29 Ekim 2012 Pazartesi

PADİŞAHIN EKMEĞİNİ YİYENLER VE CUMHURİYET



      Cumhuriyetimizle ilgili uzun süredir tartışılan bir konu var: Atatürk’le en yakın arkadaşlarının (Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele) yolu neden ayrıldı? Kurtuluş Savaşını birlikte başlatan bu beş büyük asker, Cumhuriyet söz konusu olduğunda neden düşünsel ayrılığa düştüler? Bu sorunun yanıtı çok merak edilir. Çoğu zaman da Atatürk karşıtları gerçek dışı uydurmalarla halkın kafasını karıştırırlar. O zaman gerçek nedir? Beş arkadaş arasında geçen tarihsel bir görüşme, düşünsel ayrılığın nedenlerini bize açıklamakta.
            
         Rauf Bey, Büyük Taarruzdan sonra bir gün Atatürk’ün meclisteki odasına gider ve önemli bir konuda görüşmek istediğini bildirir. Refet Paşa’nın Keçiören’deki evinde daha rahat konuşabileceklerini söyler. Görüşmede Ali Fuat Paşa da bulunacaktır. Akşam dört arkadaş, Keçiören’deki evde bir araya gelirler.
            
        Rauf Bey: “Meclis saltanat makamının ve belki de hilafetin ortadan kaldırılması endişesi ile azap ve sıkıntı içindedir. Sizden ve sizin gelecekte alacağınız vaziyetten şüphe etmektedir. Bu nedenle meclisi ve dolayısıyla milletin umumi efkârını tatmin etmemiz gereğine inanıyorum.” der Atatürk’e. Bu sözlerin üzerine Atatürk, Rauf Bey’e saltanat ve hilafetle ilgili görüşünü sorar.
            
        Rauf Bey’in yanıtı şöyledir: “Ben, saltanat ve hilafet makamına vicdanen ve hissen bağlıyım. Çünkü benim babam, padişahın nimeti ve ekmeğiyle yetişmiş, Osmanlı devletinin büyükleri arasına girmiştir. Benim de kanımda o nimetin zerreleri vardır. Ben nankör değilim. Padişaha sadakatimi muhafaza etmek borcumdur. Halifeye bağlılığım ise terbiyem icabıdır… Umumi mütalaam da vardır: Bizde umumi vaziyeti tutmak güçtür. Bunu, ancak herkesin erişemeyeceği kadar yüksek görülmeye alışılmış bir makam temin edebilir. O da saltanat ve hilafet makamıdır. Bu makamı kaldırmak, lağvetmek, onun yerine başka bir mahiyette bir varlık yerleştirilmesine çalışmak felaket ve hüsrana mucip olur. Asla caiz değildir. ” Bu sözlerden sonra Atatürk, Refet paşa’ya görüşünü sorar. O da Rauf Bey’e katıldığını söyler.
            
         Atatürk Ali Fuat Paşa’ya görüşünü sorduğunda yurt dışından (Moskova elçiliğinden) yeni döndüğünden siyasal gelişmeler hakkında fazla bilgisi olmadığını anlatır. Ali Fuat’ın yanıtı çok politiktir. Kardeşi kadar yakın olduğu M. Kemal’i kırmak istemediğinden böyle bir yanıt vermiştir. Oysa görüşü, Rauf Bey’den farksızdır.
             
          Karabekir Paşa, Keçiören’deki konuşmaları Erzurum’da telgraf başından izlemektedir. Kazım Paşa’ya düşüncesi telgrafla sorulduğunda, o da diğerleri gibi düşünür. Dört arkadaşı saltanat ve hilafetin yanında yer almıştır Atatürk’ün. O ise cumhuriyetin ilanı konusunda kararlıdır.
            
        Atatürk arkadaşlarının kaygılarını gidermek için bir kâğıda : “Üzerinde durduğumuz konu bugünün işi değildir. Meclis’te bazılarının telaş ve heyecana kapılmalarına da gerek yoktur.” sözlerini yazar ve bunları mecliste de söyler. Saltanat ve hilafet işinin meclisin işi olduğunu da anlatır. Rauf Bey görece bir siyasal utku kazanmanın sevinci içindedir. Kısa bir süre sonra saltanat kaldırılıp cumhuriyet ilan edilir. Rauf Bey mi ne yaptı? Saltanatın kaldırılması lehinde konuşma yaptı. Saltanatın kaldırıldığı günün resmi bayram olmasını istedi.
            
      Padişahın ekmeğiyle büyüyenlerle yoksulluk içinde yaşamını kazanan Atatürk’ün yol ayrımıydı bu. Cumhuriyet, ekmeği padişahtan alıp milletin eline vermektir. Ülkeyi bir ailenin malı olmaktan kurtarıp vatanı, milletin egemenliğine emanet etmektir. Cumhuriyetimizi son padişah RTE’nin “ekmeğini yiyen(!) kulları mı koruyacak, yoksa çağdaş Türkiye’nin özgür yurttaşları mı? İşte, tüm tartışmalar bu sorunun yanıtında yatmaktadır.

Kulluktan özgür yurttaş olmayı hak ettiğimiz bu en büyük bayramımız ulusumuza kutlu olsun. Bu güzel günde Atatürk’e ne kadar minnet duysak azdır.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           29 Ekim 2012
Not: Yazılarımın tümünü, http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.


           




            

5 yorum:

  1. Cumhuriyet öyle bir nimettir ki kuyusunu kazanların bile ekmeğini yediği gerçeğini barındırır bünyesinde...

    A.Özçelik

    YanıtlaSil
  2. Adil Bey gibi insanların varlığı,bu varlıktan gelen tarih bilgisi,bu bu bilgiden kaynaklanan sebep sonuç ilişkisini,bıkmadan,sabırla anlatması,içimde büyümekte olan umutsuzluğu bir nebze olsun azaltıyor.Ağzınıza sağlık beyefendi,teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  3. Tam anlamıyla özgürleşemeyen, kulluktan birey olmaya geçemeyen biat kültürü anlatılmış. Bravo.

    YanıtlaSil
  4. 89 yıldır unutulamayan padişah ekmeği çok düşündürücü. Aklıma "Değişmeyen ölüler ve deliler" sözünü getirdi.

    YanıtlaSil
  5. Her ne olursa olsun dogrusunu bilmek isterim. 18 yaslarimda rejimi begenmez "ben dogacak cocugumdan geri olen babamdan ileride olmaliyim" derdim! Hos hala oyle diyorum da! bu ampul basi ulkeyi oyle geriye cekti ki cumhuriyetimle bile yetinmeye raziyim ama su andaki partileri begenmiyorum. Hic birisi bizi temsil etmiyor muhalefet yapamiyor. Anca aldiklari maasi dusunuyorlar

    YanıtlaSil