KARADUT


Her karadut çıktığında

İsterdin ilk günden gözlerin parlayarak

Nisan serinliğinin yelinde

Sen karadut beklerdin heyecanla

Her seferinde ilk ben görürdüm

Olgunlaşıp karadutları

Seyyar manav ve marketlerde

Sen ödüllenmiş sayardın kendini

        Küçük şeffaf kutuda kapkara karadutlar

        Birbirinize bakardınız önce

        Sonrasında başlardın yemeye

        Tadını çıkara çıkara,

Dudaklarını boyaya boyaya 

Sularını akıta akıta

Kiminde yanaklarından akardı karalar

        Kiminde yanakların kesilirdi karaya

        Ödüllenirdin kara lekelerle

Kara lekelerin göz değmesin diyeydi

Uzun süre yıkanmazdı onlar

Ellerin keserdi karaya.

Parmak uçların kırmızımsı kara

İzlerdim senin tadını çakarak yemeni

Karadutlar olurdu sana can

Bugün ilk karadutlar tezgâhta

Almadım, sen yoksun diye

Sensiz karadut yenir mi

Geçer mi boğazımdan zerresi

Yanlışlıkla alıp yesem

Dudaklarım, ellerim, çenem değil

Amma…

İçim kararır kapkara, yüreğim solar

Can dayanır mı hiç buna sensiz

                                       Adil Hacıömeroğlu

                                       20 Nisan 2026

 

 

1 yorum:

  1. Değerli Adil öğretmenim,

    Karadut, kaleminizde bir meyve olmaktan çıkıyor; sevdanın hem tadı hem izi hâline geliyor. Şiir, geçici bir duygudan öte, insanın ruhunda yankı bulan bir iç gerçeği anlatıyor. Karadutun koyu rengi ve yoğun tadı gibi, sevda da dokunduğu yerde silinmez izler bırakır. Burada sevgi, sahip olunacak değil; insanın içinde büyüttüğü bir gerçektir… İnsan, sevdiği kadar vardır ve sevdiği kadar hisseder.

    Kaleminizin inceliği ve yüreğinizin derinliğiyle okurun ruhuna işleyen anlamlı bir şiir sunduğunuz için yürekten tebrik ederim.👏👏📚✨💐
    Esen kalınız..

    YanıtlaSil