çatı adayının Erdoğan’ın taklidi olması, bazı yurttaşları asıl olana yöneltmiştir. Bu da daha önce birçok Atatürkçü yazarın, aydının uyarılarından biriydi.

AKP her tökezlediğinde, ona destek olarak ayağa kaldıran muhalefet liderleri AKP’ye üye olmamış Tayyipçilerdir. Çünkü Tayyip’in Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’den gördüğü yardımları, ona kendi partisinin kayıtlı üyeleri bile yapmamıştır.

Öngörüsüz bazı siyasetçiler, köşe yazıcıları RTE’nin seçimi kazanacağını anlayınca ulusalcıları, Kemalistleri suçlamaları anlamsız ve yersizdir. RTE’yi Çankaya’ya çıkaracak kararı veren CHP ve MHP yönetimleri, bu konunun sorumlularıdır. Yanlış aday tercihiyle Tayyip’e yol verdiler. Bu kararlarıyla Cumhuriyet’e değil, Tayyip’e hizmet ettiler. Bu yaptıklarıyla Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı suç işlediler. Kamuoyunun sesine kulak verseydiler, 10 Ağustos’ta Çankaya’da, Atatürk’ün koltuğunda bir cumhuriyetçinin oturmasını sağlayabilirlerdi.

İhsanoğlu’nu aday göstererek RTE’yi cumhurbaşkanlığına seçtirenler suçluluk duygusuyla Cumhuriyet aydınlarına saldırmakla sorumluluktan kurtulamazlar. Tarih, bu sorumluluğun hesabını soracaktır er geç.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           12 Temmuz 2014


“ÇÖZÜM” DEDİĞİNİZ BÖLÜNMEK Mİ?


“Açılım, çözüm” sözcükleri söylendiğinde “bölücülük” çağrışımı yapmakta belleklerde. AKP hükümeti, ne zaman “Terörü önlemek için çözüm öneriyoruz.” Dese bilin ki Türkiye için yeni bir bölünme yasası çıkacak. Bilin ki, PKK’ya yeni ödünler verilecek. Bilin ki, terör örgütü daha çok meşrulaşacak.

Hafta içinde TBMM’ye yeni bir çözüm paketi geldi. AKP ve PKK, mutlulukla açtılar, paketin kurdelelerini. İçinden AKP’den PKK’ya yeni armağanlar çıktı. Bölücü örgüt, her geçen gün iktidar partisi sayesinde hem askeri hem siyasal hem de uluslararası alanda güçlenmekte.

PKK, çözüm süreci boyunca askeri varlığını güçlendirdi. Yeni militanları rahatça eğitme fırsatı buldu. Eski kadrolarını korudu, zayiat vermedi. TSK’nın bölgede birçok mevziyi boşaltmasıyla bölücü örgüt, yeni alanlarda konuşlanma fırsatı yakaladı. Dağlarda saklanan bölücü militanlar, artık kentlerde, karayollarında rahatça silah ve üniformalarıyla dolaşmaktalar. Nasıl olsa karışan, görüşen yok!

PKK, siyaseten güçlenmiştir çözüm süreci boyunca. Kentlerde ve kırsal alanlarda rahatça siyasal propaganda fırsatı yakaladı. Birçok yerde paralel devlet uygulamasına gitti bölücü örgüt. Vergi topladı. Kaymakam atadı. AKP hükümeti ise sırtını döndü.

Uluslararası alanda güçlendi PKK, AKP sayesinde. Devletmiş gibi davranıldı ona. Ortadoğu politikalarında ittifaklar oluşturdular. Çözüm süreci zaten emperyalist güçlerce dayatılmıştı. Bölücülük duvarına konan her tuğlayı, emperyalist güçler elleri patlayıncaya kadar alkışladılar.

Yeni çözüm paketiyle sorun dış müdahalelere açık duruma geldi. Çünkü PKK’ya yasal dayanak oluşturularak uluslar arası hukuk kurallarına göre taraf sayıldı artık. Türkiye ile PKK arasındaki, anlaşmazlıklarda yarın BM kararları önümüze gelirse şaşırmayalım.

TBMM, son çözüm paketini onaylayarak kuruluş amacını reddetmiştir. Vatanı kurtarmak, ulusun birliğini savunmak için kurulan bir meclisin bölücü bir çözüm paketini onaylaması yakışıksızdır. Milletvekilleri, yeminlerine uymamıştır. Anayasanın “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” değiştirilemez üçüncü maddesine aykırı davranmıştır milletvekilleri.

Terör örgütüyle görüşen devlet görevlilerinin yargıdan korunması çok ilginçtir. AKP hükümeti, terör örgütüyle ve bölücü başıyla yapılan görüşmelerin suç olduğunu bilmekteler. Bunun içinde kendilerini yasal korumaya almaktalar. Bu koruma zırhıyla artık AKP, gizli değil, açıkça görüşecek terör örgütüyle.

Bundan sonra neler olacak?

Başta Öcalan olmak üzere PKK militanlarına af gündeme gelecek. Bu konuda AKP ve PKK arasında anlaşmanın çoktan yapıldığı açıktır. Yine sıcak Ağustos’un en önemli gündem konusu, özerklik tartışmaları olacak. Çünkü özerklik, başkanlık sisteminin olmazsa olmazıdır. “Türkiye, Ankara’dan yönetilmiyor; yerel yönetimler güçlendirilmeli.” denerek demokrasicilik oyunuyla bölücülük yasalaşacak. Böylece devlet, devleti yönetenlerce bölünüp parçalanacak.

Kamuoyu yapay tartışmalarla oyalanırken muhalefet şaşkınlık içinde ne yapacağını bilmezken bölücülüğün yasalarla desteklenmesi kolay olacak. Irak’taki gelişmelere bakınca AKP ve PKK işi hızlandıracaklar.

10 Ağustos sonrası AKP ve PKK’nın hesabını bozacak dinamikleri hareketlenebilir. Cumhuriyet güçleri, bölücü planları bozabilir. AKP ve PKK’nın “Nasıl olsa bizi engelleyecek muhalefet yok.” Anlayışıyla fütursuzca davranması, kendilerini hayal kırıklığına uğratabilir. 11 Ağustos, siyasetin hareketleneceği, Cumhuriyet güçlerinin güçlendiği, AKP-PKK cephesinin gerilediği bir dönemin başlangıcı olacak.

Gecenin aydınlığa gebe olduğunu unutmamalı. Kapkara bulutları dağıtanın sert bir rüzgâr olduğu yadsınamaz bir gerçek. Türkiye’de BOP düzenini dağıtacak olan da halkın estireceği Cumhuriyet rüzgârıdır.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           11 Temmuz 2014



VAHDETTİN KÖŞKÜ’NDE BİR KORKAK


Recep Tayyip Erdoğan, Çengelköy’deki Vahdettin Köşkü’nü Devlet Konukevi yapıyor. Anlayacağınız kendisine çalışma ofisi...

Rastlantının böylesi de olmaz tabi... RTE, Hayranlık duyduğu bir padişahın köşkünde çalışacak.

Vahdettin Köşkü, Alexandre Vallaury tarafından yapılmış. Vahdettin, uzun süren şehzadelik döneminde burada yaşadı. Diğer şehzadeler (kardeşleri) ile ilgili jurnalleri burada yazıp ağabeyi II. Abdülhamit’e gönderirdi. Bu nedenle de ağabeyi tarafından sevilirdi. Türkiye’de gerici kesimin Vahdettin’e toz kondurmamasının nedenlerinden en önemlisi de II. Abdülhamit ispiyonculuğudur.

Vahdettin, medrese eğitimi almıştır. Bu nedenle dini bilgisinin kuvvetli olduğu söylenir. Dünyanın en büyük devletlerden biri olan Osmanlı Devleti’ni yalnızca medrese bilgisiyle yönetme becerisi(!) göstermiş. İlginç değil mi? Kendisini son Osmanlı padişahı sanan RTE’de yarım medrese bilgisiyle devlet yönetmekte. Tabi, bir yönetici bilim, kültür, sanat, diplomasi ve çağdaş eğitimden uzak olursa tüm komşularıyla ülkesini düşman yapar.

Vahdettin, son Osmanlı padişahıdır. Mondros ve Sevr anlaşmalarını kabul eden biridir. Anadolu’da yükselen Milli Mücadele’yi engellemek için elinden geleni yapmıştır. Milleti sürü, kendini de çoban gören bir devlet yöneticisidir. Sonunda bir İngiliz zırhlısıyla Türkiye’den kaçan bir padişah-halifedir.

Şimdi kalkmış RTE, Vahdettin Köşkü’nü mekân eyleyecek. Buna şaşmamak gerek. Çünkü hayranı olduğu ve izinden gittiği bir padişahın konutunda gecelemek, Erdoğan’ı mutlu edecektir. Bilmem, ama RTE de Vahdettin’in gördüğü düşleri görür mü acaba burada? Onun gibi İngiliz zırhlısı mı, yoksa ABD gemisi mi görür? Vahdettin’in masasına kurulduğunda kendini, onunla özdeşleştirir mi?

Köşk’ün onarımı sırasında aslına sadık kalınmadı. Tarihsel bir yapı, AKP anlayışıyla kuşa döndürüldü.  Zaten AKP, tarih ve doğadan nefret eder. Başka nefret ettikleri de var: İnsanlar...

Son Padişah, Köşk’e arada sırada uğrayacak ya... Yolların trafik akışı değiştirildi. Komşu evlerin arsaları kamulaştırıldı. Bu evler için yıkım kararı verildi. Çünkü RTE’nin güvenlik korkusu var. Ne olur, ne olmaz... RTE, insanlardan korkuyor nedense... Bu nedenle yanında insanlar yaşamamalı.

İnsan, korkuyla ne kadar yaşar? Herkesi düşman görmek nasıl bir ruh durumudur?

Erdoğan, Çengelköy sırtlarında sefa sürmek için insanların yuvalarını yıkmakta. Neredeyse üç kuşaktır aynı evlerde yaşayan insanların evlerini ellerinden almakta. Atalarımız, “Yuva yıkanın yuvası olmaz” demiş. İnsanların evlerini başlarına yıkarsan korkun çok artar çok...

Unutma, Çengelköy’de çok fazla martı var. Gece gündüz uçuşurlar gökyüzünde. Onlar, Boğaz’ın koruyucularıdır. O güzelim Boğaz’ın doğasına, tarihine zarar verirsen martılar bunu yanına koymaz. Bunu, böyle bil! İstersen martıları da yok et! Tabi, gücün yeterse...

                                                              Adil Hacıömeroğlu

                                                              10 Temmuz 2014

 

 

 

IŞİD, TÜRKİYE’DE...


IŞİD... Irak Şam İslam Devleti... ABD ve İsrail Esat yönetimine savaş açınca ortaya çıkan ılımlı İslamcı bir terör örgütü...

Onları, önce insanlık dışı eylemleriyle tanıdık. Öldürdükleri kişilerin ciğerlerini, yüreklerini yerken çekilmiş videolarını izledik. Videolarından hiçbirinin sonunu getiremedik. Çünkü görüntüler kanımızı dondurup midemizi bulandırdı. Adlarının geçtiği yerde “Bunlar insan mı?” sorusunu söyledik, işittik.

IŞİD militanları, Musul’u ele geçirdi. Ardından cami ve türbelerin bombalanması haberleri, görüntüleri yayılmaya başladı. Selefi örgüt, İslam’ın ibadethanesine tahammül edemiyor. Kendi gibi düşünmeyen, inanmayan herkesi İslam dışı görmekteler.

Musul’un işgalinden sonra IŞİD eylemlerinin benzeri İstanbul’da yaşandı. Esenyurt’taki Muhammediye cami yakıldı bir gece. Neden mi? Cami Şiilere aitmiş. Yahu nasıl bir zihniyet bu? Cami, camidir. Kutsaldır. Bunun Şii’si, Sünni’si olur mu? Hem de Hz Muhammed’in adını taşıyan bir cami yakıldı. Demek ki İslam’ın peygamberinin adı, Amerikancı İslamcıları rahatsız etmekte.

Yaşamım boyunca camilerin yakıldığını ya da bombalandığı Türkiye topraklarında işitmedim. Camiye giden de gitmeyen hep saygı gösterdi bu kutsal yerlere. Bunu bilen kimi din simsarları, halkı çoğu zaman cami üzerinden kandırıp sömürdüler.

Evet, durmak yok, yola devam. AKP iktidarında bir caminin yakılışını da gördük. Kim bilir daha neler göreceğiz? Laik diye suçladıkları Cumhuriyet’in gözü gibi koruduğu camiler, Erdoğan iktidarında yakılmakta...

Esenyurt Muhammediye Camisi’nin kitaplığı ateşe verilince Kuran- Kerimler de yandı. Görüntüler iç acıtıcı. Yılbaşında Adana İncirlik’te camiye postallarıyla giren ABD askerleri Musafları yırtmıştı. Şimdi de ABD güdümündeki sahte Müslümanlar, camideki Kuranları ateşe veriyorlar.
Şimdi bazı aklı evveller diyecekler ki, “Onlar, camiyi yaktılar, Kuranları yakma kasıtları yoktu.” Bu aklı evveller şunu bilmez mi? Her camide kesinlikle Kuran da bulunur.

AKP, IŞİD militanlarını besleyip büyüttü. Ceplerine harçlık, bellerine silah koydu. Yaralandıklarında en güzel hastanelerde tedavi edildiler. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında... Demek ki AKP, bu militanlara camilerimizi yaksınlar, diye hoşgörü gösterip yardım ettiler.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       9 Temmuz 2014







TARAFLI CUMHURBAŞKANI


Erdoğan seçilirse “taraflı cumhurbaşkanı” olacakmış. Zaten bunu bilmeyen yok! Kimin tarafında olacak RTE?

Erdoğan, bugüne kadar cumhurbaşkanlığı yapanları “devletin tarafında” olmakla suçlayarak kendisinin milletin tarafında olacağını söyledi. Bu sözleriyle bir itirafta bulunduğunu söyleyebiliriz.

RTE, başbakanlığa geldi geleli zaten devletin yanında hiç olmadı. Devleti, zayıf duruma düşürmek için elinden geleni yaptı. Öyle ki Türkiye’nin bir bölümünde bölücü örgütü egemen kıldı. Devlete karşı olduğu için arkadaşlarıyla hazineye gitmesi gereken paraları kutuladı. Üstüne üstlük Bilal’e buyruklar vererek evdeki paraları sıfırlattı.

RTE, devletle milleti iki karşıt güçmüş gibi algılatmaya çalışıyor. Bu iki gücün de savaş durumunda olduğunu düşündürtmek istemekte. Millet, devletiyle niye savaşsın be adam? Bu devlet Türk Milletinin devleti değil mi? Devlet olmasa millet olur mu? Bu devleti kuran, millet değil mi? Türk milleti, devletini var olmak için kurmadı mı?

Erdoğan’ın bu açıklamayı, bölünme açılımının TBMM’de olduğu bir sırada yapması ilginç. Bu, rastlantı değil. Açılımla devletin bütünlüğünü tehlikeye atan RTE, bu konuda kendisine dayanak yaratmakta bu sözüyle. Bölünmenin mimarı, “Devlet önemli bir şey değil, olmasa da olur.” düşüncesini yaygınlaştırmak niyetinde. Oysa devlet bölündüğünde, millet de parçalanır.

Yurttaşlarımızın çoğu, Erdoğan’nın hem devlete hem de millete karşı olduğunu bilir. Kendisi de yaptığı konuşmada bu durumu onaylamış oldu.

Ey Erdoğan, senin Türk Devleti’nden yana olmadığını dünya âlem bilmekte. BOP’tan yana olduğunu, ABD ve İsrail sevgisinin her şeyin üzerinde olduğunun farkındayız. IŞİD ve Suudilerle dostluğun da su götürmez. “Millet” demektesin ikide bir... Bu milletin adını söyle de biz de öğrenelim.

Eğer seçilirse dünyada kendi yönettiği devleti bölen ikinci cumhurbaşkanı olarak (Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’den sonra) tarihe geçecek. Tarih de ona gerekli sıfatı bulacak, “Bölücü!” diyecek.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           9 Temmuz 2014


OTURARAK TOKALAŞILIR MI?

                                   
Halkımızın güzel gelenekleri var. Bunlar, genellikle karşımızdaki kişiye saygı gösterdiğimizi, değer verdiğimizi gösterir.

İnsan ilişkilerinin saygıya dayalı olduğunu gösteren geleneklerimizden biri, konuğumuz geldiğinde ayağa kalkmaktır. Oturan kişi ev sahibi olsun, konuk olsun fark etmez. Tokalaşarak selamlaşmak söz konusuysa ayağa kalkar. Bu, karşımızdakine gösterdiğimiz saygının ve ona verdiğimiz değerin göstergesidir. Ayrıca bu, alçak gönüllülüğün belirtisidir.

Tokalaşma sırasında oturan kişinin ayağa kalkmaması hoş karşılanmaz. Böyle bir durum karşısında ayağa kalkmayan kişi için iyi şeyler düşünülüp konuşulmaz. Ona, “Kendini beğenmiş, karşısındakini adam yerine koymayan biri...” gibi tanımlamalar yapılır. Böylesi bir durumda ayağa kalkmayan kişinin, çevresindekilerle sıcak ilişki kurması olanaksızdır.

7 Temmuz 2014 günü çatı adayı İzmir’de. Kısa bir basın açıklaması yaptı. Ardından yurttaşlar ona, “Hoş geldiniz.” Demek için ellerini uzattılar. O da ne? Çatı adayı, koltuğundan kımıldamadan elini uzatmakta oradakilere.

Televizyonlara yansıyan oturarak tokalaşma görüntüsü toplumda yorgun aday algısı yaratır. Ayağa kalkacak dermanı olmayan biri, milletin önüne nasıl düşecek?

İhsanoğlu geleneklerimizi belki tam olarak bilmez. Çünkü uzun süre yurtdışında yaşadı. Özellikle çocukluk ve gençlik dönemleri dışarıda geçti. Yani kişinin her şeyi çok kolay öğrenebileceği, davranışların insan karakterine yerleşeceği dönemler... O zaman ne yapmalı? Çatı adayının yanında bulunanlar, bu tür ayrıntılar konusunda uyarılar yapmalılar...

Eee, ne yapalım? Bu günleri de yaşayacağımız varmış. Çifte vatandaşlığı olan birinden cumhurbaşkanı adayı olursa çok şeyler görürüz çok...
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       8 Temmuz 2014


ETHEM’İN KATİLİ TUTUKLANDI MI?


Ethem Sarısülük... Haziran Direnişi’nin Ankara’daki şehidi... Direniş sırasında polisçe vuruldu.

Ethem’in vurulma anı kameralarca çekildi. Belki yüz kez izledim bu görüntüleri. Ethem, hedef gözetilerek vuruldu. Öyle kaza maza değil... Buna rağmen uzun süre cinayeti işleyen polis korundu. “Meşru müdafaa”  dendi.

Yurtseverler, Ethem’in ve diğer Haziran şehitlerinin katillerinin peşini bırakmadılar. Polisin insan avı, her platformda kamuoyuna anlatıldı.

Bugün Ethem Sarısülük’ün katil zanlısı polis Şahbaz tutuklandı. Tetiği çeken el tutuklandı da çektiren irade nerede? Tetiği çektirenler iktidarda. Polise vur emrini veren RTE, başbakanlık koltuğunda. Polisin saldırganlığını “destan yaratmak” olarak kamuoyuna öven kişi Erdoğan.

Şahbaz’ın tutuklanması yeterli değil. Ona tetiği çektiren başta RTE olmak üzere, zamanın İçişleri Bakanı Güler ve diğer yöneticiler de hesap vermeli.

Son on iki yıldır Türkiye’de akan kanın sorumlusu AKP iktidarı. Polis şiddetiyle yaralanıp sakat kalanlar, AKP iktidarının mağdurları.

Madenlerde, şantiye çadırlarında, yıkılan TOKİ evlerinde, sellerde, kaza denilen ihmallerde ölenlerin sorumlusu AKP’dir. Yüzlerce yurttaşımızı toprağa düşüren zihniyettir AKP.

Ethem’in katili tutuklandı. Ancak azmettirenler dışarıda... Tetiği çektiren eller, kelepçelenmedikçe toprağa düşen şehitlerin ruhu rahata eremez.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       7 Temmuz 2014

ERDOĞAN, NEDEN SAMSUN’DAN BAŞLADI?


Erdoğan, cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra ilk gezisini Samsun’a yaptı. Amaç, Samsun’un Türkiye açısından çok önemli olan tarihsel geçmişini, sahiplenir görünerek bunu seçim için kullanmak. RTE’nin Samsun’daki konuşmasına bakıldığında bu gerçek açıkça görülmekte.

“Bugün Samsun’dan yeni bir tarihi yolculuğa çıkıyoruz. Büyük başlangıçların şehri Samsun’dan biz de yeni bir başlangıcın ilk adımını atıyoruz.” demekte RTE. “Bundan doksan beş yıl önce 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ulaştığını, Samsun’dan İstiklal Savaşı’nın ilk adımını attığını anımsattı Erdoğan.

Erdoğan: “Doksan beş yıl sonra işte o adım kadar önemli bir adımı yeni Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçimini bizler de Samsun’dan başlatıyoruz. Doksan beş yıl önce olduğu gibi, bugünde Samsun’dan bismillah diyor, Türkiye adına, milletimiz adına kutlu bir yolculuğu Samsun’dan başlatıyoruz.” Diyerek sözlerini sürdürmekte RTE. Bu sözleri CHP ve MHP yöneticileri döne döne okusunlar.

Türkiye’de 19 Mayıs, dolayısıyla Kurtuluş savaşı mirasına en son sahip çıkacak kişidir Erdoğan. Ama ne yazık ki bu mirasa sahip çıkması gerekenler, uzak denizlerin dalgalarında kulaç attıklarından ortalık boş kaldı. Cumhuriyet yıkıcısı, Lozan düşmanı, Misak-ı Milli muhalifi RTE, meydan boş kalınca düşmanı olduğu 19 Mayıs ruhundan yararlanarak Çankaya’ya çıkmaya çalışmakta.

Türkiye’de hatta dünyada neredeyse herkes, Çankaya’ya çıkmanın yolunun 19 Mayıs’tan geçtiğini bilmekte. Ne yazık ki bunu Kılıçdaroğlu ve Bahçeli bir türlü anlayamamakta.

CHP ve MHP sözcüleri ikide bir Ekmeleddin İhsanoğlu’nun uluslar arası camiada ne kadar çok tanındığını söylemekteler. Efendim, Amerikalılar İhsanoğlu’nu şöyle severmiş, İngilizler böyle güvenirmiş, İslam ülkelerinde saygınlığı olağanüstüymüş, AB liderleriyle aralarından su sızmazmış... Eeee, yurttaş da soruyor: İhsanoğlu Türkiye’ye mi, yoksa bu sayılan ülkelere mi cumhurbaşkanı seçilecek?

Türkiye’de halk, yabancıların sevdiği, kolladığı, bağrına bastığı kişiyi fazla sevmez. Ona çok güvenmez. Çünkü böyle kişiler hep “Yedi Düvel”i çağrıştırır belleklerde. İster ki yurttaş beni yöneten benim adamım olsun, benimle aynı toprağa bassın.

İşte Tayyip, böyle bir algıyı bildiği içindir ki, “Yedi Düvel” algısına karşı 19 Mayıs’la çıkıyor. Şunu iyi biliyor ki, 19 Mayıs, “Yedi Düvel”i yener. 19Mayıs düşmanlarının bildiği bu gerçeği CHP ve MHP yöneticileri neden bilmez?

Ey CHP ve MHP yöneticileri! Çatı adayını doğru düzgün çıkaramadınız, RTE’nin önünü açtınız. Bari propaganda döneminde yanlış algılarla Erdoğan’ın ekmeğine daha çok yağ sürmeyin. Ona, tarihsel bir utkunun yolunu açmayın!
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           6 Temmuz 2014

SİLİVRİ’Yİ KİM BOŞALTTI?

                                               
Bazı çevreler, son günlerde Silivri’yi RTE’nin boşalttığını söylemekteler. Tabi, bunun karşılığında da Ergenekon ve Balyoz tutsakları dışarı çıkınca AKP’ye diyet borcu ödüyormuş. Mantığa bakın!

Yaşamları boyunca halk hareketlerini anlamayan, halkın gücüne güvenmeyen, “direniş” denen sihirli sözcüğün anlamını bilmeyen kişiler, hep güçlünün merhametine sığınırlar. Güçlüden yalvararak bir şeyler elde etmeyi başarı sanırlar.

Silivri nasıl boşaldı?

Öncelikle Ergenekon, Balyoz, odatv... davalarının yeryüzünün en uydurma suçlamalarıyla başladığını belirtelim. Dünyanın en gülünç savlarıyla insanları sonsuza dek mahpus damlarında tutabilir misiniz?

Tutukluların neredeyse tamamı, mahkemelerde olağanüstü bir direnişin, cesaretin, kararlılığın simgesi oldular. Tutsaklar, AKP-Cemaat savcılarının savlarına pabuç bırakmadılar. Duruşmalar sırasında çoğu zaman savcılar, tutsaklarca savunmalarla mahkûm edildiler. Savcı, savını savunamaz duruma geldi. Bu komedi, ne kadar daha sürebilirdi ki?

Zindanları boşaltan halkın gücüdür. Nasıl mı? 29 Ekim 2012’de yurtseverler, Ankara’da barikatları yıkıp Anıtkabir’e koştular.

13 Aralık 2012’de on binlerce kişi, Silivri’yi kuşatarak barikatları darmadağın ettiler. Halkın gücü burada, AKP-Cemaat güçlerini çaresizliğin içine gömdü.

8 Nisan 2013’te ikinci Silivri kuşatması yapıldı. Tarlalar, yollar Türk bayraklarıyla adeta gelincik bahçesine döndü.

Haziran 2013 direnişi, Türkiye’deki tüm haksızlıklara karşı büyük bir meydan okumaydı. AKP-Cemaat iktidarına karşı yurdun dört bir yanında halk ayaklandı. Haziran direnişinin en büyük nedenlerinden biri haksız, hukuksuz uygulamalardı. Silivri hukuksuzluğu, halkın öfkesini artırmıştı.

Yukarıda sıralamaya çalıştığımız halk hareketleri, AKP-Cemaat iktidarına karşı dönüm noktası niteliği taşıyan direnişler. Yurtseverler, iktidarın her haksızlığında karşı koydular BOP’çulara. Teslim olmadılar, merhamet dilenmediler.

AKP-Cemaat kavgası neden başladı?

Halk direnişleri, AKP-Cemaat ittifakını çatırdattı. Onların yıkılma telaşı, birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmelerine neden oldu. Halkın direnişini, gücünü arkasına alan bazı yargıçlar, Silivri’deki hukuksuzluğu sona erdirmek için doğru kararlar verdiler. Sonunda Cumhuriyetçi tutsaklar, Mustafa Kemal’in askerleri özgürlüklerine kavuştular.

Tarihi halk yazar. Son sözü halk söyler. Türkiye’de AKP-Cemaat iktidarına karşı direnen halk, sözünü söylemiştir. Bu direnişlere katılmayan, içeriğini bilmeyen, halkın isyanının nedenlerini anlamayan bazı tatlısu aydıncıkların Silivri’nin neden boşaldığını anlamamaları çok doğal. Çünkü onlar direnerek, savaşım vererek değil; güçlüye yalvararak, despottan merhamet bekleyerek yaşamlarını sürdürmekteler. Ya da bir ABD’ci İslamcı siyasetçiye karşı, benzer bir kişinin tansıklar yaratmasını beklemekteler.

Güçlüden merhamet elde edenler, o merhamet karşısında efendiye hizmet etmeyi görev sayarlar. Herkesin böyle yapacağını düşünürler. Yaşamın kurallarının böyle işlediğini sanırlar. Çünkü toplumsal mücadelenin onurunu yaşamamıştır bu kişiler. Hep ceket ilikleyerek geçen bir yaşamda, onurlu dik duruşun iç rahatlığı bilinmez.

Evet, insanoğlu bir aynadır. Kişi aynaya bakar, kendini görür. Silivri kahramanlarının onurlu savaşımını anlamak için doğru aynalara bakmak gerek. Bakın doğru aynaya da zindanları halkın boşalttığını görün.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           5 Temmuz 2014


24 OCAK’TA UĞUR MUMCU’YU ANACAK MISINIZ?


Ekmeleddin İhsanoğlu, çatı adayı oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediğine göre tanıdıkça sevilecekmiş. Televizyonlarda konuşmaya başladı İhsanoğlu. Tanımaya başladıkça sevilmiyor ne yazık ki...

Oysa rahmetli Uğur Mumcu, yıllar öncesinde İhsanoğlu’nu tanıdığı için Rabıta kitabında yazmıştı onu. ABD ve Suudi Arabistan denetimindeki İslamcı örgütlerin uluslar arası çalışmalarını yazdı Mumcu. Uzun araştırmalar sonucunda yapılan bir çalışmanın ürünüydü bu kitap.

Mumcu, kitabında İhsanoğlu’nun İslami İlimler Araştırma Vakfı yönetim kurulu üyeliğinden söz etmekte. Bu ve benzeri vakıfların amaçları uzun uzadıya anlatılmakta Rabıta’da. Kitabın 188 ve 189. sayfalarına bakılabilir konuyla ilgili.

Uğur Mumcu yaşamı boyunca Laik Cumhuriyet’in yaşaması için savaştı. Sorumlu yurtsever bir aydın olarak Atatürk’e karşı yapılan saldırılara yüreklice karşı koydu. ABD güdümünde örgütlenen ılımlı İslamcı örgütlerin Cumhuriyet yıkıcılıklarını büyük bir öngörüyle belirledi. Eğer zamanında Uğur Mumcu’nun uyarılarını Türk aydınları ve siyasetçileri kavrayabilseydi bugünleri yaşamazdık. Rahmetli Mumcu yalnızca İslamcı örgütlerin değil; tüm bölücü, yıkıcı siyasal oluşumların Cumhuriyet’e karşı etkinliklerini bir bir yazdı. Kamuoyunu hep uyardı. Bunun içindir ki ipliğini pazara çıkardığı örgütler tarafından katledildi.

Zaman zaman kendi kendime sormadan edemiyorum. Uğur Mumcu, neden öldürüldü? Bugün Rahmetli Mumcu’nun yürekliliğinin binde birini gösteremeyen sözde aydınlar, kimliksiz siyasetçiler için mi? Gözünün önündeki tehlikeyi fark edemeyen, emperyalizme teslim olmuş sözde Cumhuriyetçi aymazlar için mi?

Yıllar önce İhsanoğlu’nun da içinde bulunduğu dinciliğin ayak seslerini işiten Uğur Mumcu’nun kemiklerini sızlatmamak gerek.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterenler, önümüzdeki 24 Ocak’ta Uğur Mumcu’yu anacaklar mı? Anma törenlerinde sahte üzüntü gösterişiyle nasıl saygı duruşunda bulunacaklar? Uğur Mumcu’yu hangi yalan sözlerle anlatacaklar dinleyenlere? Uğur Mumcu’nun hangi nedenlerle kimlerce katledildiğini nasıl açıklayacaklar onu sevenlere?
                                                           Adil Hacıömeroğlu

                                                           4 Temmuz 2014

İHSANOĞLU TUTMADI, NE BEKLİYORSUNUZ?

                        
30 Temmuz Pazartesi günü üyesi bulunduğum CHP’nin Bakırköy İlçe Başkanlığının toplantısı vardı. Konu, cumhurbaşkanlığı seçimleri...

Her örgüt toplantısında hınca hınç dolan salonun üçte biri dolu ancak... Tahminen yüz elli kişi kadar üye gelmiş.  Heyecan yok! Yöneticiler, adayı tanıttılar, bildik yuvarlak sözlerle... Onlar da zorlanıyorlar tanıyıp inanmadıkları birini anlatmakta... Üyelerin çoğu öfkeli, isteksiz. Adayı yürekten benimseyenler çok az...

Genel Merkez’den beklentisi olanlar canhıraş savunmaktalar İhsanoğlu’nu. Paçalarından bilgisizlik akan biri, İhsanoğlu’na karşı çıkanların Kemalistler olduğunu söylüyor utanmazcasına... Sanki CHP’yi Mustafa Kemal Atatürk kurmamış da gökten zembille inmiş gibi... Kemalizm bir anda öcü gösteriliyor kürsüde. Ne ilçe yöneticilerinde ne de genel merkez yöneticisinde bir tepki var. Atatürk’ün partisinde Kemalizm öcü ha...

Genel Merkez yöneticisi beyefendi geliyor kürsüye. Dinleyicileri heyecanlandırmak isteğinde... Bir başka partiyi, CHP’nin içişlerine karıştığından dem vuruyor. Partinin de adını vererek... Oklarını, İşçi Partisi’ne yöneltiyor. İki tümce de bir de İşçi Partisinin her siyasal parti gibi saygıdeğer olduğunu da vurgulamayı ihmal etmiyor. Aklınca seçim başarısızlığı için şimdiden bir günah keçisi yaratmak isteğinde...

Bazı CHP yöneticileri nedense koltuğa oturunca değişiveriyorlar. Demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayanlar, CHP’li milletvekillerine ve üyelere İhsanoğlu’nu zorla sevdirmek uğraşındalar. Dünyanın hiçbir yerinde zorla birini sevdirmek olanaklı mı? CHP milletvekillerinin yeni bir aday çıkarmaları olasılığı birlerinin ödünü koparıyor. Hele Kemalist olur da seçimi kazanırsa bir düzenin değişeceğinin farkındalar.

“Parti disiplini” deniyor. “Genel başkanımızın isteği” deniyor. “Gökten yağanı, yer kabul eder.” demeye getiriyorlar.

Atatürk eleştirildi Türkiye’de en acımasızca, hem de sağlığında. Atatürk eleştirenleri ikna etmeye çalıştı sabırla. Susturmayı yeğlemedi.

İsmet Paşa eleştirildi CHP’de, en yüksek perdeden. Paşa, demokratik gelenekler içinde dinledi eleştirileri, kimi zaman da yanıtladı onları.

Bülent Ecevit, eleştirilerin hedefi oldu, genel başkanlığı döneminde. Ama Kılıçdaroğlu’nun kararlarını eleştirmek ha! Siz nasıl yaparsınız böyle bir şeyi? Çünkü partide yükselmek isteyenler şunu iyi bilmekteler, her şey genel başkanın iki dudağı arasında. Şeyh uçmaz, mürit uçurur...

İftar vakti yaklaşmakta... Salondakiler yavaşa yavaş evlerine gitmekteler umutsuzca. Nihayet konuşma sıram geldi kürsüye çıktım. Neden CHP’li olduğumu söyledim önce. Kısacası, Atatürkçü olduğum için CHP’liyim, dedim. Kemalist olmaktan onur duyduğumu vurguladım. Türkiye’yi Ortadoğu’yu nelerin beklediğini anlattım. Atatürk’ün dünyada yıldızının nasıl her geçen gün yükseldiğini açıkladım. Genel başkanın bile tanımadığı İhsanoğlu’nu tanıdığımı söyleyerek bildiklerimi anlattım. Salonun büyük çoğunluğu alkışladı sözlerimi.

Konuşmam bitti, yerime oturdum. Birçok kişi kutladı beni. İlçe Başkanı, benim konuşmalarımın CHP’de değil, başka bir partide yapılması gerektiğini söyledi. Benim Kemalizm’i savunmam rahatsız etti bazılarını.

Ne yazık ki CHP yöneticilerinin bir bölümü de 12 Eylül sonrası sağ siyasetten epeyce etkilenmişe benzemekteler. Özal ve Tayyip gibi diktatörce bir yönetim anlayışını “parti disiplini” diye sunmaya çalışmaktalar. Sağ partilere benzemek yerine kendi köklerindeki demokratik gelenekleri yaşatmalı CHP. Farklılıkları hoş görmeyen bir partinin başarılı olma olasılığı da azalıyor giderek.

İstanbul’da CHP’nin güçlü olduğu ilçelerde sandık başına görevli partili bulmakta zorlanılmakta. Çünkü CHP üyeleri, inanmadıkları bir aday için sandık başında, ağustos sıcağında bir günlerini harcamak istemiyorlar.

İnsan inandığı davalar ya da kişiler uğruna kavgaya girer. İnandığı bir ülkü uğruna çalışır, çabalar, emek harcar, alınteri döker. Tanımadığı, bilmediği, inanmadığı biri için insanlardan özveri bekleyemezsiniz.

Kısa sürede görülmüştür ki, Ekmeleddin Bey tutmamıştır. Halkça benimsenmemiştir. CHP ve MHP yöneticileri bile bile bir seçime yenilmek için girmekteler. İhasanoğlu’nun adaylığı, eşbaşkanı Çankaya’ya çıkarma hareketidir. Yıkılmakta olan Tayyip’i ayağa kaldırıp cumhurbaşkanı yapma girişimidir.

Ey CHP ve MHP milletvekilleri, yol yakınken dönün bu kararınızdan, millet sizden hizmet beklemekte... Daha neyi bekliyorsunuz? Bozun ABD’nin kirli oyununu...
                                                           Adil Hacıömeroğlu

                                                           2 Temmuz 2014

NEDEN SAMSUN VE ERZURUM?


Erdoğan, cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklandıktan sonra ilk seçim mitingini Samsun’da yapacak. Ardından Erzurum’a gidecek.

RTE’nin öncelikle Samsun ve Erzurum’a gitmesinde özel bir amaç var mı? Bu soruyu yanıtlamadan önce Erdoğan’ın adaylığı açıklandıktan sonra, konuşmasını yapmak üzere kürsüye nasıl çağrıldığına bakalım.

“İstiklal mücadelesinin Lideri...” diye çağrılıyor kürsüye Erdoğan. “İstiklal Mücadelesi” denerek 1919 ruhuna vurgu yapılmakta. AKP kurmayları, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ruhunun bu topraklarda dimdik ayakta durduğunun farkındalar. Son günlerde Atatürk, Cumhuriyet ve Kurtuluş Savaşı’nın toplumda daha çok ilgi gördüğünü bilmekteler. Yükselen değerlerin bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı olduğunu görmekteler. Bu nedenle de “Cumhuriyet’i yıkma amaçlarına ulaşmak için bile halkı kandırmak için “İstiklal Mücadelesi” gibi ulusal bir davanın adını kullanmaktalar.

“İstiklal Mücadelesi” veren biri(!), nereden başlar işe? Önce Samsun’dan tabi ki... Ardından da Erzurum’a gider. (Bu arada Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kentlerde seçim mitingleri yapmayacağını, yalnızca geziler düzenleyeceğini, bu gezilerde bazı kişi ve kurumlara ziyaretlerde bulunacağını belirtelim.)

Erdoğan; din sömürüsü, yapay düşmanlıklar, yandaş muhalefetin yardımlarıyla da olsa seçilmesinin çok zor olduğunun farkında. Bu nedenle Atatürk’ün yolundan gittiğini göstermek istiyor halka. 30 Mart yerel seçimlerinde milliyetçi söylemlerle işi kurtardı. Şimdi de Kurtuluş Savaşı rotasını izleyerek oylarını artırmanın peşinde.

Atatürk’ün kurucusu olduğu parti, Cumhuriyet kurucularıyla hesaplaşıp Kurtuluş Savaşı’na sırtını dönerken ve okyanus sularında kulaç atarken RTE’nin bu tavrı ilginçtir. Bu kozu Erdoğan’a başta Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’nin tarih bilmeyen ve halkın eğilimlerini okuyamayan bilgisiz yöneticileri vermekte.

Sen Atatürk’üne sahip çıkamazsan; Kurtuluş Savaşı’na dört elle sarılmazsan; Samsun’un, Erzurum’un yolunu çoktan unutmuşsan; “İstiklal Mücadelesi” sözünü beyinlerden sökmeye çalışırsan bir Cumhuriyet düşmanı gelir, senin sahip çıkman gereken değerleri milleti kandırmak için kullanır.

Sen de her yenilginde biraz daha sağa kayarak ve değerlerini her geçen gün daha çok terk ederek yeni bir siyasetin yolunu keşfettiğini sanırsın.

Ey CHP yöneticileri, Kemalist bir aday göstermeyerek Türkiye’yi nasıl bir ateşe attığınızın farkında mısınız? Eloğlu, seçimi kazanmak için senin sahiplenmediğin değerleri kullanıyor, sen Okyanus ötesinden bir ışık yanar mı diye ellerini ovuşturarak bakmaktasın bir yerlere. Türkiye’de seçim kazanmak için yalnızca bu toprakları tanımak gerektiğinin bile farkında değilsiniz.
                                                           Adil Hacıömeroğlu

                                                           2 Temmuz 2014

ERDOĞAN, CUMHURBAŞKANI ADAYI (!)


RTE, cumhurbaşkanlığı adaylığını bugün açıkladı.  Aslında bu, AKP’ye göre bir adaylık açıklaması değil; RTE’nin cumhurbaşkanlığının ilanı gibiydi. Yapılmamış bir seçimin sonucunu şimdiden ilan etmekteydi AKP. İşte, AKP’nin demokrasiden anladığı bu. AKP’nin seçimlere nasıl baktığının bir göstergesi.

Seçimlere kırk gün var. RTE, kendini çoktan cumhurbaşkanı ilan etmiş. Tabi, bu rahatlığın altında muhalefet partilerinin gösterdiği iddiasız adayın da önemli bir payı var. Muhalefetin AKP’nin dünya görüşüne yakın adayı, RTE’nin işini kolaylaştırmakta.

RTE’nin adaylık töreninde yaptığı konuşmada öncekilere göre bir fark yoktu. Her zamanki gibi önce dini söylemlerle dua faslı, sonrasında birtakım Türk ve İslam büyüklerini anma. Daha sonra mağduriyet söylemleri... Öyle ki özgeçmişi anlatılırken 12 Eylül mağduru olduğu bile söylenmiş. Hazret, darbe nedeniyle siyasetin dışında kalmış da bizim haberimiz yok. Üret, üretebildiğin kadar mağduriyet inanan olduktan sonra. Yatsı geldiğinde mum da sönecek, bekleyelim bakalım.

Bu arada ağlamaktan sorumlu devlet bakanının gözyaşlarının sel olduğunu da belirtelim. Çünkü görevini tam yapıyor. Osmanlı devrinde ağlamacılarla alkışçılar olurdu. Yaptıkları işin karşılığında para alırlardı. AKP de ne de olsa Yeni Osmanlıcı... Ağlayan da olacak törenlerinde, alkışlayan da... İki de bir kefenini giydiğini söyleyen biri için ağlanması doğal.

Erdoğan, bugünkü konuşmasında farklı bir cumhurbaşkanı olacağını “Bizim için cumhurbaşkanlığı makamına çıktığımız zaman orası bir dinlenme makamı asla olamaz, olmayacaktır.” sözleriyle belirtti. Bu sözlerle Erdoğan, fiili başkanlık yapacağını, cumhurbaşkanlığı yetkilerini aşacağını söylemiş oldu. Önümüzdeki günlerde AKP sözcüleriyle yandaş basının bülbülleri sık sık cumhurbaşkanının yetkilerini gündeme getirip tartışacaklar. Kamuoyu, başkanlık sistemine hazır duruma getirilecek bu yolla. Tabi, başkanlık olunca onun alt yapısı eyalet sistemi. Bu doğrultuda yeni yasalar çıkarılacak ivedilikle. Bu yasalar, demokrasi ve özgürlük sosuyla sunulacak topluma. Bu konuda AKP- PKK anlaşması tıkır tıkır işleyecek.

RTE, bugünkü konuşmasında bir halife, dini önder edasındaydı. Konuşması sırasında takındığı tavır, yaptığı dinsel vurgular sanki bir halife seçimine gidiliyormuş gibiydi. Kendisini, laik bir ülkenin cumhurbaşkanı adayından çok, tüm İslam ülkelerinin halifelik seçimine giren biri olarak algılatıyordu.

Önümüzde aşılması gereken zor günler var ulus olarak. RTE’nin Çankaya’ya çıkmasıyla vatanın bölünmesine giden yol açılacak. Ulusun birliği hızla parçalanacak. Çünkü Erdoğan, cumhurbaşkanı olurken hükümeti bırakmayacak. TBMM’yi de yönlendirecek, bugün olduğu gibi. Zaten yargı son zamanlarda en büyük ilgi alanı. “Cumhurbaşkanıyım; yasama, yürütme, yargı benim sorumluluğumda.” diyerek anayasal haklarını saptırarak kullanacak. Yetki sınırlarını aşan bir cumhurbaşkanı olacak.

Erdoğan varsa bir işin içinde “milli irade” söylemi olmaz mı? “Beni halk seçti. Milli irade ne derse olur.” söylemiyle her şeyin içinde olacak. Demokrasiyi, hep çoğunluğun istediğini istediği gibi yapmak olarak anlayan RTE, diktatörlüğünü pekiştirecek.

Tehlike büyük... Türkiye, tarihinin en büyük maceralarından birini yaşamak üzere... Despot, bilgisiz birinin iki dudağı arasında olmamalı bir milletin yazgısı. Onulmaz belaların eşiğindeyiz.

Türkiye hiç bu kadar umarsız kalmadı. CHP ve MHP milletvekilleri bin kere düşünmeli. RTE’nin kolay bir utku kazanmasının önü kesilmeli. Bu, İhsanoğlu ile olmaz. Bu aday tutmadı. Kitleler benimsemedi çatı adayını. Savunanlar da bile içten gelen bir benimseme yok. Zoraki nikâh gibi... Görücü usulü bir izdivaç da denebilir.

Yalnızca “Ekmel Bey’i beğenmiyorsan, o zaman Tayyip’e oy ver!” söylemiyle bir adaya seçim kazandırılamaz. Bu nedenle RTE’nin karşısına kamuoyunun tanıyıp güvendiği ve Cumhuriyet değerlerine bağlı bir aday çıkarılmalı. Çıkarılmalı ki Cumhuriyet’in koruyucularının olduğu dosta düşmana bildirilmeli.
                                                           Adil Hacıömeroğlu

1 Temmuz 2014