OKULLAŞMAYI ENGELLEYEN ÇIKARCILIK


Dursun Akçam’ın Kanlıdere’nin Kurtları’nı okumaktayım. Sürükleyici, etkileyici bir kitap… Akçam da diğer köy enstitülü yazarlar gibi Anadolu’nun yüzyıllardır unutulan bir köyünün fotoğrafını çekiyor sözcüklerle. Bilgisizliğin inanca dönüştüğü bir toplumsal düzeni anlatıyor. Bu yazıda, kitabın genel bir değerlendirmesini yapmayacağım. İlgimi çeken bir bölümdeki olayı sizlerle paylaşacağım.

Romanın kahramanı Merdan, henüz çocuktur ve okul çağındadır. Babası, onu ağabeyi Yusuf’u çağırması için köyün kahvesine gönderir.

“Dörtnala seğirttim. Kahvenin önü kalabalıktı. Başaçık boz urbalı bir adamın çevresinde halka olmuştu köylüler. Gördüğüm memurların hiçbirisine benzemiyordu bu adam. Herkesle senli benliydi. Gülüyordu! Memur hiç güler miydi? Kel Abbas’ın koluna girdi, vay anasını! Taşın üstüne oturdu! Ayaklarında asker malı potinler! Kimdi bu? Asker değildi, komutan hiç değildi! Tahsildar olamazdı. Gardiyan Besim Efendi’ye de benzemiyordu, gülüyordu!

Birden ayaklandılar, saflandılar sıra sıra! Eğildiler selamladılar, sustular. Bekir Bey gelmişti! Boz urbalının soruları yanıtsız kaldı. Gözlerde, yüzlerde bir değişme. Boz urbalı afalladı:

‘Bre ne oldu sizlere? Neden sustunuz?’

Bekir Bey’in gözüne bakıyorlardı. Hüseyin Dalak öne çıktı:

‘Beyimiz buradayken bize söz düşmez!’

Feyzullah Çimen ekledi:

‘Her hususu Bey’imizden sorarsın?’

Boz urbalı bozulmuştu:

‘Siz beysiz düşünemez misiniz?’

Bekir Bey çalımlandı. Sigara yaktı. Eli cebinde kasıldı:

‘Sormak ayıp olmasın, sizi tanımadım?’

‘Ben… Köy Enstitüsü’nde öğretmenim.’

‘Köylerde muallim ne yetiştirecek mektep?’

‘Evet, iyi bildiniz.’

‘Gelişiniz?’

‘Beşinci sınıfı okumuş çocuklar varsa… Üçüncü sınıftan da olur. Köy Enstitüsü’ne götüreceğim. Sordum, yokmuş…’

Hüseyin Dalak:

‘Bekir Bey’imizin oğlu Şehmuz Bey var ya…’

Bey’in başı yan döndü:

‘Ben oğlumu başka mekteplerde okutacağım!’ dedi.

Boz urbalı gözleriyle kantarladı Bekir Bey’i. Karşılık vermedi.

Sözü gene Hasan dayı aldı:

‘Bey’im bize iyi bir haber getirdin.’ dedi boz urbalıya, ‘Gelgelelim, okumak paraynan pullan olur. Bizim elimiz ince…’

‘Sizden para pul isteyen yok. Öğrencilerin her türlü gideri Enstitü’den karşılanacak. Yemesi, içmesi, giyimi, kuşamı, defteri, kalemi her donatımı…’

‘Essah mı?’

‘Essah!’

Murtaza:

‘Çarığı çorabı da devletin boynuna olduktan sonra okumaya ne ister?’

Hasan dayı ikircikliydi:

‘Bu sözlere inansak mı?’

‘Görende inanacaksınız!’

Ayaklar yer değiştirdi, saflar bozuldu. Bekir Bey gitti. (Kanlıdere’nin Kurtları, Dursun Akçam, Literatür Yayınları. 7. Basım, Ocak 2021, s.60-61)”

Bekir Bey gittikten sonra köylüler, boz urbalıya üst üste sorular sorar. O da yanıtlar sorulan her soruyu açık yüreklilikle. Köylüler heyecanlanır, bir umut tohumu yeşerir yüreklerinde. Gözleri ışıldayan Hasan dayı köylülere dönerek: “Ey millet, fukaranın güneşi doğmuştur. Allah encamımızı hayır eyleye.” der. Onları en çok heyecanlandıran da köye bir ilkokulun açılacağının muştulanmasıdır. İlkokulun yapılması için herkes seferber olur. Konuşmaları dinleyen çocuklar geleceğe yönelik mutluluk düşleri kurmaya başlarlar. Umut dalga dalga yayılmaktadır tüm köye. Hasan dayı, yapılacak okulun yerini bağışladı. Okulun yapısını köylüler ortaklaşa imce usulü yapacaklardı. Ancak Bekir Bey buna karşı çıktı.

Çok geçmeden köye Resül Efendi adında bir öğretmen gönderildi. Hemen derme çatma bir yerde dersler başladı. Anlatılanlardan anlaşılıyor ki Resül Efendi, bir eğitmen. Çocuklar onu çok sever. Çocukları okuturken köyde kadın erkek ayrımı yapamadan yetişkinlere de okuma yazma öğretiyor. Bekir Bey’in ikinci karısını da jandarma zoruyla okula getirtir. Bu durum, Bey’in ağırına gider. Resül Efendi bir gün ortadan yitiverir. Günler geçtikten sonra ölüsü Çeşmir Çayı’nın coşkun sularının üstünde yüzerken bulunur.

Türkiye’nin aydınlanması, köylerimize uygarlık ışığının yanması kimleri rahatsız ettiği çok açık değil mi? Köylünün sırtından geçinen, onun bilgisizliğinden, yoksulluğun yarattığı çaresizliğinden yararlanıp beylik, ağalık sürenler okullaşmaya karşı çıktı. Onların en büyük destekçisi de bilgisiz, çıkarcı sahte hocalardı. Hocalar dünyevi çıkarları için köy okulları ve Köy Enstitüleri için türlü yalanlar uydurdular. Böylece ağa ve beylerin desteğiyle Köy Enstitüleri kapatıldı. Ne mi oldu? Yıllardır halkımız ışıksız kaldı. Emperyalistlerin yönlendirmesiyle kurulan sömürü çarkı içinde ezim ezim ezildi. Bu çark, hâlâ öğütmekte insanımızla birlikte tüm değerlerimizi.

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               30 Eylül 2026

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder