KENDİNDEN BAŞKASINI DÜŞÜNMEYEN GENÇLER


Televizyon dizileri, gündüz kuşağı izlenceleri ve telefon ekranları yeni bir genç kuşak yetiştiriyor. Bu gençlere internet kuşağı diyebiliriz. Bu çocuk ve gençlerin hiçbir konuda duracakları yer belli değil. Toplumla ters düşseler de aileleriyle çatışsalar da arkadaşlarından soyutlansalar da gittikleri yoldan bir milim bile şaşmıyorlar. Kendi özgürlük anlayışlarını kendileri belirliyor. Bu alanın ise sınırları belli değil, sonsuz.

Günümüz çocuk ve gençleri, adeta kendilerine tapınıyorlar. Toplumun da ailenin de odak noktasında kendilerinin olduğunu düşünüyorlar. Herkesin onlara hizmet etmesini beklemekteler. Kızlar dünyanın en güzeli, erkekler ise evrene egemen olan büyük bir güç olarak görmekte kendilerini. Bu kuşak savaşımcı, sabırlı değil; ivecen ve hazırcı… İstediklerine ulaşamadıklarında küsüp içe kapanıyorlar hemencecik. Olumsuzluklara karşı savaşmayı benimsemiyor bu kişiler. En önemli özellikleri de özverili olmamaları. Başkalarının kendileri için özverilerini iyi karşılarken kendilerinin başkaları için özveri yapması söz konusu bile olmuyor onlar için. Kendilerini değerli bulmadıkları için yaşamaktan kolayca vazgeçiyor bu kuşak.

İnternet kuşağı, aile üyeleri başta olmak üzere kimseye derin, karşılıksız, içten, vazgeçilmez bir sevgi duymuyor. Göstermelik sevgi, çıkarlar üstüne kurulu… Sevgileri yapmacık, özverileri göstermelik… Bu kuşak, yalnızca kendini seviyor, o da gösterişe bulayarak. Birçok çocuk ve gencin “Canım kendim” diyerek kendini sevdiğine tanık oluyoruz kamusal alanlarda. İnsanların içinde kendini sevip okşayanları da görüyoruz ara ara. Buna, kendine tapınma desek yerinde olur sanırım. Ben varsam her şey var, ben yoksam hiçbir şey yok; anlayışında çocuk ve gençlerin çoğu. Yaşam anlayışları, ben merkezli…

İnternet kuşağı, başarıya kısa ve kolay yoldan ulaşmanın peşinde. En kestirme yoldan varsıllaşmak istemekte bu kuşak. Emek vererek, alınteri dökerek sabrederek amaca varmak, ülkülere ulaşmak onların defterinde yazmıyor. Çoğunun temel amacı çok paraya sahip olmak. Çok varsıllaştıklarında mutlu olacaklarını sanmaktalar. Bu nedenle duygular hep ikinci plana atılmakta. Oysa insan, duygularıyla var. Olumlu ya da olumsuz duygular olmadan insanın insan olamayacağının farkında değil çoğu. Yakınlarının mutluluklarını paylaşamıyor, onlarla mutlu olamıyorlar. Başkalarının acısını yüreklerinde duyumsayamıyorlar. Bu da duygudaşlıklarının olmadığını göstermekte.

İnternet gençliğinin akrabası, arkadaşı, yakını, düşünsel olarak beslendiği kaynak ekranlar. Giderek bu kuşak, sosyal çevresinden soyutlanmakta. Çoğu, ekranlarıyla evlerine kapanmakta. Bu kapanma, birçok tinsel sorunları da getiriyor yanı sıra. Bu durum, aslında yaşamdan derin bir kopuş. Yaşamdan kopuş, yaşamayı anlamsızlaştırmakta. Bu da kendisinin ve başkalarının yaşama hakkını önemsememeyi getiriyor. Son yıllarda özkıyımların, toplu öldürmelerin sıkça olmasının nedeni bu değil mi?

İnternet gençliğinin aktöre ve toplumsal değerlerden koptuğu çok açık. Aktöre ve toplumsal değerlerin birçok kişi için bir anlamı yok! Bu da onları köksüzleştirip toplumdan uzaklaştırmakta. Bu kuşağın ekranlara teslim olmasına göz yumulmamalı. Göz yumulduğunda insanoğlu, kendini yok eden bir canavara dönüşecek. Bu, yadsınamaz bir gerçek…

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       20 Mayıs 2026

3 yorum:

  1. Kalemine Efendi Kalan, Adil öğretmenim ,

    Yazınız, gençliği yargılamaktan çok çağın ruhunu sorgulayan derin bir vicdan muhasebesi taşıyor. Özellikle ekranların insanı birbirine yaklaştırırken ruhen uzaklaştırdığı gerçeğini çok çarpıcı biçimde hissettiriyor. Bugün birçok genç, kalabalıkların içinde büyüyor ama “ait olma” duygusundan yoksun yetişiyor. Bu nedenle bencillik çoğu zaman karakter değil, çağın öğrettiği bir savunma biçimi hâline geliyor.

    Felsefi açıdan bakıldığında insan, yalnızca “ben” diyerek tamamlanamaz; insanı insan yapan şey, “öteki”nin varlığını hissedebilmesidir. Çünkü vicdan, başkasının acısının kendi içimizde yankı bulduğu yerde doğar. Paylaşmayı unutan toplumlar, zamanla yalnızca sevgiyi değil; merhameti, dayanışmayı ve anlamı da kaybeder.

    Asıl tehlike gençlerin değişmesi değil, toplumun duyarsızlığı normalleştirmesidir. Bir çağ, çocuklarına yalnız başarıyı öğretip merhameti öğretemiyorsa; sonunda güçlü bireyler değil, derin yalnızlıklar üretir. Yazınız tam da bu yüzden bir eleştiriden öte, topluma tutulmuş ahlaki ve insani bir aynadır.

    Yüreğe dokunan , duyarlı kaleminiz var olsun …👏👏🥀🙏🏻📚
    Saygılarımla…Esen kalınız..

    YanıtlaSil
  2. Sanırım sadece gençler için geçerli değil bu yazdıklarımız sayın hocam. İnsan düşmanı, insani duyguları hiçe sayan bir yozlaşma sürecinde belki de en çok etkilenen gençler olduğu için biz gençliği konuşuyoruz. Aslında sevgi, dostluk, aşk ve acıyı en yoğun, en kusursuz olarak yaşayacak ve böylece tüm hayatı şekillenecek nesilleri ellerimizle diri diri toprağa gömüyoruz. Bu duygular yerine maddiyat aleminin labirentlerine soktuğumuz gençler maalesef ilerleyen yaşlarda da arkadaşlık, dostluk, sevgi, saygı kavramlarına yabancı olacaklar. O yüzden ülke gündemine gelen "çocuk katiller" konusunda ceza indirimli değil, bilakis erişkinlere uygulanmadan daha sert uygulanmalıdır.

    YanıtlaSil
  3. Bu gençlik bu kuşak, çok uygunsuz ve bilgiç de aynı zamanda. Büyüklerine saygısı sevgisi neredeyse yok, maddi çıkarları öncelen bir kitle, hatta ana babaya bile bu türden davranışlar sunan bir gençlik. Tüm bunlar samimi sohbetleri engelleyen internet ve cep telefonları mı, sadece. Ama malesef sorunun çoğu telefonlarda duruyor. Gelecek kuşaklar daha kötü olacak. Allah yardımcımız olsun. Herkese selam.

    YanıtlaSil