BEDENİNİ SAKINMAYAN KADINLAR


Korona öncesi dönemde toplu taşım araçlarında, işyerlerinde, aşevlerinde ya da konuklarla birlikte herhangi bir yerde olunduğunda kadınlar oturup kalkmalarına özen gösterirdi. Eski ve argo söyleyişiyle frikik vermemek için özel bir çaba içinde olurlardı. Hafiften sıyrılan bir etek hem hemcinslerince hem de erkeklerce ayıp karşılanırdı. Bu tür dikkatsizlikler, özensizlikler yadırganırdı insanlarca. Böyle bir durumda özensiz ya da dalgın davranan kadınlar ar eder, yüzleri kızarırdı. Çünkü kadın bedeni çok değerli ve özeldi, tıpkı paha biçilmez mücevherler gibi.  O beden, işportacı tezgâhlarında sergilenen mal gibi ortaya yere dökülmezdi. O değerli mücevhere ulaşmak herkesin harcı değildi. Bir kadına ulaşmanı yolu, içten seven bir yüreğe sahip olmaktı.

Her kadın, giyimine özen gösterirdi. Bir kadının iç çamaşırının görünmesi bir yana, dış giysilerden belli olması bile bir özensizlik olarak görülüp ayıp sayılırdı. Kadınlar, genç kızlar süslenmelerine özen gösterirlerdi. Makyajda abartıya kaçmak, hem ayıp hem de süslenmeyi bilmemek olarak görülürdü. Süslenmede doğala yakın bir anlayış egemendi. Eskiden kadınların insan içinde makyaj yapması, süslenmesi ne görülür ne de düşünülürdü.

Kadın olsun erkek olsun ev giysileriyle dışarı çıkması, eve gelen konukları karşılaması ayıbın ayıbıydı. Bu, konuğa değer verilmemesi, saygısızlık olarak görülürdü. Konuk için temiz, düzgün giyinmek ev sahiplerinin hem kendilerine hem de konuklarına saygı duymasındandı. Giyime gösterilen özen, konuklara yapılacak sunumlara da gösterilirdi. Konuklar oturmadan oturmak, çok ayıp ve saygısızlıktı. Onlar, ikram edilen yiyeceklerden tatmadan ev sahiplerinin elleri çatal bıçağa değmezdi.

Konukların yanında özel sorunlar, aile içi ilişkiler konuşulmazdı. Çünkü herkesin tenceresi kapalı kaynardı. Gelen konukları, kendi sorunlarıyla meşgul etmemek önemli bir görgü kuralıydı. Hele paradan, maldan mülkten konuşup kendi varsıllığını övmek görgüsüzlüğün bağışlanmaz biçimiydi.

Şimdi böyle mi? Doğal olma maskesiyle her şey, deli kızın çeyizi gibi orta yere seriliyor. Ne giyimde özen var ne de konuşmada. Kadınlar bedenlerini, özellikle de en mahrem yerlerini sergilemeyi bir beceri sanmakta. Değerli mücevherler, işporta tezgâhında sıradanlaştı. Frikik vermenin ayıp olduğu unutulup özellikle bacaklar açılarak oturuluyor kalabalıklar içinde. İç çamaşırlar sanki özellikle gösteriliyor. Meme uçları görüldü görülecek giysilerin altında gizlenemiyor. Oram buram görünmesin diye kendini sakınan genç kızlar yok artık. Olsa da parmakla gösterilecek türden.

Toplu taşım araçlarında, aşevlerinde, yeiçlerde[1] ve dost meclislerinde genç kadınlar alıyorlar aynayı ellerine başlıyorlar en abartılısından makyaj yapmaya. Öylesine bir süslenme ki, birden boya küpüne dönüyor karşınızdaki.

Erkeklerin çoğu, sakallı ve özensiz. Küfürlü konuşmayı delikanlılık saymaktalar. Ayakkabılar boyasız… Giysiler, genellikle kapkara… Kız olsun erkek olsun sözcük dağarcıkları elliyi geçmiyor. Dildeki kısırlık, bilinçteki yozluğu, yoksunluğu ortaya çıkarmakta kolayca.

Kadın giyimlerinde özen tarih oldu. Cinsellik sergilenecek biçimde giysiler giyiliyor. Giyiliyor, dedim ancak giyilen bir şey de yok! Benim de son yıllarda dilim alıştı yaşı ne olursa olsun insan dişisine “kadın” demeye. Ne yazık ki bu da son zamanların modası dilde. Okul kızlarına da “kadın” deniyor artık. Oysa dilimizin önemli bir varsıllığıydı evlenmemiş çocuk ve gençlere “kız”, evlenenlere “kadın” denmesi. Bu da cinselliğin küçük yaşlardan başlayarak herkesçe yaşanabileceği algısını topluma yerleştirmek amaçlı bir değişiklik dilde. Ne coşkun bir ırmak gibi yürek çağlayanından içten gelen seviler var ne de uğruna özveride bulunulacak sevgililer.

Her şeyi cinsellik, hazcılık odaklı düşünmek toplumu çürütmekte. Özellikle gençleri, ülküler edinmekten uzaklaştırmakta. Cinselliğe odaklanan gençlerin amaçsızlaştırılmasıdır istenen. Yalnızca bu mu?

Doğaldır ki hayır… Hazcılık, toplumu geleneklerinden, yardımlaşma ve dayanışma kültüründen, paylaşımcı olmaktan, toplum çıkarlarını savunup korumaktan, başka varlıkların haklarına saygı göstermenin gerekliliğinden, diğer insanlarla uzlaşı anlayışından, özveriden, duygudaşlıktan, tutumlu olmaktan, tinsel varsıllıktan, üretkenlikten koparıyor. Ben yoksam gerisi tufan, anlayışı dayatılmakta kişilere. Bu, benmerkezli bir anlayış ve yaşam biçimi. Sosyal bir varlık olan insanı, hazcılığa tutsak eden ve özgürlüğü reddeden sınırsız bir bencillik. Bencillikle bir toplum kimliğini yitirir. Bu durum, insanı da toplumu da çürütür. Çürümenin ardından kokuşma başlar.

Ne yazık ki hazcılığı kişilere dayatan televizyon ve sosyal medya. Bu yolla milyonlarca insanı kendine tutsak ediyor. Böyle olunca da insanlık kendi kendini yok etme yoluna giriyor. Bu tutsaklığı yok edemezsek insan soyunun yok edilişini izleriz çaresizce. O zaman insanlık adına ayağa kalkma zamanı geldi de geçiyor bile. O halde ne duruyoruz?

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       20 Nisan 2026

 



[1] Kafe

1 yorum:

  1. "Kışkırtılmış erkeklik bastırılmış kadınlık" adında Erdal Atabek tarafından yazılmış bir kitap vardı. Çocukken görmüş, ilgimi çektiğinden olsa gerek, hafızama kazımıştım adını. İşin ilginci, bir gün bile merak edip okumadım da. Yalnız bugün için bir kitap yazsam diyorum herhalde isimini "Kışkırtılmış cinsellik, bastırılmış insanlık" koyardım.

    YanıtlaSil