İRAN, BAZI ARAP ÜLKELERİNİ Mİ VURUYOR?


28 Şubat 2026 sabahı İsrail ve ABD, İran’a saldırı başlattı. Başta dini lider Ali Hamaney olmak üzere çok sayıda İranlı üst düzey yönetici öldürüldü. Üst düzey yöneticilerin öldürülmesiyle İran’ın karşı saldırı yapamayacağı, devlet refleksinin zayıflayacağı, ülke yönetiminin karmaşa yaşayacağı düşünülmüş olmalı saldırganlarca. ABD ve İsrail, İran’ın iki bin yıllık devlet geleneğini unutmuştu nedense.

İran, köklü devlet geleneğiyle çok sert karşılık verdi emperyalist saldırıya. Aynı anda birçok hedefe saldırdı başta İsrail olmak üzere. Bu arada Amerikan üslerinin bulunduğu Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Umman ve Ürdün’deki fesat yuvalarını vurdu. Vurulan bu ülkeler değil, bu ülkelerdeki ABD üsleri. Bu konuda ne yazık ki Türk kamuoyu da yanıltılmakta.

İsrail, 13 Haziran 2025 Cuma günü sabaha karşı İran’a saldırdı. Bu saldırılarda İranlı yöneticiler hedef alındı. Bu saldırıya biraz gecikerek karşılık veren İran’ın füzeleri, roketleri öncelikle ABD üslerinin bulunduğu Arap ülkelerinde etkisiz duruma getirildi. Kısacası, bu Arap ülkeleri İran’a karşı İsrail’in yanında yer aldılar. Körfez’deki Arap ülkeleri aynı zamanda petrol varsılı… Ne yazık ki halkının gönenci için harcamaları gereken bu varsıllığın çoğunu, ABD hortumlamakta. Bu ekonomik bağımlılık, onları ABD-İsrail safına itiyor. Demek ki öncelikle ekonomik bağımlılıktan kurtulmaları gerekir.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: “İran’ın ayrım yapmadan bu ülkelere saldırması bence son derece yanlış bir strateji. İran ‘Ben batacaksam bölgedeki ülkeleri de batırırım.’ anlayışı yürüttü.” dedi. Bu son derece yanlış bir söylem… Sayın Fidan, İran’ın bazı Arap ülkelerindeki ABD üslerine saldırmasının nedenini ne yazık ki anlayamamış. İran’ın şu anda İsrail’e karşı üstünlük kurmasının asıl nedeni, bu ülkelerdeki ABD üslerinin çoğundaki radar ve hava savunma sistemlerinin devre dışı kalmasıdır. Ayrıca bu durum karşısında, ABD’nin Körfez ülkelerini kendi yazgılarıyla baş başa bırakması ders niteliğindedir. ABD malı olan hava savunma sistemleri İsrail’in güvenliğini sağlamak için ayarlanıp kurulmuş. Bazı Arap ülkelerinden ABD’nin bu tavrına karşı cılız da olsa sesler çıkmaya başladı. Önümüzdeki günlerde bu sesler, daha gür çıkacak. Bu da ABD’nin Batı Asya’daki müttefiklerinin çoğunu yitirmesine neden olacak. Böylece hem İsrail hem de ABD bölgede yalnızlaşacak. Bu durum, domino etkisi yaratacak hem Afrika’da hem de Asya’da. Önümüzdeki dönemde Avrasya güçlenecek. Bu da ABD’nin çöküşünü hızlandıracak.

Hakan Fidan: “İran’ın stratejisi bölgedeki ülkelerin enerji altyapılarına saldırmak oldu.” demekte. Körfez ülkeleri, savaşın tüm hızıyla sürdüğü bir anda ABD üslerinin enerji gereksinimini karşılaması kabul edilemez. İran’ın bunu engellemesi hakkı. Ancak bu savaşta sahte bayrak operasyonlarına dikkat etmeli. Çünkü karşımızda büyük ve küçük şeytan var. Bu iki şeytan; yalan, iftira, insana kötülük yapma konusunda gerçek şeytana pabucunu ters giydirir. Körfez ülkelerindeki sivil alanlara yapılan saldırılarda İsrail parmağı aramak usçu bir bakış açısı.      

Başta Hakan Fidan olmak üzere birçok kişi: “Körfez ülkelerinin tamamından ABD üslerinin ne işi var? Bu üsler, kime saldırmak için kuruldu?” sorularını sormalılar önce kendilerine.

Bugün Hatay ilimize bir İran füzesinin düşürüldüğü söylendi. İran’ın Türkiye’ye saldırması olanaksız bir şey. Burada da sahte bayraklara dikkat edilmeli. ABD-İsrail amacına ulaşamadı, yenilgileri yakın. Türkiye’yi İran’a karşı savaşa sokma peşindeler oldu bittilerle. Bu oyuna gelinmemeli.

Sayın Fidan’ın çok yalın bir gerçeği görmemesi, ülkemiz adına üzüntü verici. ABD üslerine kucak açan Arap ülkelerinin siyasal rotaları değişecek. Bu konuda ilk adım da Katar, Umman ve Suudi Arabistan’dan gelecek. Çünkü ABD, bu ülkeleri İsrail’den de BOP bölücülüğünden de koruyamıyor. Onların güvenliğini asıl tehdit eden ABD. Ayrıca Irak’ın dağınık siyasal yapısı, bu savaştan sonra uluslaşma sürecine gireceğini düşünebiliriz. Irak yıllardır ABD’nin bölücülüğü yüzünden büyük bedeller ödedi. Hem devletini hem insanlarını hem de paralarını yitirdiler.

Bölgemizdeki tüm ülkeler, İran’ın yanında saf tutmak zorunda. Türkiye’nin dışişleri bakanı, İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceğini bilmez mi? İran’ın cansiperane yaptığı savunma, tüm Batı Asya’nın ve Türkiye’nin savunması. Bu gerçeğin fark edilmemesi, büyük yanlışları doğurur.

Üstelik yıllarca MİT’in başında bulunan birisinin İran saldırısının düşman istihbaratını yok etmek amacını taşıdığını bilmez mi hiç?

Türkiye, doğru strateji oluşturmak zorunda. Düşmanın kim olduğunu gerçekçi olarak saptamalı. Stratejide yapılan yanlış, taktiklerle düzelmez. Türkiye; Körfez ülkelerinin ABD bağımlılığından, İsrail yandaşlığından kurtulması için onlara yol gösterip yardımcı olmalı. Onların ülkemizin desteğine, deneyimlerine büyük gereksinmeleri var.

Dünyada, emperyalizme karşı ilk kurtuluş mücadelesini kazanmış bir ülkenin çocuklarıyız. Bu nedenle Atatürk, tüm ezilenlere tam bağımsızlık yolunu göstermekte. ABD emperyalizmini ve İsrail Siyonizm’ini yenmenin yolu, Atatürk’ün yolundan yürümektir. Türkiye ve diğer ezilen bölge ülkelerini birleştirip kurtaracak güç, Atatürk’ten başkası değil.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                             4 Mart 2026

                                                              

                                                


3 yorum:

  1. Kalemine Efendi Kalan Adil Öğretmenim,

    Anlatınız; olayların yalnızca siyasi yüzünü değil, insani ve toplumsal boyutunu da görünür kılıyor. Güç mücadelelerinin gölgesinde unutulan insan gerçeğini yeniden hatırlatmanız çok kıymetli.

    Mazlumdan yana, emperyalizme karşı bir duruşun; vicdanla, akılla ve sorumluluk bilinciyle mümkün olduğunu gösteriyorsunuz. Böylesi zamanlarda Mustafa Kemal Atatürk’ün akılcı, barışçı ve bağımsızlıkçı yolundan ayrılmamak gerektiğine inanıyor size yürekten katılıyorum.👏👏✨Usunuza sağlık..

    Kaleminize ve emeğinize gönülden teşekkür ederim.📚🙏🏻🍀

    YanıtlaSil
  2. Hükümet kendisine garip bir diplomasi guruluğu atfetmiş, her şeyi "men dakka dukka" kafasıyla halledebilirim sanıyor. Oysa savaş da diplomasinin başka araçlarla devamı değil miydi zaten!? Asker kökenli, MİT müsteşarlığı yapmış Hakan Fidan bunları bizden çok daha iyi biliyordur da, ona böyle bir açıklama yaptıran güdü ne oraya bakmak lazım. Batı'ya yaranma mı? Mezhep yobazlığı mı? El altından İsrail ile iş tutmak mı? Amerikan gücüne tapınma mı? Belki de daha kötüsü, hepsinin birden olması mı?

    YanıtlaSil
  3. Büyük itrailin önündeki son iki engel olan( İran ve Türkiye)yi ortadan kaldırmak bypass etmekti maksatları.Lakin pilanları umdukları gibi olmadı Dünkü devletler kadim Topraklarda hazin sonları ile yüzleşmek zorunda kaldılar. Kaleminize ve emeğinize sağlık Sayın Hocam saygılarımla Cemalettin Çebi 🍁🇹🇷🍁

    YanıtlaSil