Yunan
ordusu, İngilizlerin desteğiyle 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıktı. İşgalle
birlikte insan kıyımı başladı. Türk halkı çoluk çocuk, yaşlı genç ve kadın
erkek demeden Yunan askerlerinin kurşunlarıyla İzmir sokaklarında can verdi. Ne
yazık ki İstanbul hükümeti, işgale direnilmemesi konusunda öğütler vermekteydi.
Yerli Rumlar da silahlanmıştı. Bin yıllık komşularını gözlerini kırpmadan öldürüyorlardı.
Yunan
işgali sırasında güçlü bir direniş olmadığından işgalciler kolayca doğuya doğru
ilerlediler. Her girdikleri yerleşim yerinde insan kırımı aralıksız sürdü.
Amaçları Türk soyunu yok etmekti. Böylece topraklarımızı sahipsiz bırakıp buraları
sonsuza dek ellerinde tutmaktı.
Çok
geçmeden Uşak’a girdi Yunan askerleri. İnsan kıyımı burada da sürdü. Bazı Yunan
askerleri günlük tuttu. Onların günlüklerinden yararlanarak bir kitap oluşturan
Yunanistanlı gazeteci Tasos Kostopoulos bu vahşeti dünyaya duyurdu. Şimdi sözü,
Kostopoulos’un satırlarına bırakalım.
“Uşak
yakınlarındaki köyde Türk kadınları, çocuklar ve yaşlılar camiye kapanmıştı. Bizim
askerler arasındaki reziller etraftan ot topladılar, sonra da otları yakıp caminin
penceresinden içeri attılar. İnsanlar dumandan dışarı koşuştular. O zaman da
bizim reziller kadın ve çocuklara atış talimi tahtasıymış gibi ateş etmeye
başladılar.
Eve
girdim. Ölü bir Türk ihtiyarın cesedi üzerinden geçtim. İçeriden sesler
geliyordu. 10 kadar askerimiz bir Türk kızının eteklerini kaldırmışlar, zorla
dans ettiriyorlardı. Beni görünce ‘gel sen de mezeden tat’ dediler, ‘ayıp’
dedim. Türk kızı yanıma koştu, ayaklarıma kapanarak ‘kurtar’ dedi. Askerlere
yalvardım, kadındır yapmayın dedim. Biri süngüsünü çıkarıp bana yöneldi. Kaçma
zorunda kaldım. Kızın çığlıklarını unutamadım.
Köprühisar’daki
bin kadar ev alevler içindeydi. Her şeyi yakma emrini Prens Andreas vermişti.
Ayrıldığımız
her yeri yakıyoruz. Dehşet verici bir manzara. Bazılarımız Roma’yı yakan
İmparator Neron gibi mutluydu. Emir açıktı. Neyi taşıyamıyorsanız yakın… Onca
köyde yaşlılar, hastalar, çocuklar ne yaptı, meçhul.
Köye
girdik.
Kızlara
ailelerinin gözü önünde tecavüz edildi. Askerlerimiz yağmaladıkları ipek
yorganlarda yattılar.
Türkler
korkudan ailelerini mezarlıklarda saklıyorlardı. İki askerin tecavüz etmeye
çalıştığı kızı kurtardım. Annesi koşarak ellerimi öpmeye başladı. Az ilerde
diğer iki kızı cansız yatıyordu.
Birden
kendimi yaşlı adamın karşısında buldum. Yapabileceğim bütün iyilik, onu bir an
önce öldürmekti. Bazıları çok acı çekiyordu, boğazlanan danalar gibi
debelenirken… Köy ateşe verildi. (Savaş ve Etnik Temizlik On Yıllık Ulusal Harekâtın
Unutulmuş Yanı 1912-1922’den aktaran 15 Mayıs Milli Mücadele’de Denizli, Prof.
Dr. Ali Sarıkoyuncu’nun makalesi, Denizli Büyükşehir Belediyesi Kültür
Yayınları, Denizli 2021, s. 51-52)”
Yukarıdaki
satırları okurken üzülmeyen, insanlığından utanmayan insan çıkmaz kanımca.
Yukarıdaki olayları anlatan bir Yunan askeri. Dünyaya da duyuran Yunanistan
yurttaşı bir gazeteci. İşgal sırasında yapılan insan kıyımlarının, soygunların
canlı tanıkları anlatıyor olan biteni. Ne yazık bütün bular olurken insanlar
öldürülüp yerleşim terleri yakılırken İstanbul hükümeti üst üste Mustafa Kemal
Paşa ve arkadaşları hakkında ölüm fermanları yayımlıyordu. Bununla da kalmayıp işgale
uğrayan Batı Anadolu’ya öğütçüler gönderip halkın direnmemesini istiyordu. Bu
soykırıma sessiz kalmak, direnişi engellemeye çalışmak mazluma karşı zalime
destek vermek değil de nedir?
Son
zamanlarda Damat Ferit gibi işbirlikçiler çoğaldı. Emperyalistlere hizmet için
Atatürk’e saldırmayı, Kurtuluş Savaşı’na ve devrimlere kara çalmayı bir beceri
sanıyor kimileri. Bugün bu topraklarda bir Türkiye varsa onu başta Atatürk ve yanında
saf tutan Türk ulusuna borçluyuz. Özgürce “Türk’üz” diyorsak topraklarımız
üzerinde bu Atatürk sayesinde. Bunun tersi ise düşmana hizmetten başka bir şey
değil.
Adil
Hacıömeroğlu
25
Ağustos 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder