BEĞENİYOR, AMA OKUMUYOR


Birçok kişi, sosyal medyada yazılar paylaşıyor. Birden paylaşılan yazının altında çokça beğeni imleri görülüyor. Kimi zaman beğeni sayısı, çok ilgi çekici oluyor. Yazıyı yazan kişi de bundan mutlu olmakta, yazısı çok okundu diye. Gerçekten yazının altına beğeni imi koyan herkes yazıyı okuyor mu? Ya da yazının içeriğini bilmeden mi beğeniyor iletiyi sosyal medya arkadaşları?

Ben de sosyal medyada sık sık yazılarımı paylaşırım. Kimi zaman yazımı beğenenlere bakınca umutlanıyorum yazım çok okundu diye. Oysa BLOG’uma bakınca gerçeği anlıyorum hemencecik. Çünkü orada yazımı, kaç kişinin okuduğunu görüyorum.

Haftalar önce yazılarımı sürekli okuyup paylaşan bir arkadaşım, bana yazılarımla ilgili bilgiler verdi telefonda. Yazılarımın hepsini WhatsAap’ta durum iletilerinde paylaşıyormuş. Şu yazınızı şu kadar, bu yazınızı bu kadar kişi görüp okudu, dedi bana. Bununla da övünüyor doğal olarak. Ben de “Yazılarımı durumda görenlerin onda biri okusa çok yararlı ve umut verici olur.” dedim ona. O, çok şaşırdı. “Nasıl olur, ama hepsi beğendiğini gösteren imler koyuyor yazının altına.” dedi. Ona, bu durumu yıllardır gözlemlerime ve  her gün ulaştığım sayısal verilere dayanarak ayrıntılarıyla anlattım.

Sosyal medyada çoğu kişi, paylaşımların içeriğine bakmadan beğeni imine üşenmeden, otomatik bir makine çabukluğuyla dokunmakta. Hele fotoğraf varsa beğeniler saymakla bitmiyor. Bir sosyal medya alanı var. Burada genellikle kısa videolar ve fotoğraflar ilgi görmekte. Ben de daha çok beğendiğim kitapların fotoğraflarını paylaşırım bu alanda. Arada sırada da balkonumda yetiştirdiğim hıyar, biber, domates ve bazı sebzelerin görüntülerini takipçilerime sunarım. Bunlar, kitapların on katından fazla beğeni alır. Bu da sosyal medya kullanıcılarının neyi önemsediğini göstermesi bakımından ilgi çekici. Bir hıyarın, bir kitaptan on kattan fazla beğeni topladığı bir sosyal medya düzeni var nedense.

Sosyal medya, dolayısıyla ekran bağımlılığı bir aldatmaca üzerine kurulu. Bu aldatmaca da sosyal medyadaki içtensizliği göstermesi bakımından ilgi çekici. İnsanlar, aslında hiçbir anlamı olmayan sanal beğenilerle mutlu olmaya çalışmaktalar. Beğenilerin çokluğu, onlara işlerini iyi yaptıkları düşüncesini uyandırmakta. Somut olmayan beğeniyle belirtilen bir soyut övgü karşısında sonsuz mutluluğu yakalamakta insanların çoğu. Kısacası, işe yaramayan, boş bir beğeniyle gururu okşanıyor sosyal medya kullanıcısının.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Bir kişi okumadığı, içeriğini bilmediği bir şeyi niye beğenir?” Bu sorunun yanıtı, sosyal medyanın varlığında gizli. Burada her şey sanal… Yani, gördüklerimizin çoğu gerçek değil. İnsanlar, gerçek duygularını yansıtmak yerine, karşısındakinin istediği gibi davranmakta. Bu da yapay ve sahte bir sevgi gösterisi ya da dostluk değil de nedir?

Ekran bağımlılığı, kişileri gerçekçilikten uzaklaştırmakta. Onları yapay ve sahte davranmaya itmekte. Bu nedenle ekranlarda, sosyal medyada içtenlik aramak boşuna. Ekran bağımlılığının insanları asıl kopardığı şey, gerçek yaşam. Gerçek yaşamın gerçekçiliği, somutluğu yok olmakta ekranlarda. Bu da insanları çıkmaz sokaklara sürüklemekte, yaşamdan koparmakta. Yaşamdan kopan birinden insan olmanın sorumluluklarını yerine getirmesini, üretken olmasını, toplumsal erdem ve aktöreye uymasını bekleyebilir miyiz?

