İnsanların
doğadan ders almadığını söylemiştim. Ders almak için önce doğayı ve onunla var
olan canlıları iyi gözlemlemek gerekir. Doğa, yalnızca insanın yaşam alanı
değil; onun öğrenip ders alacağı bir okul. Okul, öğrenmek isteyene yararlı olur
ve onu öğretir. Gözlerini yumarak, kulaklarını tıkayarak, dilini bağlayarak, düşünceni
köreltip duygularını yok sayarak ders alamaz ve öğrenemezsin. Hatta gözünün
önündekini bile göremezsin.
Doğada
biz olan canlılar daha güçlü olur. Çünkü onlar için yaşam, biz oldukları için
daha kolaydır. Birlikten kuvvet doğar, atasözünün gereğince davrandıkları için
her şey kolaylaşır onlar için. Biz olan türlerin yaşamda kalması ve doğada
süreklilikleri kesintisizdir. Gelecekte yaşamda olmalarının garantisi biz
olmalarındadır.
Doğada
biz olmanın en güzel örneği küçük canlılardır. Bir karıncanın büyüklüğü, insanın
serçe parmağının tırnağının ucu kadar bile yok! Ancak dikkat edilmediğinde çoğu
zaman ayırdına varılamayan küçücük karıncalar, birlik olduğunda devasa bir güce
dönüşür. Bu güç kendilerinden oldukça büyük olan canlıları etkisiz duruma
getirir. Birkaç karınca sürüsü bir araya gelip biz olur ve koca bir ölü mandayı
yok eder kısa zamanda. Mandayı yok eden karıncaların biz olmasından başka bir
şey değil.
Bir
yaz günü evimin balkonunda hem güneşleniyor hem de saksılarda yetiştirdiğim birbirinden
güzel sebze ve çiçeklerimi doyasıya izliyordum. Balkon demirlerine asılı
saksıya kuşların yemesi için koyduğum ekmek parçaları, kırıntıları vardı. Az
sonra balkonun öte ucunda oturan bana aldırış etmeyen güvercinler üşüştü saksıya
ve döke saça yemeye başladılar. Küçük ekmek kırıntıları, balkonun açık alanına
düştü. Birden bir karıncaya gözüm ilişti. Tek başınaydı. Hızla gelip bir
kırıntının ucundan yapışı çekiştirmeye başladı. Kırıntı, onun birkaç misli
büyüktü. Onu götürmekte önce zorlandı biraz. Vazgeçmedi onu taşımaktan.
Ardından kırıntıyı dengine getirip sürüklemeye başladı kolayca. O, tam balkonun
kıyısına gelmiş aşağıya doğru giderken birkaç karınca daha geldi coşkuyla. Onlarda
sarıldı kırıntılara. Çok geçmeden bir karınca sürüsü kapladı balkonu. Hepsi ekmek
kırıntılarını taşımanın peşindeydi.
Balkonda
ilk kırıntıyı taşımakta zorlanan karınca, onu kolay taşımak için birazını
yiyeyim diye düşünmedi. Daha sonra gelenlerin de böyle bir düşüncesi olmadı. Çünkü
bu küçük canlıların içinde ben değil, biz duygusu vardı. Onlar biz olursa karınları
doyuyor, yaşamda kalıyor. Üstelik kırıntıları taşırken sen-ben çekişmesi,
kavgası da yoktu. Kim çok taşıyacak yarışı da aralarında söz konusu değildi. Herkes
gücü oranında biz olmanın bir parçasıydı.
Aslana
ormanların kralı demiş insanoğlu. Onun krallığı tekil gücünden değil, sürü
olarak biz olmasından kaynaklanır. Büyük avlarda sürünün hepsi ava katılır. Av
sırasında sürünün hiçbir bireyi, kendi canını diğerinden üstün tutmaz. Biz
olmaktaki gücün kaynağı, sürünün tüm bireylerinin üstün yürekliliği, özverisi,
birlikte davranması ve ortak sorumluluk duygusudur. Koca filleri, zürafaları
yere seren güç biz olmanın gücüdür. Kendi sorumluluğunu sürünün başka bireyinin
üstüne yıkan bir aslan gören var mı hiç?
Hayvanlar
dünyasında biz olamayanlar vardır; tilkiler, çakallar gibi... Onlar biz
olamadıkları için topluca avlanamaz. Sürü olarak avlanan büyük yırtıcıların
peşinde dolaşır çakal ya da tilki. Eğer sürü iyice doyarsa arta kalan kemikler,
aslanların beğenip yemediği azıcık et parçası ve diğer artıklar onların olacak.
Yanı aslan sofrasının artıklarındadır bütün umudu. Kimi zaman hiçbir şey de
kalmayabilir. Onlardan önce gelen bir sırtlan ve akbaba sürüsü tüm artıkları
siler süpürür. Tilki ve çakalın bunca dolaşması avcıları izlemesi boşa gider.
Diyelim ki aslan sofrasından artıklar kaldı. Bunları tek başına yer tilki ya da
çakal. Sürüsünü çağırmak onun davranışı değil. Çakal ve tilki biz olamadığı
için güçsüzdür.
İnsanların
kimi aslan ve karıncalar gibi biz olmayı bilir. Biz olmak onları güçlü kılar. Kimi
ise sen-ben çekişmesiyle elindekini de yitirir. Sen-ben çekişmesi iki tarafı da
güçsüzleştirir. Ünlü ozanımız Nazım Hikmet bir şiirinde: “Yaşamak bir ağaç gibi
tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeşçesine/ Bu hasret bizim” diyerek orman
örneğiyle biz olmanın yolunu göstermekte insanlara. Şiirde “hasret” duyulan da
biz olmak ve kardeşçe yaşamaktır.
İnsanoğlu
tüm gelişmişliğine karşı yaşamın sen-ben kavgalarıyla geçirip biz olmanın
gücünü, erincini, mutluluğunu yaşayamıyorsa suç kimdedir? Suç sendedir insan
kardeşim, sen de… Kendini tüketip zamanını boşa harcayarak suçlu arama sağda
solda.
Adil
Hacıömeroğlu
22
Ağustos 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder