ABD
Başkanı Donald Trump, günler önce İran’ı vurmakla tehdit etti. Türk televizyonları,
sabahtan başlayarak gece yarılarına dek yorum üstüne yorum yapmaktalar. Yorumcuların
çoğu, ABD’nin üstün silah gücünü ballandıra ballandıra anlatıyor. Sanki
konuştuğu yer Türk televizyonu değil de ABD televizyonu. İnsan düşünüyor da bu
kişilerin ABD’ye övgü borcumu var? Varsa niye var?
Önce
asker kökenli güvenlik uzmanları alıyor sözü. Ellerinde bir sopayla ekrana yansıtılan
ABD ve İran’ın silah gücünü ayrıntılı olarak açıklıyor. Sonra haritalar
üzerinden kişisel yoruma dayalı konuşma başlıyor. Asker kökenli uzman oturuyor
yerine. Bu kez gazeteciler sıraya giriyor. Ne yorumlar, ne yorumlar, ne sözler,
ne sözler… En sonunda ABD üstünlüğü konusunda karara varılıyor. Kurtuluş Savaşı
yıllarında bu kişiler yorumcu olsaydı, ülkemize yüzde bir bile şans
tanımazlardı. Çünkü bu savaşta kağnının kamyonu yeneceğini düşünemezlerdi. Bu
kişiler, yalnızca silahları görüyorlar. Halkın gücünü, inancını, yurdunu
savunma isteğini hiç hesaba katmıyorlar.
ABD’nin
dünyanın her yerinde istediğini yapabileceğini anlatılıyor. Hazret, sanki bir
siyasal analiz yapmıyor da ABD’ye tapınma ayininde. Arada İsrail sokuluyor işin
içine. İsrail’in vurucu hava gücünden söz ediliyor uzun uzun. Ardından diğer
bir gazeteci, İngiltere’nin Kıbrıs’taki askeri üssüne uçaklarını getirdiğini
söylüyor yeni bir haber söylüyormuş gibi. Bir diğer güvenlik uzmanı alıyor
sopasını, ayağa kalkıp geçiyor haritanın başına. Anlatıyor uzun uzun
İngilizlerin gücünü. Aralarından biri çıkıp da “Bu ABD’lilerin, İngilizlerin
İran’da ne işi var?” demiyor.
Görünüşte
hepsi İsrail ve batılı emperyalizmin karşıtı. Araya Gazze’deki insan kıyımını
sokuşturuyorlar. Hepsi Filistin’in yanında saf tutuyor görünüşte. Burada İsrail’e
ağır sözler de söyleniyor. Niye mi görünüşte? Anlatayım…
“İran’ın
vekil güçleri var bölgede.” diyor biri, sanki büyük bir buluş bulmuş gibi. Bu
ABD kaynaklı sözler yıllardır söylenegeliyor. Diğeri: “Evet, İran vekil güçlerini
kullanarak bölgemizde Şii Hilali oluşturmak için karışıklıklar çıkardı. Çok para
harcadı bu işe. Bu nedenle ekonomisi bozuldu.” diye atılıyor ortaya. Biri çıkıp
da “İran, yıllarca ABD kuşatması altında. Bu yüzden petrolünü, diğer önemli
ürünlerini satamıyor. Yıllardır dışardan gereksinim duyduğu ürünleri de alamıyor.”
demiyor.
Bir
başkası: “İran’ın Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de ve Filistin’deki
vekil güçleri güçsüzleşti.” diyerek kendince büyük bir siyasal saptama(!)
yapıyor. Oysa Filistinlileri destekleyip İsrail saldırganlığına karşı direnen
bu “vekil güç” dedikleri. Emperyalizme karşı direniş cephesini bir kalemde
silip atıyor hazret mezhepçilik yaparak.
İran’ın
ABD’ni askeri gücü karşısında çok fazla direnemeyeceğini anlatıyorlar bilgiç
bilgiç. İran’ın bölünme olasılığından söz ediyorlar. Kendini milliyetçi gören
birinin içten içe sevindiği belli oluyor, Güney Azerbaycan kurtulacak diye.
İran’ı bugün de yıllar önce de Türklerin yönettiğinin farkında bile değil. Belki
farkında da anımsamak istemiyor bu gerçeği.
Çoğu,
İran’la Türkiye’nin yıllardır düşman olduğunu savunuyor. Oysa 17 Mayıs 1639’da
imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaşmasından sonra iki komşu ülkesi arasında bir mantar
tabancası bile patlamamış. Emperyalizmin komşuları düşmanlaştırma siyasetini
topluma yerleştirmeye çalışmaktalar bilerek ya da bilmeyerek.
Konuşmalar
uzadıkça uzuyor. Türkiye, İran, Rusya ve Çin (TİRÇ) ittifakı konusu açılıyor.
Biri kalkıyor tüm ciddiyetiyle Rus ve Çin emperyalizminden söz ediyor. Görüp
işiten de İran’a saldırmak isteyenin, Batı Asya’yı kana bulayanın Rusya ile Çin
olduğunu sanacak.
Söz
dönüp dolaşıp Suriye’ye geliyor. Konuşmacıların içindeki ABD kodları dışa
vuruluyor “Eset” diyerek. Sanki Gazze’yi yıkan Esat… İsrail’in işgallerini görmezden
gelen, Filistin kırımına göz yuman o. İsrail ve ABD’ye söz söyleyemeyenler,
Esat söz konusu olunca coştukça coşuyorlar. Hemen Suriye’nin etnik ve dinsel
ayrılıkları üzerinde filozofça(!) ahkâm kesmeye başlıyorlar. Ulusları, etnik ve
inanç üzerinden ayrıştırıp bölme düşüncesi ABD’nin kafalara soktuğu bir ihanet
siyaseti. Bu hazretler, ülkeleri doğum günü pastası sanıyorlar ki ellerine
bıçağı alıp dilim dilim dilimlemekten hoşlanıyorlar. Böleceğine, birleştirmek
için kafanı yorsana be adam!
ABD’in
İran’ı vurmakta niye geciktiğine şaşıranlara ne demeli?
Türkiye’de
ABD işbirlikçilerini tanımak isteyenler televizyonlara baksınlar. “Eset, Eset…”
diye yırtınanlara, “Şii Hilali” deyip İran’a yüklenenlere, “Mollalar bıktırdı”
deyip kendince laiklik cakası satanlara, ABD gücünü abarttıkça abartanlara, Trump’ın
ülkemizle ilişkilerinin iyi olduğunu söyleyenlere, Gazze’nin yok edilmesini
barış diye yutturanlara iyi bakın! Hepsinin gözlerinde, sözlerinde görürsünüz
emperyalizmin iletilerini ve savunuculuğunu.
Adil
Hacıömeroğlu
8
Şubat 2026
Sonunda Îran çıkıyor. Savaş oyununu bozuyor. Çin Kore Rusya desteği ile. Şimdi de çıkarlar barışı biz sağladık derseler hiç şaşırmayalım
YanıtlaSilTürk televizyonculuğu Epstein'laşmış bir televizyonculuktur. Bir spiker hanım kızımızın karıştığı uyuşturucu operasyonu devam ettrilseydi, Türkiye'de medyaya küçük Epsteinların, pardon küçük şeytanların hakim olduğu görülürdü. Aksini iddia etmek, akıl alır bir şey değil.
YanıtlaSil