Ekran bağımlılığı, insanı doğasından koparıyor. Onu gerçek dünyadan alıp bilinmeyen sanal bir ortamın bilinmezlerindeki kokuşmuş bataklığa sürüklüyor. Duyguları yok ediliyor bilerek ve isteyerek. Onu sürükleyen de küresel emperyalizmin insanı insanlıktan soyutlamak isteyen egemenleri. Bu, insanın robotlaşmasından başka bir şey değil.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       6 Şubat 2026

6 yorum:

  1. Sayın Adil Hacıömeroğlu yorumlarınıza katılıyorum. Sanal dünya insanları gerçeklikten koparıyor. İnsanlar maalesef okumadan beğeni yapıyor. Bunu bazen bende yapıyorum. Eleştirinizi dikkate alıyorum. İyi günler diliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Okunuyor da. Yazılara giriş yapabildiğim ölçüde. Selam olsun🖐

    YanıtlaSil
  3. Sorunun bir boyutu ekran bağımlılığı ama bir de başka boyuta var bu konuda. O da insanların sürekle telefon bildirimleriyle bölünmesi. Mesajlar, sosyal medya bildirimleri, telefon, ödediğiniz ödemediğiniz faturaların bilgisi, telefon bankacılığı mesajları, reklamlar, telefonun kendi sistem bildirimleri, yine reklamlar, reklamların reklamları, uykunuzla ilgili bildirimler, hareket etme uyarısı, haberler, sonra yine reklam... İnsan zihninin bu yoğunlukta kesintiye uğraması okumayı da anlamayı da engelliler.

    YanıtlaSil
  4. Daha sonra okunmak üzere beğenilip okunamamış olsa da bunun, kişiye duyulan güven tarafının da önemli olduğunu ifade etmek gerek 🙏

    YanıtlaSil
  5. Mustafa Aydın7 Şubat 2026 22:37

    Sevgili Hocam;
    Sosyal medyada ve çeşitli platformlarda paylaşılan yazıların tam okunmaması, çoğu zaman sadece tıklanıp geçilmesi ya da kısmen okunması, okuma alışkanlığımızın giderek zayıfladığını gösteriyor. İnsanlar artık uzun metinler yerine kısa sloganlara alışmış durumda; her şeyin tek bir cümleyle anlatılmasını bekliyorlar. Oysa bir metni gerçekten okumak, satır satır ilerlemeyi gerektirir ve bu alışkanlık maalesef kayboluyor.
    Bunu tamamen tersine çevirmek zor. Ancak şunu yapmak mümkün: Okuyucuya kızmak yerine, okuyucunun beklentisine göre yazmak. Günümüzde kısa, öz ve net mesajlar daha fazla karşılık buluyor. Bu yüzden meramımızı uzun anlatılar yerine, güçlü ve kısa ifadelerle aktarmak artık neredeyse bir zorunluluk hâline geldi.

    Şu yaptığım yorum bile çok uzun aslında.. :)

    YanıtlaSil
  6. Kalemine Efendi Kalan Adil Öğretmenim,

    Ah hocam, yazınızı okurken gülsem mi, üzülsem mi bilemedim…

    “Herkes beğeniyor ama kim gerçekten okuyor?” sorusunu bu kadar zarif ve düşündürücü bir biçimde dile getirdiğiniz için kaleminize teşekkür ederim. Dijital çağın yüzeyselliğini incitmeden ama sarsarak hatırlatmanız gerçekten çok kıymetli.

    Artık metni değil, başlığı beğeniyoruz. Bazen yazıyı açmadan kalbi bırakıp geçiyoruz. Herkes beğeniyor; peki kim gerçekten okuyor? İşte mesele tam da burada düğümleniyor.

    Sosyolojik açıdan bakınca trajikomik bir tablo var karşımızda: İçeriği tüketmeden fikir sahibi olma yarışında adeta şampiyonuz. Beğeniyle vicdanımızı rahatlatıyor, okumayı erteliyor, emek vermeden taraf oluyoruz.

    Yazınız zarif bir tokat gibi… “Kalp bırakmak kolay, kafa yormak zor” diyorsunuz adeta. Ve galiba en çok da buna gülüyoruz.

    İyi ki yazıyor, iyi ki bizi durup düşünmeye davet ediyorsunuz. 👏👏📚Usunuza sağlık.Usta kaleminiz var olsun.🙏🏻🌺🍀

    YanıtlaSil