Akşam
balkondayız. Sıcak bir günün sonunda birazcık serin havadan, azıcık rüzgârdan
yararlanmak amacımız. Yemeğimizi, Atacan’ın büyük uğraşlar sonunda oyun
hamuruyla yaptığı yontucukların doldurduğu masada yemekteyiz.
Hamurdan
yontuları, sağa sola çekerek tabaklarımıza yer açtık güçlükle. Bir yandan
yiyoruz, bir yandan da söyleşiyoruz. Atacan’a: “Yaptıkların ne?” diye
soruyorum.
Çocuk,
gururla sandalyesinde doğruluyor. Gözleri parlıyor. Dudaklarında muzip bir
gülümseme. Kim bilir içinden “Bu kadarcık basit şeylerin ne olduğunu bile
anlamadın mı?” der gibiydi.
Ben,
yine de tek tek soruyorum. İşaret parmağım kırmızı, sarı renkli bir yontuyu
gösteriyor. “Bu Şimşek (Bu bir yarış arabası) sanırım, doğru mu?” diyorum. O:
“Bildin…” dedi sevinçle. Güzel… Birde bir yaptım, ilk yontuyu tanıdım.
“Yanındakiler
ne?”
“Şimşek’in
arkadaşları… Küçükler de iki gizli ajan…”
Sıra
orta yerdeki koyu renktekinde… “Bu ne?” diye soruyorum.
Çocuk.
Hemen yanıtlıyor. “Büyük beyaz…” Ben, bu yanıttan anlıyorum köpekbalığı
olduğunu.
Yandaki
biraz daha küçük olanı soruyorum.
“Elektro
köpekbalığı…”
“Bu,
havuz olsa gerek…”
“Evet,
havuz…”
“Ya
şu yandaki büyükçe ve rengârenk olan?”
“Meyve
tabağı… Yiyebilirsin.”
Küçük
küçük, koyu renkli bir şeyler var aralarda. “Bunlar ne?”
“Küçük
balıklar… Köpekbalıkları yesin diye yaptım.” Bu açıklamadan sonra balıklarla
ilgili söyleşimiz başlıyor.
Atacan,
oyun hamurlarının plastik kutuların kapaklarını tabak olarak kullanıyor. Bana: “Beyefendi,
sizin için hangi balığı pişirmemi istersiniz?” diye soruyor.
Ben:
“Lüfer…” diye yanıtlıyorum.
“Nasıl
olsun?
“Izgara..”
“Yanında
limon, soğan, salata ister misiniz?”
“Evet!”
Plastik
küçük tabağın içindeki oyun hamurundan yapılmış balık önüme geliyor. “Kaç lira?”
diye soruyorum.
“İki
lira…”
Hayali
parayı avucuna “Buyurun!” diyerek bırakıyorum.
Parayı
alıp “Sağol… Afiyet olsun.” diyor.
Aradan
fazla geçmeden soruyor: “Hangi balığı pişireyim sizin için?”
“Levrek…”
“Nasıl
pişireyim?”
“Buğulama
olsun.”
Oyunumuz
böylece sürmekte. “Hamsi, uskumru, istavrit, palamut, mezgit, çinekop, sazan,
alabalık, balık çorbası…”
Balıkların
adları ve pişirme biçimlerine dalmışken eşim uzun süren suskunluğunu bozuyor. “Bu
konuştuğunuz balık türlerinin hepsini bana ısmarladı Adil. Hem de İstanbul’un
her yerinde…” dedi. “Ama şimdi yalnızca bulduğumuzla yetiniyoruz.” diye de
ekledi.
Atacan
bu durur mu, susar mı? “Ben olunca her şey bitti, değil mi? Bu saptama
karşısında eşimle neredeyse gülme krizine giriyoruz.
Atacan
bilerek ya da bilmeyerek son günlerin önemli bir tartışmasına son noktayı
koymuş oluyor. “Aşkın çocuk doğunca sona erdiğini, eşlerin birbirine olan ilgisinin
daha çok çocuklara yoğunlaştığını” kısaca anlatıyor. Oysa eskisi kadar olmasa
da yine de balık mevsiminde olanaklarımız çerçevesinde gitmekteyiz balıkçılara.
Şu da bir gerçek ki eskisi gibi ekonomik olanaklara sahip değiliz. Bu nedenle
de ayağımızı yorganımıza göre uzatmak zorundayız.
İnsanın
gönlüne işleyen aşk, çocuk olduğunda azalır mı hiç? İki ayrı ağaçken bir ağaç
durumuna getiriyor meyve, ağacı. Ağaç, meyvesi olunca daha da güzelleşir. Dalıyla,
yaprağıyla, çiçeğiyle, meyvesiyle sevgi dolar.
Adil
Hacıömeroğlu
13
Ağustos 2017
Çok duygulu.. Kaleminize ve yüreğinize sağlık
YanıtlaSilBir çocuğun mutlu bir aileye doğması sevgi , şefkat, güvenle büyümesi mutlu olmasını sağlar. İnsan duygularıyla yaşar.Çocuklar da duygularını sevdikleriyle paylaşır mutlu olur.Hocam Atacan 5 yaşında olmasına rağmen gözlemleriyle maşallah oyunlar kurup gördüğünü sizlere ayna olup paylaşıyor.Çocuklar anne babanın birbirine karşı davranışlarını kendi dünyasında yorumlayabiliyor.Giden hayat şartları hepimiz için öyle denizlerden gelen bereketli mevsimindeyenen balıklar , mavi denizlerimizin renkleri , kokusu değiştikçe git gide azalıyor . Karadenizli olmanızında etkisi var mutlaka Trabzon’ da oltayla yakalanan balıkların lezzeti farkedilirdi.Atacan akıllı ve mantıklı çözüm odaklı sonucu bağlama şekli ilginç aile de çocuk olunca anne babanın sorumluluğunun arttığını kendisine olan ilgiden anlıyor.Hocam yüreğinize sağlık sizin de söylediğiniz gibi çocuklar ağaçların bereketli meyvelarıdırÇocuk kalbinde büyür sevgi , duygularıyla yaşar.Çocuklar bir dünya ,sevgi ile , bilgi ile büyürler hayattan gülmeyi beklerler .Çocuğa , insana gönül verenlere Aşk ile .. 👏🙏🏻🍀🌺Hocam güzel yüreğinize sağlık.Esen kalınız.🙏🏻Fulya Kırımoğlu
YanıtlaSil