8 Mart 2013 Cuma

İMRALI TUTANAKLARI-1



            23 Şubat 2013’te BDP’ den üç milletvekili ile birkaç devlet görevlisi İmralı Adasına, bölücü başıyla görüşmeye gitti. Görüşmede neyin konuşulduğu, hangi konularda uzlaşmaların olduğu merak edilirken 28 Şubat günü Milliyet Gazetesinde “İmralı Tutanakları” başlığı altında Öcalan’ın konuşmaları yayımlandı.
            “Tutanaklar” okunduğunda terör örgütü liderinin özgüveninin yüksek olduğu görülmekte. Ayrıca hükümetten önemli tavizlerin kopartıldığı, kendisi açısından yaşamsal güvencelerin alındığı da sezilmekte.
            Bölücü başının BDP, PKK’nın Avrupa sorumluları ve Kandil’deki teröristlere mektup yazıp göndermesi ilginç. Bu mektupları, BDP milletvekillerinin yemeden içmeden adreslerine ulaştırmaları ise üzerinde durulması gereken bir konu. “Devletin varlığı ve milletin bölünmez bütünlüğü” için yemin etmiş milletvekillerinin, bölücü örgütün kuryeliği için nasıl çaba gösterdikleri gözlerden kaçmamakta. Bu kişiler milletin vekili mi, yoksa terör örgütünün kuryesi mi? Bu sorunun yanıtı verilmeden Türkiye’nin normalleşmesi olanaklı mı?
            “Eski yaşam alışkanlıklarını top yekûn bırakmak gerekir. Neden? Çünkü bir rejim değişikliği olacak. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet, 1950 çok partili hayata geçişten çok daha önemli, bu hepsinden daha derinlikli olacak.” Bu sözler bölücü teröriste ait. Ulusumuzu bu günlere getiren tüm toplumsal değişimlerden, devrimlerden daha derinlikli olacak olan nedir? Bölücü başı burada açıkça söylüyor, anlayan anlıyor; gaflet içindekilerse ihanet yolunda dörtnala ilerliyor.  “Rejimin değişeceğini” söylüyor bölücü başı. Yani cumhuriyet yıkılacak, ona göre. Peki, yerine ne konacak? Tabi ki başkanlığa dayalı federatif sistem. Kısacası yönetiminde RTE ve Öcalan’ın bulunduğu bölünmüş bir Türkiye.
            Terör örgütü liderinin “Rejim değişikliği olacak.” Sözüne TBMM’de temsil edilen iktidar ya da muhalefet partilerinden bir karşı çıkış geldi mi? Ne yazık ki hayır! Onlar tutanakların nasıl sızdırıldığının peşinde. Neden mi? Tutanakların yayımlanmasıyla hepsi suçüstü yakalandı. Gizlice sahneye koymak istedikleri Cumhuriyet yıkıcılığı ortaya çıktı.
            Hem BDP hem de Kandil’dekilerin özgüvenlerindeki patlama kimseye bir şeyler anlatmıyor mu?
            Bölücü başı, Cumhuriyet devriminin öncülleri olan Tanzimat ve Meşrutiyet’in de önemsizleşeceğinden söz etmekte. Yani AKP-PKK Türkiye’nin geçmişinde bulunan tüm modernleşme hareketlerinin toplumsal ve siyasal etkilerini yok etmek konusunda anlaşmış durumdalar. Yalnızca Cumhuriyet değil, Osmanlı dönemindeki modernleşme hareketleri de hedefte.
            AKP-PKK Türkiye’yi Ortaçağa geri döndürme konusunda hemfikirler. Bölünmüş bir Türkiye ve feodallerin egemenliğinde can çekişen bir ulus. Emperyalizme teslim olmuş insanlığını yitirmiş bir coğrafya.
            Türkiye’de çağdaşlaşmanın getirdiği yaşam tarzını, siyasal kurumları, bilimsel gelişmeleri yok ederseniz tüm Ortadoğu zifiri karanlığın girdabında debelenir. Bu zifiri karanlığı neden istemekte AKP-PKK? ABD istediği için. Küresel sermaye enerji kaynaklarını kontrol etmek istediği için.
            ABD emperyalizmi ayakta kalsın diye Türkiye’nin yurttaşları feda ediliyor. Taşeronluk sistemi ekonomiye nasıl egemen olduysa siyasete de egemen olmakta. Olan da suçsuz, günahsız halka olmakta.
                                                                      Adil HACIÖMEROĞLU
                                                                      8 Mart 2013

1 yorum:

  1. İyi güzel Hocam, siz böyle demişsiniz de dün gece Ahmet Hakan'ın programına katılan bir aklı evvel Hürriyet yazarı da Apo serbest bırakılmayacak diye iddia ediyordu. Ben bu yarım aklımla kime inanayım şimdi. Kendimi bir an örgüt liderinin yerine koymaya çalıştım. İpleri benim elime vermişler, iki dudağımın arasından çıkacaklara kilitlenmiş tüm politika,ülke. Benimle anlaşma yapmak istiyorlar, yeni anayasa yapmak istiyorlar. Hepsi için benim onayım, benim imzam şart. Olmazsa olmuyor. Ben de öyle bir antlaşmaya imza atıyorum ki, kendimi içerde bırakan. Dedim ya hocam bu yarım aklımla ben bu işin içinden çıkamadım. Adam da koskoca gazeteci, ülkenin en köklü gazetelerinden birinde yazıyor. Ulusta'ki Adil Hoca'ya mı inansaaaaammm, yoksam Hürriyet'teki !!!???.... yazara mı?...

    YanıtlaSil