6 Ekim 2012 Cumartesi

DENİZ OTOBÜSÜ ÇİLESİ


                                                
            5 Ekim Cuma günü Bakırköy’den Bostancı’ya gitmek için deniz otobüsü iskelesine geldim. 19.30 seferine yetişmek için Ataköy’den taksiyle gelmiştim iskeleye. Geldiğimde saat 19.13’tü. Duyurular yapılmakta sürekli. “19.30’da kalkacak deniz otobüsümüz dolduğundan beklemekte olan yolcularımız 20.30’da kalkacak olan deniz otobüsümüze binebilirler.” diye.

Bekleme yeri hınca hınç dolu. Neredeyse ayak basacak yer yok. İkinci sefere bir saat on yedi dakika var. Bekleyenlerin kimi işten çıkmış, acelesi var evine yetişmek için. Kimilerini Kadıköy ve Bostancı’da bekleyenler var. Kiminin ise zamanında yetişmesi gereken işi var.

Kimi aç, kimi yorgun; oradaki görevlilere derdini anlatmak istiyor. Ne çare! Yetkisiz yetkiler var karşımızda. Hiçbir şeyden haberleri olmayan zavallılar… “Ek sefer koyun.” diyoruz. “Olmaz! Altı tane deniz otobüsümüz bozuk.” Diyorlar. Böylesi bir gerekçe insanların kanını beynine çıkarıyor. Sinirlerin gerildiği, bağırıp çağırmaların yükseldiği o anda ben: “Grip salgını var, deniz otobüslerinin biri hastalanınca diğerlerine bulaştı.” diyorum. İnsanlar gülüyorlar kısa bir süre. Öfke dinmiyor tabi ki.

Bazı yolcular kendilerince çözümler üretiyorlar bir an önce gitmek için. Dört kişi birleşip oradaki, taksilere biniyorlar. Kimi metrobüse yöneliyor, kimi ise Eminönü’ne.

İDO’da yetkili biriyle konuşup derdini anlatmak için telefonlara sarılıyor birçoğu. Ne mümkün! Karşımızda telesekreter. Bol bol bant yayını dinle işin yoksa. Bu da insanları delirtmeye yetiyor. İDO’dan insanları sakinleştirecek bir Allah’ın kuluna ulaşmak olanaksız? Çaresizce bekleyeceğiz bir saat sonrasını. Bekliyoruz. Saat 20.05, yeni bir duyuru. “Saat 20.30 seferimiz dolmuştur… yolcularımız 21.15 seferimizle gidecekler.” Biz 20.30’da gidecek yolcular olarak ayrı bölmedeyiz. Salon yine hınca hınç.  Camlar, kapılar yumruklanmakta. Bağırtılar yükselmekte… Bizim bindiğimiz deniz otobüsü dolduğundan yedi dakika erken kalkıyor. Yenikapı’da zaman geçiriyor. Bu mantık, dolmuşçu mantığı. Oysa işi saatinde yapmak çağdaşlığın göstergesi.   

Bunca zaman geçmesine karşın ek sefer koyamayan İDO’nun yönetim anlayışı sorgulanmalı. Bu durum, daha önce de birkaç kez yaşandı.

İDO yönetiminin işletmecilik anlayışını gözden geçirmesi gerek. Özelleştirme yapılmadan önce daha iyiydi İDO. Yoğunluk olduğunda iki deniz otobüsü gelir. Biri Kadıköy’e, biri de Bostancı’ya giderdi. Böylece Bostancı’ya gidenlerin yolculuğu da uzamazdı. İDO yönetiminin iskelelerdeki yeme içme yerlerine gösterdiği özenin, yeniliğin onda birini deniz otobüslerine göstermesini bekliyoruz. İlkel bir mantıkla yolcuların bekletilmesi, ek seferlerin konulmamasının gerekçeleri kabul edilemez. Bu anlayış, İDO’ya yolcu kaybettirmekte. Sen zamanında gideceksin, yolcunu bekletmeyeceksin ki yolcu sana güvensin. O da daha çok seyahat etsin ve İDO’yu tercih etsin.

İstanbul’un en büyük sorunu deniz ulaşımının yeterince gelişmemesidir. Daha hızlı, daha sık, daha çok semte deniz taşıtları işletilmeli. Yalnızca Asya ve Avrupa yakaları arasında düşünülmemeli seferler. Büyük Çekmece’den Sarıyer’e, Tuzla’dan Beykoz’a kadar olmalı deniz ulaşımı.

İDO’nun  en kısa sürede bu eksiklikleri düzelteceğini umuyoruz. Çağdaş işletmeciliğin kimseye zararı yok! Geleneksel işletme anlayışının egemen olduğu bir özel sektör mantığıyla doğru bir sonuca ulaşılamaz. Yılların İDO’suna yazık etmeyin beyler… Bu İDO’da İstanbulluların alınteri, emeği, parası var. Ne olur yazık etmeyin! Keyifli olması gereken kısa bir yolculuğu çileye dönüştürmeyin!
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           6 Ekim 2012
Not: Yazılarımın tümünü, http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.

2 yorum:

  1. Adil Bey, tüm bu çileyi 3. köprünün yapılmasını meşrulaştırmak için yaşatıyorlar emin olun...

    YanıtlaSil
  2. Saygın Öğretmenim. "İnsan" ile "onun gönenci" kavramı, yerini "çıkar / kâr" kavramlarına bırakmış artık. Belediyeler, yöre insanının "insanca yaşam hakkı"nı pekiştirecek önlemler alma yeridir. Belediye adlı kurumların yükümlülüğüdür bu! Ancak, olanlar oldu: Bu saygın ulus "özelleştime" adlı yalana kandı, (balıkçıların deyimiyle zoka'yı yuttu). Yalnızca kâr, o da yetmez daha çok kâr isteyen gözüdönmüş bencillerin uygulamalarından çok sık yakınacağız gelecekte! Bencillerin elinde "yaşanmaz" olmaya doğru koşuyor İstanbul. Bir süre sonra sararmış kartpostallarda yalnızca bir anı olarak kalacak sanırım. Saygın Öğretmenim size erinç, gönenç dilerim. Okurunuz Tarık Konal.

    YanıtlaSil