EKRAN ZORBALIĞI


Akran zorbalığıyla ilgili epeyce yazı yazdım. Bunun ekran bağımlılığıyla ilişkili olduğunu anlattım hep. Çok değerli kimya öğretmeni arkadaşım Sefa Çimen beni uyardı. “Akran zorbalığı mı, yoksa ekran zorbalığı mı?” diye sordu. Bu soru, hoşuma gitti. Çünkü akran zorbalığının asıl kaynağı ekranlar…

Ekranlar, şiddeti olağanlaştırıyor. Televizyonda olsun sosyal medyada olsun sürekli şiddet var. Dizilerde, kısa videolarda çocuk ve gençlere şiddet kültürü aşıladığı görünen bir gerçek.

Televizyonlardaki tartışmalarda sürekli sinirli bir bağırma söz konusu. Kim çok bağırırsa ve karşısındakini aşağılayıp hakaret ederse üste çıkıyor. Bazı tartışmalarda yumruklarını sıkarak karşıtının üstüne yürüyenleri de görmekteyiz canlı yayınlarda hem de. Bu izlenceler sorunların çözümünün, düşünce alışverişinin bir yandan gereksizliğini vurgularken diğer yandan da şiddet uygularsan kazanırsın düşüncesini aşılamakta. Böylece kimse kimseyi dinlemiyor. Hiç kimse karşısındakine saygı göstermiyor. Bazıları öylesine sinirleniyor ki ağzından tükürükler saçılıyor ekrana.

Neredeyse siyasetçilerin hepsi bağırmaktan söz söyleyemiyorlar. Kaşları çatık, boyun damarları şişkin, ağızları sonuna dek açık, eller tehditkâr, gözler öfke kusuyor ekranlardan dışarıya doğru. Meclis’te en aşağılayıcı küfürleşmeler oluyor. Kimi zaman alt alta üst üste dövüşler ilenmekte canlı yayınlarda. Televizyoncular bakıyor ki meclis kavgaları izlenme oranlarını yükseltiyor sabahtan gece yarısına dek haftalarca bu görüntüler izlettiriliyor küçük büyük herkese. Aynı anda sosyal medyada da meclis kavgaları başköşeye yerleşiyor.

Dizilerde kavga eksik olmuyor. Çünkü ne kadar şiddetli kavga varsa o kadar çok izlenme oranı var. İzlenme oranını artırmak için bol kavgalı, çok cinayetli bölümler çekiliyor dizilerde. Neredeyse her bölümde kavga var. Karşısındakini dinlemek, ona değer vermek yok! Sözün insan ilişkisindeki sağlıklı gücü ne yazık ki unutulmuş. Ne kadar çok bağırıp çağırırsan haklı olursun mantığı var ekranlarda.

Sosyal medya, şiddetin en yaygın olduğu alan. Tanıdık ya da tanımadık kim olursa olsun beğenmediğin bir şey söylerse aç ağzını yum gözünü, aklına geleni söyle.

Çocukların telefon ya da tabletlerde oynadıkları oyunların neredeyse hepsinde şiddet var. Birçok oyun öldürme üstüne kurulu. Ne kadar çok öldürürsen o kadar çok puan kazanıyorsun. Ayrıca buralarda izlenen kısa videolarda da şiddet egemen. Çocukların televizyon, telefon ve tablet ekranlarında şiddet öğrenme kursuna gittiklerini söylersek abartmamış oluruz yaşanmakta olan durumu. O zaman Sefa Öğretmen’in dediği gibi bu ekran zorbalığı değil de ne?  

Ekranların bir başka zorbalığı ise insanları doğal niteliklerinden koparmak. Tektip insan yaratma amacıyla hep aynı düşünüp davranan insanlar oluşturuluyor bilerek. Bir canlıyı, doğal özelliklerinden soyutlamak zorbalık değil de nedir?

Ekranlar, sosyal bir canlı olan insanları toplumdan koparmaya çalışmakta. Toplumdan koparılan kişi, yaşı ne olursa olsun ekranın tutsağı oluyor. Böyle olunca da toplumsal ilişkileri ortadan kalkıyor. Bu da ekran zorbalığının bir başka yönü.

Çocuk ve gençlerimizi sanal zorbalıkla bizden çalan ekranlara karşı savaş açmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Çocuklarımızı ekran zorbalığından kurtararak özgürleştirmek herkesin görevi. Bu görevden kaçmak olmaz.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       13 Nisan 2026

 

2 yorum:

  1. Kalemine Efendi Kalan Adil Öğretmenim,

    Ekranın ardında söylenen her kırıcı söz, görünmese de bir yüreğe dokunur. Ne var ki o yüreğin sesi çoğu zaman duyulmaz; çünkü dijital dünya acıyı görünmez kılar. Oysa bir ileti, bir yorum, bir dışlama… Bir çocuğun iç dünyasında yüreğinde kopan fırtınalara dönüşebilir.

    Bugün “ekran zorbalığı” dediğimiz şey, aslında insanın insana uzak düşmesidir. Duygudaşlık azaldıkça söz sertleşir, sessizlik büyüdükçe zorbalık derinleşir.

    Peki, biz ne yapmalıyız?

    Görmezden gelmemeliyiz.
    Çünkü sessizlik, zorbalığın en güçlü sığınağıdır.

    Duygudaşlığı yeniden hatırlamalıyız.
    Ekran duyguları gizler; ama insan, hissettikçe insandır.

    Çocukları gerçekten dinlemeliyiz.
    Çünkü zorbalığa maruz kalan bir çocuk çoğu zaman susar; onu anlamak, söylenmeyeni duymaktan geçer.

    Sınırlarımızı dijital değil, vicdani çizmeliyiz.
    Teknoloji değil, değerler yön vermelidir.

    Ve en önemlisi, birlikte durmalıyız.
    Çünkü zorbalık bireysel değil, toplumsal bir yaradır.

    Unutmamalıyız ki;
    Bir çocuğun yüreğini korumak, bir toplumun geleceğini korumaktır.

    Ekranlar çoğalabilir, ama yürekler küçülmemeli…
    Çünkü çözüm hâlâ aynı yerde saklıdır: insanlıkta ve merhamette.

    Değerli kaleminizi ve duyarlılığınızı gönülden takdir ediyorum.
    Görünmeyen bir yarayı bu denli içten ve etkileyici anlatmanız, vicdanlara dokunan kıymetli bir farkındalık oluşturuyor. 👏👏✨📚🍀🌺🙏🏻

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir tespit,çok güzel bir konu.Tebrik ederim öğretmenim.Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil