Anayasa değişikliğiyle ilgili halkoylaması yapıldı. Birçok siyasal gözlemcinin beklediği gibi “Evet” oylarının fazla çıkmasıyla değişiklikler kabul edildi. 12 Eylül 1980 siyasal tarihimizde önemli bir kırılma noktasıydı. 12 Eylül 2010 da diğeri gibi siyasal tarihimiz açısından çok önemlidir. 12 Eylüller Türkiye’nin demokratik süreçlerini geri döndürmek açısından yıllarca tartışılacak. Ne yazık ki ülkemiz üzerine kara bulutlar hep 12 Eylüllerde çökmeye başladı.
Halkoylaması sonuçları beni şaşırtmadı. Aylar önce anayasa değişikliği paketi TBMM’ye getirildiğinde yazdığım “Keskin Dönemeç” başlıklı yazımdan bir bölümü anımsamakta yarar var. “AKP’nin tek isteği anayasa konusunda halk oylamasıdır. TBMM’de anayasa değişikliğinin kabul edilmesi RTE ve arkadaşlarını tatmin etmez. Referandumla halkı biraz daha ayrıştırmak, cepheleştirmek asıl amaçlarıdır. Bizim halkımız seçimi sever. Bugüne kadar halka, “demokrasi, eşittir sandık” fikri aşılandı. Demokrasi, halkı adam yerine koymaktır. Sandığı halkın önüne koyan kazançlı çıkar. Bu, unutulmamalıdır. Referandum AKP’nin oylarındaki düşüşünü ters döndürebilir. Anayasa değişikliği paketi toptan oylanacağından bu, iktidar partisine avantaj sağlar. Bir maddeyi beğenen, diğerlerini incelemeden oyunu verir. Zaten gereğinden çok popülizm yapılarak ve belden aşağı vurularak kamuoyu referanduma hazırlanmıştır.(Ulus Gazetesi, 29 Mart 2010)” Halkoylaması AKP’nin çok istediği ve planladığı önemli bir siyasal manevra idi. Çünkü iktidarı kaybetmelerine yönelik bir süreç başlamıştı ve bunu ters döndürmeleri gerekirdi. Maalesef o dönemde muhalefet liderleri bu durumu doğru algılayamadıklarından RTE’nin bu oyununa karşı gereken önlemleri de alamadılar. Kısacası süreç, RTE’nin ve “Evet” oylarının lehine çalıştı.
Halkoylamasının tarihi bile AKP için büyük bir şanstı. Darbe anayasasını değiştirmek üzerine kurulan referandum propagandası 12 Eylül tarihiyle de güçlendi. Seçim öncesi birçok TV kanalında 12 Eylül’ün yıldönümü nedeniyle yayımlanan ve 1980 öncesi olaylarını anlatan belgeseller, o günleri yaşayanların hafızalarını tazelerken genç kuşağı etkilemiştir. Bu durum, “Evet” oyu verecek yurttaşlarımızın kararlılığını pekiştirmiştir.
Anayasa değişikliklerine “Hayır” diyen muhalefet partileri, baştan beri 12 Eylül’ü hükümete karşı bir güvenoyuna dönüştürmek için çaba harcadılar. Ancak propaganda çalışmalarında seçilen yöntem ve konuşmalar bu amaca hizmet etmedi. Kampanyadan akılda kalan “Recep Bey, kalpazan, havuzlu villa… gibi daha çok kişisellik içeren konulardır. “Hayır” cephesinin dinamosu CHP olmuştur. MHP’nin sesi çok az duyulmuş, kampanyayı “bölücülük” teması üzerinden yürütmeyi yeğlemiştir. Eğer halkoylamasını AKP’ye karşı bir güvenoyuna dönüştürmüşseniz ve o zaman hükümetin sekiz yıllık icraatını yerden yere vurmalısınız. Ülkenin dağ gibi sorunlarını, ki bunların çoğu AKP döneminde ortaya çıkmış ya da büyümüştür, gündeme getirmeden ve bunları halka anlatmadan referandumu güvenoyuna dönüştürmek söz konusu olamaz. Kampanya sırasında işsizlik, tarım, sanayi, turizm, hayvancılık, terörün ulusal ve uluslar arası kaynakları, ihracat ve ithalat gibi ülke gündeminin ana konuları tartışmaların ana odağına yerleştirilemedi. 12 Eylül darbesine giden siyasal süreçle darbe sonrasındaki siyasal oluşumların bağlantıları doğru bir biçimde, ikna edici olarak halka anlatılamadı. Bu konuda İP, TKP ve bazı eski solcu gençlik liderlerinin doğru anlatımları da teknik, ekonomik yetersizlikler nedeniyle yaygınlaştırılamadı, cılız kaldı.
Halk oylamasıyla ülkemizdeki kutuplaşma, ayrışma daha da arttı. Cumhuriyet’i koruma kaygısı taşıyan yurttaşların tedirginliği çoğaldı. Buna karşın “Hayır”ı savunan birçok kişinin dinlencesinden dönmeyerek oy kullanmaması ise dikkat çekicidir. Hem AKP’den ve onun uygulamalarından rahatsız olacaksın hem de oy kullanmayacaksın, böylesi tutarsız bir tavrı anlamak olanaksız. Sonuçlar iyi incelendiğinde görülecektir ki oy kullanma oranının yükseldiği yerlerde “Hayır” oyları da yükselmiştir. Birkaç istisna, geneli değiştirmez. Birkaç günlük tatil keyfinden vazgeçemeyen sözde laikler, Cumhuriyet kazanımlarından vazgeçmeyi göze almışlardır. Türkiye genelindeki sonuçlara ilçeler düzeyinde incelediğimde ilginç bir durumla karşılaştım. İç Ege’ de Denizli’ye bağlı üç ilçenin halkoylaması sonuçlarına bakmak dikkate değer bir durum. Bekilli (Katılım Oranı:% 99.6, Evet: 36.2, Hayır: 63.8), Çal (Katılım Oranı: % 99.5, Evet: 43.9, Hayır: 56.1), Baklan (Katılım Oranı: % 98.3, Evet: 46.9, Hayır: 53.1). Üç ilçede de halkoylamasına katılım oranları neredeyse yüzde yüz. Yurttaşlık bilinci budur. Oyunun rengi ne olursa olsun sandığa gitmek, sonrasında da oyuna sahip çıkmak. Bekilli ve Baklan’ın eskiden Çal’a bağlı olduğunu da söyleyelim. Sandığa gitmeyenlerin, olumsuzluklar karşısında ahkâm kesmesi boş gevezelikten ibarettir.
Ülke genelinde sonuçlar irdelendiğinde, seçmenin üç farklı davranışı göze çarpmaktadır. “Hayır” oyları, batı ve güney bölgelerimizde yoğunlaşmakta. Yani kentliliği, modern yaşamı benimsemiş, yaşam standardı yüksek halk kitleleri “Hayır” oyu vermiştir. Bunlar, ellerindeki nimetlerin Cumhuriyet’le birlikte kazanıldığının farkındalar. Ankara ve İstanbul’un sonuçları ilçeler düzeyinde ele alındığında “hayır”lar açısından kötü değildir. Daha önceki seçimlerde AKP’nin ezici farkla kazandığı birçok ilçede yarış başa baş geçmiştir. Buralarda ilginç olan kente yeni gelen ve kentlileşemeyen yurttaşlarımızın yaşadığı semtlerde ‘evet” oylarının çokluğudur.
İç ve doğu Anadolu’yla Karadeniz’de “evet” açık ara kazanmıştır. Bunun birçok nedeni vardır. Ancak önemli nedenlerden biri iktidar partisi tarafından yapılan kara propagandadır. AKP yetkililerince, etnik ve mezhepsel propagandanın zaman zaman vurgulanması, buralardaki seçmeni etkilemiştir. CHP liderinin etnik ve mezhep kimliği üzerinden rezil bir çalışma yürütülmüştür. Yine yüksek yargı organlarında yer alan üyeler için “TSE standartlılar” diyen bazı yandaş gazeteler, bu işi çağdışı bir anlayış düzeysizliğine taşımışlardır. Yine halk arasında fısıltı gazeteleri yoluyla bu söylentiler ahlak ölçülerini aşmıştır.
Bölücü örgütün boykot çağrısı kısmen etkili olmuştur. Abartılacak, başarı olarak gösterilecek bir durum da yoktur Güneydoğu’da. Bölgede yer alan birçok ilimiz, tehditlere aldırmayarak sandık başına gitmiştir. Burada ilginç olan şudur. Boykotun etkili olduğu illerde sokağa, maalesef PKK egemendir.
Demokrasi, yurttaşın özgür iradesinin seçime yansımasıdır. Özgür iradenin olması için de bireyin ekonomik ve sosyal bağımsızlığının olması şarttır. Ekonomik özgürlüğü olmayan, sosyal yaşamda aşiret, tarikat, hemşeri dernekleri gibi gruplara bağlı kişilerden özgür irade beklemek olanaksızdır. Demokrasinin kentlerde yeşerdiğini düşünürsek alacağımız çok mesafe var.
Seçim sonuçları çok da olumsuz değildir. Muhalefete, özellikle de CHP’ye yeni bir fırsat doğmuştur. Bu durum bundan sonra iyi değerlendirilmelidir. “Hayır” oyları içinde aslan payı CHP’nindir. Yıllardır ilk defa CHP oyları yüzde otuzların üzerine çıkmıştır. Bu, gelecek açısından umut vericidir.
AKP, halkoylamasıyla düşüşünü durdurmuş görünüyor. Eğer muhalefet partileri iyi bir özeleştiri sonucu yenileşme sürecine girerlerse ulusumuz AKP’den de RTE’den de kurtulur. Böylece ülkemiz yeni maceralara sürüklenmez.
Adil Hacıömeroğlu
16 Eylül 2010
Not: 20 Eylül 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.