4
Mart 2026 günü İran’dan fırlatıldığı söylenen bir füzenin Hatay ilimiz
toprakları üstünde, NATO hava savunma sistemince vurulduğu açıklandı. İran:
“Türkiye topraklarına füze atmadık. Dost ve komşu ülke olan Türkiye’nin
egemenliğine saygılıyız.” sözleriyle topraklarımıza füze göndermediklerini
söyledi.
5
Mart 2026 Perşembe günü, Azerbaycan’a bağlı Nahcivan Özerk Bölgesi havaalanına
İran’dan dron atıldığı savlandı. Bu konuda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham
Aliyev, İran’ı hedef alan çok sert açıklamada bulundu. Bu açıklama, Bakü
yönetimine ABD-İsrail’ce uzatılan “Güney Azerbaycan” havucunun etkisidir
sanıyorum.
9
Mart 2026 günü öğle saatlerinde Gaziantep’e bir İran füzesinin düşürüldüğü
söylendi. Aslında düşen İran füzesi değil, onu düşüren NATO kapsamında ABD
savunma füzesi patriotun parçaları.
Gaziantep’e
füzenin düştüğü saatlerde ABD’nin 22 ilimizi, riskli bölge olarak duyurması çok
ilginç değil mi? Yine Amerika, Adana Başkonsolosluğu’nda acil görevi olmayan
çalışanların ve ailelerinin önlem için konsolosluktan ayrılmasını istedi. Ne
büyük rastlantı bu… ABD, hangi illerimize füze atılacağını önceden bilmekte. ABD-İsrail’in
en büyük becerisi yalan söylemek, iftira atmak. Bu yalın gerçeği göz ardı
ederek olayları, durumları değerlendirmek çok yanlış olur. Yalanın tuzağına
düşmemek gerek.
Eğri
oturup doğru konuşmalı. İran’ın gereği kadar düşmanı var. Askeri olarak bu
denli sıkışmış bir İran’ın Türkiye’ye saldırmasının haklı ve usçu bir nedeni
olabilir mi? Kendisine yeni bir düşman yaratması düşünülebilir mi?
Hatay
ve Gaziantep’e düştüğü savlanan İran füzelerini etkisiz duruma getiren Doğu
Akdeniz’deki ABD savaş gemilerindeki hava savunma sistemleri. Bir işin içinde
ABD ya da İsrail varsa bir değil, bin kez düşüneceksin. Çünkü bu iki saldırgan
ülke, yalana bin takla attırmakta. Dünyanın duyup işitmediği yalanları
üretmekten başka bir şey yapmıyor Siyonist emperyalizm. İşleri güçleri yalan ve
iftira üstünden ülkeleri birbirine kırdırıp yeraltı ve yerüstü kaynaklarını
yağmalayıp sömürmek. Yalanı, iftira atmayı kendine meslek edinmiş bu iki
ülkenin sözlerine inanmak, onlarla aynı ittifakta yer almak, sahtekâra güvenmek
değil de nedir?
İran,
ABD saldırısında diz çöktürülüp yenilirse sıra Türkiye’ye gelecek. Bunu, sağır
sultan bile biliyor; Türkiye’yi yönetenlerin bilmemesi olanaksız. İran, bu
savaşı kazanmak için düşmanlarını azaltmak zorunda. Bu konudaki duyarlılığını
da görmekteyiz.
Ülkemize
düşen füzelerde bir alicengiz oyunu var. ABD-İsrail, İran’ı kesin bir yenilgiye
uğratmak için kara harekâtı yapmak zorunda. Çünkü şu anda amaçlarına ulaşamadı
bu iki saldırgan. Ayrılıkçı Kürt örgütlerini kara harekâtı için önceden
hazırlamışlardı. Bu örgütlere özellikle Kürtlerden tepki geldi. Böyle olunca da
İran’ı diz çöktürüp bölme girişimi olanaksız duruma geldi. Bu nedenle karadan
işgal stratejisi değişti. Türkiye’yi batıdan, Azerbaycan’ı kuzeyden İran’a
saldırtmak için hilelere başvuruyor şer cephesi. Türkiye, bu oyuna gelmemeli
Ayrıca kardeş Azerbaycan’ı bu konuda uyarmalı. ABD-İsrail’in oyununa gelmemek
gerek.
Ülkemize
düşen iki füze ve Azerbaycan’a gönderildiği söylenen dron ya yollarını
şaşırmıştır ya da bölgedeki ABD-İsrail casuslarınca gönderilmiştir. Türkiye ve
Azerbaycan’ın yeri ABD-İsrail’in değil, İran’ın yanıdır. Çünkü Batı Asya’daki
en büyük tehdit, emperyalizm ve Siyonizm’dir. Düşmanı doğru saptamadan
yapılacak davranışlar, alınan siyasal kararlar saldırgan yağmacıların önünü
açar. Bu da ne Türkiye’ye ne de Azerbaycan’a yarar.
Adil
Hacıömeroğlu
10
Mart 2026
Sayın Adil Hacıömeroğlu,
YanıtlaSilKaleme aldığınız bu çarpıcı değerlendirme, bölgedeki karmaşık satranç tahtasını hem bir vatansever duyarlılığıyla hem de jeopolitik bir gerçekçilikle ortaya koyuyor. Paylaşımınızda dile getirdiğiniz füze diplomasisi ve algı yönetimi üzerine bina edilen stratejiler, sosyolojik ve siyasal düzlemde oldukça kritik bir zemine oturmaktadır.
Analizinizdeki temel savları, akademik bir derinlik ve halkın sağduyusuyla harmanlayarak şu şekilde mütalaa etmek yerinde olacaktır:
1.Sizin de isabetle belirttiğiniz üzere, bir devletin askeri hamlelerini değerlendirirken "Kimin işine yarar?" sorusunu sormak esastır. Uluslararası ilişkilerde devletlerin rasyonel aktör olduğu varsayılır. Batı’nın kuşatması altında, ekonomik ve askeri bir kıskaca alınmış İran’ın; Türkiye gibi bölgenin en köklü devlet geleneğine ve güçlü ordusuna sahip bir komşusunu doğrudan hedef alması, kendi intiharı anlamına gelir. Sosyolojik olarak bakıldığında, ortak bir medeniyet havzasını paylaşan iki halkı karşı karşıya getirmek, ancak bölge dışı emperyalist odakların kaos teorisi ile açıklanabilir.
2.Gaziantep ve Hatay olaylarında ABD’nin önceden riskli bölge ilanında bulunması, sosyal bilimlerde kendi kendini gerçekleştiren kehanet riskini doğurur. Eğer bir güç, çatışmanın çıkacağını önceden ilan ediyor ve buna dair zemin hazırlıyorsa, burada bilgi asimetrisi kullanılarak taraflar bir eşik operasyonuna itiliyor demektir. Sizin Alicengiz oyunu olarak nitelediğiniz durum, teknik bir kazadan ziyade, bölge devletlerini birbirine kırdırarak meşruiyet devşirme çabasıdır.
3.Yazınızdaki Azerbaycan-İran gerilimine dair tespitlerinize bir şerh düşmek gerekirse; Bakü’nün tutumunu sadece dış kışkırtma ile açıklamak, bölgedeki jeo-ekonomik hatların (Zengezur Koridoru vb.) ve Karabağ sonrası değişen statünün yarattığı özgün gerilimleri göz ardı etmemize sebep olabilir. Azerbaycan’ın stratejik hamleleri, sadece bir havuç etkisi değil, aynı zamanda kendi bölgesel egemenlik alanı üzerindeki nüfuz mücadelesidir. Ancak bu durum, sizin de vurguladığınız üzere, emperyalizmin bu çatlakları bir uçuruma dönüştürme gerçeğini değiştirmez.
4.Toplumsal yapıların bekası, dış müdahalelerle değil, komşular arasındaki organik dayanışma ile mümkündür. Emperyalizmin en büyük silahı mermiden önce ektiği nifak tohumlarıdır. Siyonist-emperyalist stratejinin yalan ve iftira üzerinden yürüttüğü bu vekalet savaşlarına karşı en büyük kalkan, bölge devletlerinin birbirinin egemenlik haklarına duyduğu saygı ve ortak savunma iradesidir.
Değerli Adil Bey, uyarılarınız Batı Asya'nın huzuru için hayati birer pusula niteliğindedir. Düşmanı doğru saptamak, zaferin yarısıdır. Türkiye ve Azerbaycan’ın, bu tezgahın birer parçası olmak yerine, bölge barışının kurucu unsurları olarak hareket etmesi tarihsel bir zorunluluktur.
Sîyâmettin Şentürk
Değerli Adil öğretmenim,
YanıtlaSilBatı Asya’daki gerilimleri sadece siyasetle değil toplum psikolojisiyle de okumak gerektiğini yazınız çok güzel hatırlatıyor. Gürültülü gündem içinde akıl ve sosyolojiyle konuşan kaleminiz kıymetli.
Bölgemizde her haber bir gerilim üretirken, sizin kaleminiz olayların arkasındaki toplumsal gerçeği gösteriyor…Usunuza,emeğinize sağlık👏👏💐📚✨
Usta kaleminiz daim olsun.🙏🏻
Ortadoğulular, "Ortadoğu, Ortadoğulularindir" gerçeğini emperyalizm karşısında haykirmadikca ve işin gereğini yapmadikca kendi kendilerinin celladı olmaya devam ederler.
YanıtlaSil