GÜZ YAĞMURLARI


22 Eylül 2026, yaz mevsiminin son günüydü. Bu yıl da yazı bitirdik iyisi ve kötüsüyle. Gökyüzü, insanlar başta olmak üzere tüm canlıları ve toprağı uyardı. Önce kara bulutlar kapladı gökyüzünü. Hava karardı iyice. Kuzeyin soğuk yelleri yazın sıcağını unutturdu. Bulutlar yağmur yüklüydü. Birden sağanak yağmur başladı bardaktan boşanırcasına. Gece boyunca da sürdü yağış.

23 Eylül, geceyle gündüzün eşitlendiği gündönümü. Geceyle gündüzün aylardır süren kavgasını gece kazandı. Bu günden sonra geceler her geçen gün uzayacak, gündüzler de ona koşut olarak kısalacak. Geceler uzadıkça havalar soğuyacak. Yazın sıcakları, insanların belleklerinde tatlı bir anı olarak kalacak.

Güz yağmurları, günlerdir sürüyor. Kimi zaman şiddetini artırmakta. Gökyüzünün yağmurunu toprağa bırakmasının nedeni, onu dölleyip gelecek yılın bolluğunu artırmak. Çünkü önümüz ekim ayı… Adından belli ekimin, dikimin yapılacağı bir ay… Çiftçinin tohumu tarlaya ekmesi için toprağın yumuşayıp tavının gelmesi gerek. Tavı gelen toprak tohumla buluşacak. Buluştuğunda da suya gereksinim duyacak. Bu nedenle güz yağmurlarına gereksinimi var. Bu yağmurlar, toprağı da tohumu da besleyecek. Kışın ise karın toprağa düşmesiyle tohumun da çiftçinin de yüzü gülecek. Toprak tohuma yatak, kar ise yorgan olacak. Gök ve yer, doğum için zamanını bekleyen tohuma kol kanat gerer bir annenin sabrıyla.

Bahar geldiğinde ise tohumlar çimlenip toprak yeşile bürünecek. Bu kez de bahar yağmurları yetişecek toprak ananın sabırla doğurduğu yavrusuna. Baharın serin yağışlarıyla boy atacak ekinler. Bahar yağmurları az olduğunda ise ekinlerin de çiftçilerin de boynu bükülecek.

Yağmur yoksa doğada yaşam da yok! Gökyüzü gözyaşlarını dökmese toprağın üstündeki varlıkların tümü beslenemez. Bu da onların yaşamda kalmasını zorlaştırır. Yağmurlar olmasa soframızdaki bolluk nereden gelecek, çiftçinin ambarı nasıl dolacak?

Yağmurun yağmasında doğanın bir kötülüğü yok! Tersine amacı herkese iyilik yapmak, var ettiği yavrularını beslemek. Yağmur başlayınca İstanbul’da her şey altüst oldu. Caddeler, sokaklar akarsuya dönüştü. Taşıtlar yollarda kaldı. Bazı metro istasyonlarını su bastı. Evine dönmeye, işine gitmeye çalışan yurttaşlarımız tepeden tırnağa sırılsıklam oldu. Şemsiyeler yağmuru tutamadı. Çoğu kırıldı. Koca kent, yağmura teslim oldu. Toprağa, tüm canlılara yaşam veren yağmur, İstanbul’da yaşamı durdurdu niye?

Kentin planlaması yağmura ve olası diğer doğal olaylara göre planlanmamış. Yapılaşma, uzun erimli ve tüm olumsuz olasılıkları düşünen bir planlamayla değil, kısa sürede yüksek para kazanmak isteyen fırsatçıların isteğine göre yapılmış. Ne yazık ki ülkemiz de kentlerimiz de bir adım ötesini göremeyen kişilerce yönetilmekte. Kent alt yapısı, yağmur sularını taşıyamıyor. Cadde ve sokakların eğimi suyu akıtamayıp biriktiriyor. Göletler oluşuyor her yağmurda kent alanlarında ve caddelerde. Deniz kıyısındaki bir kentin sularını denize ulaştıramayan bir kent yönetimiyle karşı karşıyayız. Bu durumla yalnızca İstanbul’da değil, ülkemizin neredeyse tüm kentlerinde karşılaşmaktayız.

Ayrıca yağmur suları akıp gidiyor, yöneticiler de bakıyor. Su hasadı yapmayı düşünen kent yöneticisi yok! Kuraklığın gittikçe arttığı, suya olan gereksinimin doruğa çıktığı bir zamanda su konusundaki bilinçsiz savurganlık ise anlaşılır gibi değil.

Gökyüzü ne bilsin sularıyla beslemek istediği toprağın betona dönüştüğünü. Bir karış toprağı bırakmama yarışı içinde olan yöneticiler var kentlerimizde. Kentin içinde ve çeperlerinde suyu tutacak ağaç örtüsü hunharca yok edildi. Ağacı bıraktım bir yana, bir karış çalıya, bir tutam ota bile tahammül edemeyen bir yönetici ve yapsatçı güruhunun elinde kentlerimiz.

Dünya kuruldu kurulalı yağmur da yağar, güneş de açar. Deprem de sert fırtınalar da olur. Havalar da ısınır da soğur da. Bunları deneyimleriyle yaşar insanoğlu. Eğer önlem almıyorsa suç doğada değil, insanda. Olacak olanı görmemek sığ bir düşünce ve us eksikliği… Ya da kötü niyettir. Kenti yağmalayan bir zihniyetin açığa çıkmasıdır.

Toprağı yağmalanacak, kenti haksız kazanç elde edecek bir yer olarak görmek niye? Taşı toprağı altın diyerek bir kenti yaşanmaz duruma getirmek bu toprağa ihanet değil de nedir?

Yine yağmur yağacak su basacak her yanı, sert yellerle çatılar uçacak, depremlerle yurttaşımız canını yitirecek. Suçlu kim mi? Suç yazgıya, doğaya atılacak. Oysa o suçlanan doğa olmasaydı sen olur muydun ey aymaz?

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               29 Eylül 2026

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder