AKP SEÇMENİNDEN NASIL OY ALINIR?


Türkiye’de AKP’ye muhalif olan hemen herkes, AKP’ye oy veren seçmenlerin muhalefet partilerine nasıl yönlendirileceği konusunda kafa patlatmakta. Ne yazık ki özellikle CHP ve MHP yöneticileri bu konuda sağlıklı düşünceler geliştirememekte.

İki muhalefet partisi, AKP’ye benzeyerek iktidar partisi seçmenlerinden oy alacaklarını düşünmekteler. AKP’ye benzeyerek onu yıkamazsınız. Böyle yaparak onun politikalarına güç katar, onun yaptıklarına meşruluk kazandırırsınız. Bir başka deyişle AKP uygulamalarının doğru ve haklı olduğunu söyleyerek bunu onaylamış olursunuz. Tarihin hiçbir döneminde bir şeyin taklidi, asıl olanı yıkmamıştır. Tersine onu daha da güçlendirmiştir.

Muhalefet partileri, öncelikle toplumun ivedilikle çözümlenmesi gereken sorunlarını belirlemeli. Peki, bu sorunlar nelerdir?

a)      Halkın geçim güçlüğü,
b)      İşsizlik,
c)      Terör,
d)     Hukuksuzluklar,
e)      Türkiye’nin bölünme tehdidi,
f)       Cumhuriyet kazanımlarının yok edilmesi,
g)      Dış güvenlik tehditleri...
          
         Yukarıda yedi başlık altında topladığımız sorunları tartışmayan, çözümlerini halka anlatmayan bir muhalefet olur mu? Olmaz, tabi ki... Eğer muhalefet partileri bu sorunları tartışmıyorsa içtenliklerinden şüphe etmek herkesin hakkı.
            
AKP politikaları hangi temellere dayanmakta?

a)      Dini siyasete alet etme,
b)      Topluma açıkça yalan söyleme,
c)      Gerçekleri saptırma,
d)     İftira atma,
e)      Gerçekte olmayan düşmanlar yaratma,
f)       Ulusal değerleri değersizleştirme,
g)      Halk kahramanlarını gözden düşürme,
h)      Kişisel çıkarları, toplumsal çıkarın önüne koyma,
i)        Halka hesap vermeme,
j)        Demokrasiyi bayrak yapıp diktatörce uygulamalar yapma...

Muhalefetin öncelikli görevi, AKP’nin halkı kandırmaya yönelik politikalarını anlatmaktır seçmenlere. Yoksa AKP’ye öykünerek onun gibi olmaya çalışmak, iktidar partisinin uygulamalarının onaylanması anlamına gelir.

Özellikle din üzerinden siyaset yapmak, Türkiye’yi, önlenemez maceralara sürükler. Din sömürüsü, Allah’la aldatmak muhalefetçe de benimsendiğinde Türkiye’de AKP’den daha köktenci dinci grupların çıkmasının önü açılır. Ülkemiz siyasetçileri; Afganistan, Pakistan deneyimlerini iyi incelemeli ve bunlardan dersler almalıdırlar. Bir ülkede siyaset, iktidar ve muhalefetiyle din sömürüsü temelinde yürütülürse nasıl bir çöküşün kapıyı çalacağını iyi hesaplamalılar.

O zaman ne yapılmalı?

Yalana, hukuksuzluğa, iftiraya, hırsızlığa karşı gerçeği, hukuku, haklıyı, dürüstlüğü savunmalı. Devşirilmiş bir din sömürüsüne karşı, laikliği savunmalı. Neden mi? Kimsenin yalanına, hırsızlığına, sapıkça düşüncelerine, halkın ulusal değerlerine saldırmasına dinin kalkan yapılamayacağını anlatmalı muhalefet.

Ne yazık ki muhalefet partilerinin yönetimleri, toplumsal gerçekler apaçık ortadayken bunların yerine AKP medyasının önüne koyduğu konuları tartışmakta. Yine AKP medyasının yönlendirmeleriyle politikalar belirlemekteler.

AKP’nin, halk arasındaki güveni sarsılmıştır. Başbakan ve bakanlar, Türkiye’nin hiçbir iline, ilçesine rahatça gidememekteler. En çok oy aldıkları yerlere bile büyük koruma ordularıyla geziler yapmaktalar. Halk, çoktan AKP’yi silkeleyip atacak; ama seçenek aramakta kendine. O seçenek doğaldır ki iktidar partisine benzemek isteyen muhalefet olmayacak.

Halk, yiğitçe ulusal değerleri savunan muhalefet istemekte. AKP’nin parçaladığı ulusu bir araya getirecek siyasetçileri beklemekte halk özlemle. Yoksulluğu yazgı olmaktan çıkaracak siyasetçilerin yolunu gözlemlemekte umarsızlık içinde çırpınan insanlar.

Siyaset madrabazlarını yuvalandıkları cami, okul ve kışladan defedecek yürekli adamları beklemekte millet.

Türkiye’nin tüm gerçekleri apaçık ortadayken ve sorunların çözümü bu kadar belliyken AKP’ye benzemek niye? Allah ile aldatanlar kervanına katılmanın nedeni ne? Mezhep çatışmalarının körüklendiği bir coğrafyada Haçlı patentli dinci politikaları meşrulaştırmaktaki amaç ne? Halkın gür sesini dinlemek yerine, küresel egemenlerin fısıltılarına kulak kesilmek niye?

AKP seçmeninden oy mu almak istiyorsun? AKP gibi halkı kandırmayacaksın, onun dini duygularını siyasete alet etmeyeceksin. Kara bulutları dağıtıp güneşin aydınlığıyla kucaklayacaksın insanları. Onlara sahte cennetler değil; uygarca, insanca yaşayacakları bir toplum projesi sunacaksın. Din baronlarının sahtekârlığını ortaya çıkarmalısın ki Haçlı irticaya “dur” diyebilesin. Yoksa senin görevin yeni din baronu olmak değil. Hele Haçlı irticaya asker olup malzeme taşımak hiç değil! Anlıyor musun?
                                                                       Adil Hacıömeroğlu



YÜREKLİ YİRMİ MİLLETVEKİLİ


CHP ve MHP’nin cumhurbaşkanlığı çatı adayı açıklandı. Cumhuriyet savunucuları hayal kırıklığına uğradı. Çünkü Ekmeleddin İhsanoğlu, AKP’nin işini kolaylaştırıcı bir aday. Bir şeyin aslı dururken insanlar neden taklidine oy versin? Üstelik taklit, asıl olanı güçlendirir.

Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, İhsanoğlu’nu aday gösterirken Cumhuriyet’in yenildiğini de ilan ettiler dünya âleme. Devletin, ancak İslamcı kimliklerle yönetileceği düşüncesine teslim oldular. Asıl mücadelenin Cumhuriyet güçleriyle Amerikancı ılımlı İslamcılar arasında olduğunun farkında değil, CHP ve MHP liderleri. Amerika üretimi ılımlı İslamcı AKP adayına karşı aynı niteliklerde bir adayla seçim kazanmak ha... Kargalar güler buna!

İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi, AKP’nin işini kolaylaştıracak. Hem içte hem de dışta hızla itibar yitimine uğrayan AKP, yine Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin yardımlarıyla ayağa kalkıyor. AKP adayının zorlanacağı bir seçim, İhsanoğlu’nun adaylığıyla neredeyse garantilenmiş durumda.

CHP ve MHP’ye İhsanoğlu’nu aday olarak öneren uluslararası odaklar, RTE ve AKP’den desteğini çekmiş değiller. Bu demektir ki, Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yeni görevler verilecek Ortadoğu’da. Mezhep çatışmalarının tırmandığı, etnik ayrışmaların çoğaldığı, bölgesel sorunların gittikçe çözümsüzleştiği günler beklemekte bizi yaşadığımız coğrafyada. Ortadoğu’da daha çok kan akıtmak, daha çok petrol çıkarmak ve İsrail’in geleceğini garanti altına almak için Türkiye Cumhuriyeti feda edilmekte. Çok yazık, çok...

Bu oyun bozulmalı. Hem de ivedilikle... Küresel güçlerin Türkiye’ye dayattığı rol, sahneye konmamalı. Cumhurbaşkanlığı seçimi, dış odakların yarıştığı bir seçim olmaktan çıkarılmalı. Bu nedenle ulusun çıkarlarını, geleceğini temsil eden bir aday ortaya çıkmalı ve oyun bozulmalı.

Küresel güçlerin oyununu bozmak için yirmi tane cesur, yurtsever, Cumhuriyet değerlerine bağlı, aldığı maaşı hak eden yirmi adama gereksinim var. Yirmi tane adam gibi adam milletvekili... Küresel güçlerin, yandaş medyanın, çıkarcı grupların, kişisel ikbal peşinde koşan sefil politikacıların, işbirlikçi güruhun, parti olgarşilerinin, her devrin adamı olan kişiliksiz uyanıkların (!), hiçbir olay ve düşüncede analiz yapamayan ve sığ yazılarla kamuoyunu yönlendirmeye çalışan bilgisi kıt köşe yazıcılarının, bir adım ötesini göremeyen siyasetçi zavallıların, eski politikacı müsveddelerinin baskısına aldırmayan yürekli yirmi milletvekili gerek küresel güçlerin oyununu bozmak için.

Tarih, sıkıntılı günlerde yazılır. Kahramanlar, umudun tükendiği zor zamanlarda ortaya çıkar. Ulus, geleceğini kahramanlarla kurar. Vatan, yürekli kişilerin cesur kararlarıyla kurtulur.

Evet, yürekli yirmi kişi... Bozun oyunu! Milletin adayını çıkarın küresel işbirlikçilere karşı. Milletin sesi olun ki, biz de sizlere “milletin vekili” diyelim. Bir yurttaş olarak cumhurbaşkanlığı seçimine sevinçle gidelim. “Benim adayım.” diyebileceğimiz bir yurtseverin peşine düşelim. Onu Atatürk’ün Çankaya’sına çıkaralım.

Gün, yurtseverliğin sınandığı gündür. AKP’nin adayını da ve onun suretini de hak ettikleri yere gönderme zamanıdır. Türk Milletinin ölmediğini dosta düşmana gösterme zamanıdır.

Ey CHP, MHP ve hatta AKP milletvekilleri! Karar verin!  Milletin mi, yoksa küresel güçlerin mi vekilisiniz? Kişisel geleceğiniz mi önemli, yoksa Türk Milletinin varlığı mı sizin için? Unutmayın, vatan yok olduğunda kişisel geleceğiniz de olmayacak.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       18 Haziran 2014




KILIÇDAROĞLU VE BAHÇELİ YANILTMADI


Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, türlü kesimlerle görüş alışverişi (!) yaptıktan sonra nihayet çatı adayını açıkladılar. Birçok kişinin açıklanan aday konusunda yanılmadığının farkındayım. Her iki liderin yaptıkları görüşmelerin göstermelik olduğu da ortada.

Görüşmeler neden mi göstermelik?

Kılıçdaroğlu TBMM’de bulunan yüz otuz, Bahçeli de elli iki milletvekilinin önüne birer kâğıt kalem koyup cumhurbaşkanı adaylarınız yazın deseydi; İhsanoğlu’nu genel başkanlar ve sırdaşları dışında kimse yazmazdı. Her iki parti örgütü, üyeleri arasında bir sormaca düzenleseydi Ekmeleddin İhsanoğlu adını yazacak birine rastlanmazdı. Halkın ezici çoğunluğunun işitmediği ve tanımadığı birini aday yapmak, AKP’nin ekmeğine yağ sürmektir.

Ekmeleddin İhsanoğlu adı yeni ortaya çıkmadı. Bahçeli, çatı önerisini yaptığında her iki liderin de aklında vardı. Anlaşılacağı üzere çatı, İhsanoğlu için oluşturuldu. Bu arada görüşülen siyasal parti liderleri, meslek odası ve demokratik kitle örgütü yöneticileri kullanıldılar bu iş için. Önceden belirlenen biri için kamuoyu oluşturuldu.

Kılıçdaroğlu ve Bahçeli AKP’yi kurtaran kişiler olarak tarihteki yerlerini alacaklar.

Habur rezaletiyle erimekte olan AKP’yi halk oylamasında Kılıçdaroğlu’nun yanlış söylemleri kurtardı. 2011 genel seçimlerinde yanlış aday tercihleri ve AKP’yi taklit ederek CHP’ye seçim kaybettiren kişidir Kılıçdaroğlu. 2014 yerel seçimlerini acemilikler dizisiyle AKP’ye sunan da Kemal Bey’dir.

Bahçeli’ye gelince... AKP’nin her sıkıştığı kavşakta onu kurtaran kişidir. 2002’de erken seçim isteyerek AKP’yi iktidara oturtan Bahçeli’dir. Gül’ü Çankaya’ya oturtan da Bahçeli.

Hem Kılıçdaroğlu hem de Bahçeli, Haziran direnişinde AKP’yi kurtaran kişilerdir.
            
   CHP’nin Eskişehir’de yaptığı belediye başkanları toplantısında Kılıçdaroğlu, seçilecek cumhurbaşkanının niteliklerini sıralamakta. Her şey var. Bir tek Laik Cumhuriyet değerlerine uyumlu olmak yok. Laikliği savunmak unutulmuş. Laiklik olmadan Türkiye’de demokrasi olur mu? Kılıçdaroğlu, belediye başkanlarıyla kafa buluyor o konuşmada. Oradaki belediye başkanlarına sorsanız cumhurbaşkanı adayı kim olsun? Bir kişi çıkıp da İhsanoğlu, demezdi.
           
         Ne CHP ne de MHP tabanının tanıdığı kişidir Ekmeleddin İhsanoğlu. Her iki parti tabanı da bu ismi heyecanla savunamayacak. Benimsenmeyen, yürekte ve bilinçte kabul görmeyen biri için parti tabanlarının seferber olması beklenemez. Bu da AKP adayının kolayca seçimi kazanmasına neden olur.
            
        CHP ve MHP çatı adayını açıkladıktan sonra Bakırköy’de bir sokakta yürüyordum. Otuz yaşlarında AKP’li olduğu belli olan bir genç, telefonda konuşuyordu kahkahalar atarak. Benim de işitebileceğim bir sesle: “Bizim adayımız Tayyip Erdoğan, CHP’ninki ise Recep Erdoğan. Adamlar bir aday bile çıkaramıyorlar karşımıza.” diyordu. Tanımadığım bu kişinin anlatımı, adayın toplumda nasıl algılandığının özeti.
            
         Ey Kılıçdaroğlu! Atatürk’ün iki büyük eserim dediği Cumhuriyet ve CHP’ye verdiğin zararlar yeter. Genel başkanlık senin işin değil. Parti yönetimine geldiğinden beri AKP’ye koltuk değneği olmaktasın. Ne Cumhuriyet değerlerini ne de CHP ilkelerini özümseyip benimsemiş birisin. Cumhuriyet’e de CHP’ye de zarar vermektesin. Yakışmıyorsun oturduğun koltuğa. Doksan beş yıllık bir partiyi oyuncak ettin kendine. Bırak, git!
            
           Ey CHP’li kardeşim, arkadaşım, yoldaşım!

Parti disiplinidir diye gözbebeğin CHP’ye, Cumhuriyet düşmanları yerleşirken sesini çıkarmadın. Milletvekilliklerine, belediye başkanlıklarına ismini cismini tanımadığın kişiler atandığında sustun.

Parti yönetimin; bilgisiz, kişisel ikbal arayıcıların, liberal soyguncuların, Atatürk düşmanlarının, ABD ajanlarının, bölücü sevicilerin işgaline uğradığında sabrettin, bekledin.

Cumhuriyet’imiz bir sabun gibi elimizden kayıp giderken ip cambazlarının aldatıcı sözlerine inandın.

Vatan bir işbirlikçi çeteyle talan edilirken susan parti yöneticine katlandın, destek verdin.

Millet parçalara ayrılırken gaflet içindeki parti sözcülerinin duyarsızlığıyla kahroldun.

Her seçimde yenilen partinin bu durumu yazgıymış gibi sunuldu sana. Yenilgiye alıştırıldın sessizce...

Deniz Baykal’a kaset operasyonu yapılırken RTE’nin yanındakilere “Kemal Bey için çalışma başlatın!” sözünü duymazdan geldin. “Kim bu Kemal Bey?” diye sormadın kendi kendine.

Atatürk sevgisi ve inancıyla siyasal savaşım veren yoldaşlarının yapıcı eleştirilerini yadırgadın çoğu zaman. “Partimizi eleştirmeyelim.” diyerek karşı çıktın her şeye.

Şimdi geldiğimiz noktada Genel Başkan Kılıçdaroğlu, sana sormadan senin kurultayda seçtiğin Parti Meclisi’ni hiçe sayarak aday açıklamakta. Unutma ki CHP’liler kapıkulu değildir. CHP, kapıkulluğunu yok eden partidir.

Sivas Kongresi’nde kurulan CHP’de Tıbbiyeli Hikmet gibi cesaret gösterecek yurtseverlerin, Cumhuriyet neferlerinin çıkacağına yürekten inanıyorum. Zaman Tıbbiyeli Hikmet olma zamanıdır. Atatürk’ün kılavuzluğunda bu topraklara aydınlığın ışığını getirdi CHP’miz. CHP’nin ışığı, Ortaçağ karanlığını dağıttı tükenmez şafaklarda. Şimdi, Ortaçağ karanlığına teslim mi olacağız, “parti disiplini” diyerek?

Ey CHP’li kardeşim, Bursa Nutku’nu anlamanın zamanı değil mi bu gün? Bugün, karanlığa karşı ışıklar yakmanın günü değil mi?

CHP’li özverili arkadaşım, dağ tepe demedin partinin adını yücelttin. Evinin başköşesine Atatürk’ün fotoğrafını astın. Sabah onunla uyandın, gece onunla uyudun. Türkiye kötüye gittiği zaman mavi gözlerinde aradın umarı.

Ey CHP’li yoldaşım; Kurtuluş Savaşı’nı yapan, Cumhuriyet’i kuran partinin müstevlilerin yönetiminde bulunmasına ne kadar daha katlanacaksın? Artık, partiye sahip çıkma zamanı gelmedi mi? Vatan parçalandığında, millet bölündüğünde parti de kalmayacak, farkında mısın?
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       17 Haziran 2014

            

DIŞ POLİTİKDA GERÇEKÇİ OLMALI


“Attila’nın, Fransa ve Batı Roma topraklarına dek genişletilmiş olan imparatorluğunu anımsadıktan sonra, Selçuk Devletinin yıkıntısı üzerinde kurulan Osmanlı Devletinin, İstanbul’da Doğu Roma İmparatorluğunun taç ve tahtını ele geçirdiği çağlara gözlerimizi çevirelim. Osmanlı padişahları için Almanya’yı, batı Roma’yı ele geçirerek çok büyük bir imparatorluk kurmaya girişmiş bulunanlar vardı. Yine, bu padişahlardan biri, bütün İslam dünyasını bir merkeze bağlayarak yönetmeyi düşündü. Bu amaçla Suriye’yi, Mısır’ı ele geçirdi. ‘Halife’ sanını takındı. Başka bir padişah da hem Avrupa’yı ele geçirmek, hem İslam dünyasını buyruğu ve yönetimi altına almak amacını güttü. Batı’nın sürüp giden karşı saldırısı, İslam dünyasının tedirginliği ve ayaklanması ve böyle bütün dünyayı ele geçirmek istek ve tasarılarının tek sınır içine aldığı çeşitli uluslardan insanların geçimsizlikleri, en sonunda Osmanlı İmparatorluğunu da benzerleri gibi, tarihin bağrına gömdü. (Söylev, TDK Yayınları, 1978, cilt 2, s. 322)”

Atatürk, yukarıdaki sözleriyle bugüne ışık tutmakta. Osmanlı Devletinin çöküş nedenlerini gerçekçi bir bakışla saptamakta. Ayrıca imparatorluk çağının çoktan geçtiğini de söylemek gerek. Eski Osmanlının çöktüğü topraklarda, yeni Osmanlı hayalleri gütmek; ulusu büyük tehlikelerinin içine sokar. Zaten böyle bir düşünce, günümüz dünyasının gerçekleriyle uyuşmaz.

“İslamcılık ve Turancılık siyasasının başarı kazandığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte rastlanamamaktadır. Soy ayrımı gözetmeksizin, bütün insanlığı kapsayan tek bir dünya devleti kurma tutkularının sonuçları da tarihte yazılıdır. (Söylev, TDK Yayınları, 1978, cilt 2, s. 323)” Atatürk’ün yukarıdaki saptamaları önemlidir. Günümüzde ham hayaller peşinde koşanların dikkatle okuması ve kavraması gereken düşüncelerdir bunlar.

“İslam kardeşliği” sloganıyla maceralara atılanların, Münafık Kardeşler gibi emperyalizmin güdümündeki örgütlerle işbirliği yaparak Müslüman ulusları gönenç içinde yaşatmaları olanaksızdır. Bu tür düşünce ve eylemler, İslam dünyasını daha çok geriletir, karmaşayı artırır.

“Bizim aydınlık ve uygulanabilir gördüğümüz siyasal yöntem, ‘Ulusal siyasadır.’. Dünyanın bugünkü genel koşulları ve yüzyılların kafalarda ve ıralarda yerleştirdiği gerçekler karşısında düşçü (hayalperest) olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin dediği budur; bilimin, aklın mantığın dediği budur. (Söylev, TDK Yayınları, 1978, cilt 2, s. 323)”

Atatürk TBMM’nin açılış günlerinde yeni Türkiye’nin dış politikadaki yol haritasını böyle çizmekte. Hayalperest politikaların büyük yanılgılar getireceğini söylemekte. Doğaldır ki yanılgı da felaketlere neden olur.

Atatürk sürdürmekte sözlerini: “Ulusumuzun güçlü, mutlu ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle ulusal bir siyasa gütmesi ve bu siyasanın iç örgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması gereklidir. Ulusal siyasa demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulusun ve yurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak; gelişigüzel, ulaşılamayacak istekler peşinde ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak; uygarlık dünyasının uygarca ve insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemektir. (Söylev, TDK Yayınları 1978, cilt 2, s. 323)”

Atatürk, öncelikle ulusun kendi gücüne dayanarak varlığını sürdürmesini istemekte. Oysa bugün öyle mi? Dünyanın hiçbir ulusu, geleceğini büyük güçlerin yardımına bağımlı kılamaz. Büyük güçlerin stratejik planları içinde yer alarak bir ulus, varlığını sürdüremez. Ülkeyi yönetenler, kendi halkının çıkarlarını her şeyden üstün tutmalı.

“Karşı saldırıya uğranılabileceğini düşünmeden ve ona karşı güvenilir önlem bulmadan eyleme geçenlerin sonu, yenilgi ve bozgundur, silip gitmektir. (Söylev, TDK Yayınları, 1978, cilt 2, s. 322)” demekte Atatürk. Başta Ortadoğu’nun, özelde Suriye’nin koşullarını, gücünü, bağdaşıklarını görmeden sorunların içine dalmak, AKP’nin hesapsız kitapsız dış siyasetinin göstergesi. Hele dünyadaki güçler dengesini göz önünde bulundurmadan siyasal manevralar yapmak, akılcı değildir.

Başta yapılan akıl almaz yanlışlar, bugün Türkiye’nin güvenliğini tehdit eder duruma gelmiştir. Atatürk’ün yukarıdaki sözlerini kılavuz edinemeyenler, koca ulusu felaketin eşiğine getirmişlerdir.

Hayallerle beslenen macera tutkusu, yaşamın ve siyasetin gerçekçi ışığında hüsrana dönüşmekte. Bundan da bu siyasetçilerin yönettiği ulus en büyük zararı görmekte.

Bir ülkeyi yöneten kadroların çok iyi tarih bilmeleri gerek. Tarihi bilmeyen ve ondan ders almayan siyasetçiler, geleceği kurmada rol alamazlar. Söylencelerle tarihsel olayları anladığını sananlar, yaşamın duvarına çarpmak zorundalar. Yaşamın gerçekleriyle tarihsel dersler birleştiğinde geleceğin hamuru yoğrulur doğru bilinçle.

Türkiye’nin dış politikada kılavuzu, ne sömürgeci güçler ne de Ortaçağ’ın çürümüş hayalleri olmalı. Türkiye’nin kuruluşunda gerçekçi siyasetin önemini görmekteyiz. Bu nedenle kılavuz, Atatürk ve Cumhuriyet değerleri olmalı. Önerim şudur ki; günümüz siyasetçileri Atatürk’ü ve diğer Cumhuriyet önderlerini iyi okuyup öğrenmeli. Öğrenmeli ki ulus maceralara feda edilmesin.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           15 Haziran 2014



ORTADOĞU BATAKLIĞI


Arap Zemherisi başladığında ısrarla yazdık, söyledik: Ortadoğu bataklığına girmeyin, diye. Ortadoğu’daki çatışmalarda, karışıklıklarda Türkiye’nin tarafsız kalmasının ulusumuzun geleceği için önemli olduğunu aklı başında her insan söyledi. Azıcık dış politikadan anlayan ve bölgedeki olayları gözlemleyen, gelişmeleri izleyen herkes AKP’nin Ortadoğu politikasının yanlışlığını dili döndüğünce anlattı.
Musul konsolosluğumuz, IŞİD militanlarınca işgal edildi. Çalışanlar rehin. Bölgenin lideri olduğunu iddia eden Erdoğan- Davutoğlu, sorunun çözümünü ABD ve NATO’da aramakta.  Erdoğan, Obama ile görüşemeyip ABD başkan yardımcısı Biden’le yetiniyor. Yardım istiyor ondan.
Ortadoğu’nun lideri olduğunu iddia eden RTE, bölge bataklığına girdikçe batmakta. Türkiye’nin sınırları gittikçe güvensiz duruma gelmekte.
Kimdir bu IŞİD?
IŞİD, AKP hükümetinin balla börekle beslediği İslamcı bir örgüt. Militanların çoğu Türkiye’den Suriye’ye gönderildi. Otellerde kaldılar, ağırlandılar.
Paraları, Katar ve Suudi Arabistan’dan gönderildi. Silahlar, Türkiye’den tırlarla yollandı. Hani Adana, Hatay, Gaziantep’te durdurulan ve de durdurulamayan tırlar vardı ya, işte onlarla yollandı silahlar IHŞİD militanlarına.
Yaralandılar, Türkiye’nin hastanelerinde tedavi edildiler. Liderlerinden bazıları “Suriye’nin demokrasi kahramanları” denerek hükümet yetkililerince kabul edildi. Boy boy fotoğraflar çektirdiler.
Militanlardan bazıları aileleriyle Türkiye’nin Suriye sınırına yakın yerlerde konakladılar. Sabahleyin işe giden aile reisleri gibi silahlarını yüklenip çatışmaya gittiler Suriye’ye. Akşam olunca da evlerine döndüler. Bazıları Suriyelilerin kaldığı kampları yeğlediler konaklamak için. Hani, muhalefet milletvekillerinin bile içeriye giremediği sözde mülteci kamplar...
Şunu da unutmadan söyleyelim. Kendisinden olamayan, düşman gördükleri kişilerin kafasını keserek kalbini yiyen Ortaçağ militanları vardır IŞİD’in.
IŞİD’in arkasında kimler var?
Kimler olacak? Ortadoğu’yu kimler karıştırmak istiyorsa, Irak ve Suriye’yi kimler parçalamak için uğraşıyorsa onlar var arkasında IŞİD’in. Başta ABD ve İsrail’i söylemek gerek. ABD, hem enerji kaynaklarına el koymak hem de İsrail’i korumak derdinde. İsrail, varlığını sürdürmek için İslam coğrafyasını birbirine düşürmek için uğraşmakta.
Katar ve Suudi Arabistan’a gelince... Varlıkları ABD’ye bağlı hanedanların yönettiği piyonlar... Müslümanlık umurlarında değil. Tek dertleri petrodolarlar... Bu nedenle Ortadoğu coğrafyası Müslümanların kanlarıyla sulanmış, pek de umurlarında değil. Hanedanlarını korusunlar yeter!
Ya, Türkiye neden bu bataklığın içinde? Bir adım ötesini göremeyen sığ siyasetçilerin elinde heba olmakta. Ayakları yere basmayan, dünya gerçeklerinden habersiz AKP yöneticileri Türkiye’yi bataklığın içine gömmekte kendi ikballeri için. Başta Hatay olmak üzere sınır illerimizde yoğun bir biçimde kaçak mazot ve benzin satılmakta. IŞİD, petrol boru hattı bile döşemiş sınır illerimize. Buna kim yummakta? İktidar partisi AKP. Bu petrolden varsıllaşan iktidar yanlısı işadamları kimler? IŞİD’in petrol kaçakçılığına göz yuman, destek veren herkes akan kandan sorumlu.
Peki, Musul’un işgali kime yarar?
En çok ABD ve İsrail’e... BOP gereğince istedikleri çok parçalı ve sorunların bitmeyip çözümlenmediği bir Ortadoğu...
İkincisi, Barzanistan’a yarar Musul’un işgali. Sınırlarını genişletme fırsatı yakaladı. Bu işgalle Maliki, yani Irak’ı birleştirenler güç yitirdi. Ama şimdilik...
Erdoğan ne yapar?
PKK’lılar yol kesince Öcalan’a yalvardı, rehineleri kurtarmak için de ABD’nin kapısına gidecek.
Eee, ne demiş atalarımız. “Besle kargayı, oysun gözünü.” AKP de IŞİD’i iyi besledi, büyüttü. AKP hayalleri, Ortadoğu bataklığında yıkıma uğramakta...
Yine atalarımızın bir sözüyle bitirelim yazımızı: “Hesapsız kasap, elinde kalır masat.” Evet, hayalcilerin elinde somut bir şey var: Masat...
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           11 Haziran 2014



BAYRAK İNDİRİLDİ, SİZ NEREDESİNİZ?


8 Haziran 2014... Yer: Diyarbakır İkinci Hava Kuvveti Komutanlığı... Bir kara gündür Türk Ulusu için.
Kendi topraklarında, kendi göğünü selamlayan al bayrağı indirilmiştir direkten. Hem de onu korumak üzere yemin etmiş askerlerin gözleri önünde. Bir hain grubun alkışları arasında, bir kiralık el indirmiştir Türk bayrağını yere.
Şimdi siyasetçiler, uzun uzun tartışacaklar bayrağı kim indirdi diye. Herkes birbirini suçlayacak. Asker utanacak. Yurttaş öfkelenecek. Hain güruhu olayı yumuşatarak kendini, savunacak.
Diyarbakır’da bayrağı indiren kim, kimler?
Teröre karşı kahramanca çarpışan askerler uydurma gerekçelerle hapislere tıkanlar bayrağı siz indirdiniz. Türlü yalanlarla askeri halkın gözünden düşürüp teröriste övgüler düzenler bayrağı siz düşürdünüz yere. Asker kumpaslarla hapislere tıkılırken susan ey muhalefet, izleyici olan ey halk, bayrak senin yüzünden yerde...
Atatürk’e hakaret etmeyi özgürlük sanan AKP siyasetçisi bayrağı sen ayaklar altına aldırdın. Bre bilgisiz, bilmez misin Atatürk ile bayrak birbirinden ayrılmaz?
Atatürk’e ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarına katliamcı denildiğinde susan, kimi zaman da bölücü örgütle aynı dili kullanan ey gafil muhalefet Diyarbakır’da yere düşen bayrak senin gafletinin eseridir.
Kurtuluş Savaşı’nı inkâr edip küçümseyen, şehitleri yok sayan, ey dışa bağımlı AKP zihniyeti gönderden indirilen bayrak senin ihanetinle yerlerdedir. Açılım yapacağım diye teröristten demokrasi kahramanı yaratmak gibi bir ucubenin mimarı olduğun için bayrak gönderde değildir.
Andımız’ı kaldırırken okullardan, bayrağın dalgalanamayacağını düşünmedin mi ey ihanet şebekesi? Andımız kaldırılırken susanlar, bir adım önünüzü göremeyişinizin utancıyla eğin başınızı öne, ayıbınızla oturun yerinize...
“T.C.” simgesini devlet dairelerinin tabelalarından indiren ey millete düşman AKP zihniyeti, hiç düşünmedin mi bir devletin adı yoksa bayrağının da olmayacağını?
2 Eylül 2012 günü Beytüşşebab’ta, terörist cenazesi geçerken hainler tahrik olmasın diye Türk bayrağı, askeri lojmanların balkonundan indirilirken susan terörist sevici AKP ve uyumlu muhalefet, bugünleri siz hazırladınız.
Terörist öldürdü diye askeri yargılayan mahkeme sen ne yaptığının farkında mısın? Kahraman askerlere dava üstüne dava açan ey savcı sen kime hizmet ettiğini biliyor musun?
Dünyanın en kahraman ordusunun kolunu kanadını kıran ey AKP ve onun yargısı, bayrağı direkten indiren sizsiniz. Düşmanına karşı bir kartal yırtıcılığında olan ordunun pençelerini söküp kafes kuşuna dönüştürmek isteyen eşbaşkan ve şürekâsı bayrağı siz yere indirdiniz.
Şehit cenazelerini görmeyen, onları bir satırla olsun haber yapmayan ey basın bayrak inerken sen nerdesin? Her gün teröristin hakkını korurken askeri yerden yere çalan sahibinin sesi medya, bayrak indirilirken gönderden kıs kıs gülmektesin kara dehlizinde.
Bayrak; milletin birliğinin, vatanın bütünlüğünün simgesi... Bir ulusun onuru, namusu... Onu korumak ulusun her bireyinin görevi...
Ey Diyarbakır 2.Hava Kuvvet Komutanı, görevini yapmadın. Bir askerin cesaret ve kararlılığını gösteremedin, çıkar üniformanı, bırak görevini.
Ey Genelkurmay Başkanı, sen orduya da ulusa da yüksün. Aslanlardan oluşan bir ordunun başındaki ceylansın. Düşmana teslim oldun, bırak git artık!
Ey başbakan, sen değil misin adım adım Türkiye’yi bitiren. Türk Ulusunun başına bin bir belayı getiren sen değil misin? Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alan sen değil misin? Türkiye’nin bir bölümünü terör örgütüne teslim eden sen değil misin ey RTE? Kendi halkını, besleyip büyüttüğün El Kaideci teröristlere bombalayıp öldürten sen değil misin? “Açılım” diyerek ülkeyi paramparça eden sen değil misin? Milletin emanetine sahip çıkamadın. Milli iradeyi yok saydın. Milleti aldatıcı sözlerle, olup olmadık senaryolarla kandırdın. Milletin değerlerini hiçe saydın. Milletin onurunu ayaklar altına aldırdın. Milletin parasını yandaşa yağmalattın. İstifa et, git! Türk Milleti verdiğin zarar yeter! O bayrak Diyarbakır’da inmişse yere, sorumlusu sensin, sen...
Ey Cumhurbaşkanı! Sen ne iş yaparsın? Sen başkomutansın değil mi? Bayrak inerken yere sen nasıl oturmaktasın hala o koltukta? Ülkenin birliği yok olmaktaysa sen hangi cumhurun başısın? Milletinin birliğini koruyamıyorsan neden Çankaya’dasın?
Bir bayrak uğruna milyonlarca şehit verdik. Bayrağı korumak adına yollara düştük yorulmadan, korkmadan. Tarih, bayrağını korumak için nice vatan evladı kahramanlaştı. Bayrak için savaşımda vatan toprağı kutsallaştı. Ey devleti yönetenler! Ey gaflet içinde bugünlere gelmemize neden olanlar; bakın şehitlerimiz yattıkları yerden doğrulmaktalar... Neden mi? Yüzünüze tükürmek için... Elleriyle gaflet ve ihanetinizi boğmak için...
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       10 Haziran 2014

KIŞANAK, SAKIK, TÜRK


Gültan Kışanak, Sırrı Sakık ve Ahmet Türk... PKK’nın siyasal uzantısı olan partilerin önemli politikacıları... Bölücü hareketin vitrininde uzun süredir yer almakta bu üç isim...
30 Mart seçimlerinde BDP’nin üç önemli siyasetçisi belediye başkanlıklarına aday yapıldı. Oysa genel siyasette, deneyimli kişiler daha çok önemliydi. Neden bu denli deneyimli üç siyasetçi, birer yerel yönetici olarak illeriyle sınırlı bölgelere gönderildiler? Üstelik BDP/HDP’nin TBMM’de kalabalık bir grubu da bulunmamakta. Üç milletvekilinin eksilmesi, böylesine küçük bir meclis grubu için önemli bir yitik.
PKK’nın genel siyasette çok gereksinimi olan siyasetçileri, yerele kaydırmasının asıl nedeni nedir? Bu sorunun yanıtını doğru vermek gerek.
AKP’nin ısrarla çıkardığı “bütün şehir” yasasının amacı ne? Burada amaç, özerk Türkiye’yi kurmak. RTE’nin ve yandaş basının ısrarla yeni seçilecek cumhurbaşkanının fiilen başkan olacağını söylemeleri boşuna değil. Başkanlık yönetimi, parlamenter sistemi ortadan kaldırır. Başkanlıkla yönetilen ülkelere bakıldığında hepsinde federatif yapılar karşımıza çıkar.
PKK’nın ısrarla üzerinde durduğu şey, özerkliktir. Özerklik, halka demokrasi gibi sunulmakta. Oysa özerklik, bölünmeye giden yoldur.
Bir yanda başkanlık için yanıp tutuşan Erdoğan... Diğer yanda özerlik için var gücünü ortaya koyan PKK. İşin aslına bakıldığında her iki kesimin de istediği aynı şey. RTE’nin cumhurbaşkanlığını kazanması için PKK’nın destek vermesi gerek. O zaman iki kesim anlaşmalı. Anlaşmaları zor değil. Çünkü ikisinin de istediği şey aynı. PKK, “Özerkliği ver; başkanlığı al!” demekte RTE’ye. Zaten başkanlığın temekli özerklik değil mi? O halde uzlaşmak kolay. Bu uzlaşma, son dakikaya bırakılamaz. AKP ve PKK, bu konudaki uzlaşmalarını çoktan yaptılar. Şu an onların birbirlerine karşı bazen suçlayıcı olan tartışmalarına bakmayın. Bu yapılan kayıkçı kavgası, halkın gözünü boyamak için.
Kışanak, Sakık ve Türk; yarın oluşturulmak istenen özerk bölgelerin yöneticileri olarak düşünüldüğünden yerel yönetimlere kaydırıldılar. Anlaşma yoksa neden gitsinler illere?
Şimdi önümüzde bir görev durmakta. AKP-PKK’nın Türkiye aleyhine uzlaşmalarını boşa çıkarmak. Bölücülük ve irticaya karşı Çankaya’ya Cumhuriyet değerlerine bağlı birini oturtmak. Türkiye, bölücülüğün ve irticanın oyuncağı olmaktan kurtarılmalı. Emperyalist odakların Türkiye ile ilgili yaptıkları planları boşa çıkarma zamanı daha gelmedi mi?
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       6 Haziran 2014



AKP-PKK İTTİFAKININ İTİRAFI

                                   
Ağrı’nın yeni belediye başkanı Sırrı Sakık, 1 Haziran seçimlerini değerlendiren konuşmasında ilginç sözler söyledi. Bu sözlerde açık itiraflar var.
“Burada kazanan barış oldu, yenilen ise barış süreci karşıtlarıdır. Haliyle kazanan barış sürecini yürüten BDP, AK Parti, Sayın Öcalan’dır. Sözün özü Ağrı’da kaybeden yok.” demekte Sakık. Bu sözler, ilk bakışta yenilen rakibi AKP’yi teselli sözleri gibi algılanabilir. Ancak iyi düşünüldüğünde hiç de böyle değil. Anlaşılacağı üzere al gülüm, ver gülüm durumu...
Sakık, Türkiye genelinde halka AKP’nin yenilmediği algısını vermekte. Bu sözlerle iki güçlü siyasal odak olduğunu belirtmekte. Biri AKP, diğeri de PKK...
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili sorulan bir soruyu şöyle yanıtlamakta Sakık: “Yetkili kurullarımızda konuşacağız; ama hiç kimse beni ulusalcı cephenin yanında göremez.” Açıkça söylemişsin ne yapacağınızı, kurullarda usulen görüşmenin ne gereği var?
Eee, iki cephe olacağına göre... Yani biri Sakık’ın söylediği gibi ulusalcı cephe, diğeri de ulusalcı olmayan cephe... Ulusalcı olmayan cephe, AKP’nin yer aldığı cephe...
Demek ki Sakık ve arkadaşları ulusalcıların yanında değil, karşılarında yerlerini alacaklar. Yani millet karşıtı bir ittifakta bulunacaklar. Bu durum hiç de şaşırtıcı değil. 12 Eylül’ün ikiz çocukları irtica ve bölücülük, okyanus ötesinden aldıkları görevleri yapmaktalar.
Bu görev kime karşı? Türk Milletine karşı...
Bu nasıl bir görev? Türk vatanını parçalama, milleti bölme amaçlı...
Bakmayın arada sırada AKP yöneticileri ile BDP/HDP’lilerin kayıkçı kavgası yaptığına. Aynı senaryonun iki, piyonudurlar. Kavgaları göstermeliktir. Amaçları birdir. İkisinin de amacı, Laik Cumhuriyet’i yıkmak.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde PKK oyları AKP’ye gidecek. Bu durum AKP’yi kaybettirecek bir etkendir. Muhalefet partilerinin cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını oturtacakları propaganda buradan çıkmakta. Tabi anlayana...
Muhalefet, meydan meydan gezip AKP-PKK ittifakını teşhir etmeli halka. Anlatmalı bölücü ittifakın, milletin başına hangi büyük felaketleri getireceğini. Akılın yolu birdir, derler. İşte, size AKP’yi yıkacak fırsat...
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           5 Haziran 2014


TARİH YIKICISI SIRRI


Sırrı Sakık, Ağrı Belediye Başkanlığına seçilir seçilmez ilginç açıklamalar yaptı. Beklerdik çiçeği burnunda başkan, bilmediği tarih konularında ahkâm keseceğine ve halka yalanlar üzerine kurulu nefret aşılayacağına, yöneteceği kentin sorunlarını dile getirsin.
“Kazım Karabekir’in adının yer aldığı mahalle, cadde ve bazı sokakların ismini değiştireceğini” söylemekte Sakık.
Kazım Karabekir, Türkiye’nin sömürgecilerce işgal edilmesi karşısında silaha sarılan bir yurtsever komutan ve kahramandır. Karabekir’in bu kahramanlığı, emperyalist merkezlerden rol bekleyen piyonların anlayamayacağı bir iştir.
Kazım Karabekir; Doğu Anadolu’da kolordu komutanlığı yaptı. Kurtuluş Savaşı sırasında ise Doğu Cephesi komutanıdır. Erzurum, Erzincan, Kars ve Ağrı’yı işgalden kurtaran şerefli bir askerdir. Ağrı’yı, Ararat yaptırmayan kahramandır. Bu durumda sormak gerek: Sen kimden yanasın Sırrı Sakık? Ağrılıları işgalcilerin zulmünden kurtaran Karabekir’den mi, yoksa Türkiye’nin en yüksek dağının adını Ararat yapmak isteyenlerden yana mısın? Bu sorunun yanıtını, Ağrı halkına ver Sakık. Onlara söyle bakalım, ne yapmak istediğini?
Bu arada unutmadan söyleyeyim. Doğum yerin olan Muş’u da Rus işgalinden kurtaran Atatürk’tür Sırrı Sakık. İstersen Muş’tan da Atatürk adını kaldır. Ama sana daha kolay bir yol öneriyorum. İşgal yıllarına ait yaşananlar, Muş’ta anlatılagelir. Zahmet et de işgalcilerin Muşlulara neler yaptıklarını biraz dinleyiver. Dinle de belki Atatürk gibi, Karabekir gibi kahramanların değerini biraz olsun anlarsın. Tabi işine gelirse...
Gelelim, Sakık’ın yıkmak istediği Hava Şehitleri Şehitliğine... “Bu kentte ilk gözüme batan bu utanç abidesidir. Sordum, dediler ki, ‘Evet, bu 1930’larda Kürtleri bombalayan pilotların abidesidir.’ Kimileri övünç abidesi olarak alabilir, biz utanç abidesi olarak görüyoruz. Buralarda çok acılar yaşanmış. 1930’larda burada insanlar katledilmiş. Katliamı gerçekleştirenlerin anıtları, uçakların pervaneleri bir abide olarak burada, Ağrı halkının her gün yüzleştiği ve her gün Ağrı halkının gözünün içine batan o pervaneleri, o utanç abidelerini bu kentten kaldıracağız.” diye sürdürmekte sözleri Sırrı Sakık. Bilgisizlik üzerine ekilen nefret tohumları görülmekte konuşmanın her sözcüğünde. Amaç, yanlış bilgiye dayalı olarak feodal kültürün egemen olduğu bir yerde intikam ateşini yakmak.
Ağrı Hava Şehitleri Şehitliği, bir utanç anıtı değil; gurur anıtıdır. O şehitlikte yatan havacılar, Kürtleri bombalamadı. O uçaklar da Ağrı’ya bomba atmadı.
Uçaklarımız İran veliahdının düğününe gider. Neden mi? Türk havacılık sanayi kurulmuştur o yıllarda. Kendi uçağımızı, kendimiz üretmekteyiz. Genç Türkiye, kalkınma rekorları kırmakta dünya çapında. Türk uçakları, düğüne giderek tüm İslam âleminin onur duyacağı bir kalkınma örneğini de İran yöneticilerine tanıtmakta.
İşte, düğünden dönen uçaklardan biri, kötü hava koşulları yüzünden Ağrı’da düşer. İki havacımız şehit olur 29 Nisan 1930’da. Pilot Ast. Fethi Türker ve Makinist Sıdık Uyar’dır iki şehidimizin adı. Şehitliğin bakımsızlığı yürek yakıcıdır. Şehitlikte tanıtıcı bir kitabenin olmaması büyük eksikliktir. Kitabe olsaydı en azından Ağrı halkının çoğunluğu bu şehitliği tanımış olurdu. Bu konuda Ağrı Valiliği, Kültür Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı gerekeni yapmamıştır.
Sakık’ın Kazım Karabekir’i ve Hava Şehitlerini hedef alması bilinçlidir. Amaçları, o topraklardan Türk varlığını, bağımsızlık ruhunu silmektir. Böylesi bir düşünce ile Sevr’in uygulanmasının önü açılır. Vatan topraklarının parçalanması kolaylaşır.
Vatanı vatan yapan, ulusu bir arada tutan şehitliklerimiz ve Kazım Karabekir gibi yüksek ruhlu kahramanlarımızdır. Sakık, bu sözleriyle Türk vatanını hedef almıştır. Bilgisizliğinden ya da art niyetinden kaynaklı olarak tarih yıkıcılığına soyunmuştur, tıpkı RTE’nin heykel yıkıcılığı gibi.
Kazım Karabekir ve tüm Kurtuluş Savaşı kahramanları ile şehitlerimiz ulusun yüreğinin derinliklerindedir. Onları oradan silmek kimsenin haddi değildir. Buna kimsenin gücü de yetmez buna.
Türkiye’yi yalanla, uydurma söylencelerle yıkmayı düşünmekteler. Bölücülerin bu propagandası önlenmeli; halk, gerçeğin ışığıyla aydınlanmalı.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       4 Haziran 2014



ANNELERİN GÖZYAŞLARI


30 Mart yerel seçimlerinin hemen ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin önünde, çocukları PKK tarafından dağa götürülen annelerin günler süren direnişi başladı. Ne yazık ki kamuoyu bu konunun üstünde fazla durmadı. Ne holding basını ne de yandaş medya Diyarbakır’daki anneleri gördü. Onların toprağı sulayan gözyaşları Dicle’de kuş olup uçtu. Ama ne yazık ki emperyalizmin bölücülük koşullanmasına saplanmış sahte demokrat zihniyetler, Diyarbakır’da gözyaşı döken anneleri görmüyorlar inatla.
Kimse kalkıp da Diyarbakırlı anaların neden ağladığını sormamakta. Nerede kadın dernekleri? Nerede insan hakları savunucuları? Demokrasi havarisi kesilen siyaset bezirgânları nereye gitti? Mısırlı Esma için gözyaşı dökenler, niçin Diyarbakırlı annelerin gözyaşlarına duyarsız? Ya muhalefet...
Önce anamuhalefet partisine söyleyeceğimiz birkaç söz var. Güneydoğu’dan oy almak istiyor musun ey YCHP? İstediğini söylüyorsun. O zaman neden yoksun çocukları dağa kaçırılan anaların yanında? O anaların gözyaşlarını dindirmek, senin görevlerin arasında yok mu YCHP yöneticileri? O gözyaşlarını akıtan AKP ve PKK’dır. Cumhuriyet’i korumak için Diyarbakırlı anaların gözyaşlarının dinmesi gerek. YCHP, AKP ile PKK’nın siyasal olarak parsellediği bir alana girmek için eline geçen fırsatı ıskalamıştır.
Başbakan, PKK’nın kaçırdığı çocukların kurtarılması için HDP/BDP’ye neredeyse gözyaşları içinde yalvaracak. RTE’nin tavrından anlaşılacağı üzere AKP hükümeti, Türkiye’nin bir bölümünün yönetimini PKK’ya bırakmış durumda. Kaçırılan yurttaşını kurtarmak için çaresiz kalan bir başbakan, yönetme yetkisini yitirmiştir.
Açılım sürecinin PKK’ya militan devşirmekten ve Türkiye’nin bir bölümünün bölücü örgütün yönetimine bırakmaktan başka bir şeye yaramadığı yaşananlardan anlaşılmakta.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi zabıtalarının direnişçi anaları, belediyenin önünden zor kullanarak uzaklaştırması zorbalığın bir göstergesi. İnsan haklarını savunmayı kimseye bırakmayan bölücüler, anaların yanan yüreğinden çıkan feryadı zorbalıkla susturmayı yeğlediler. Onlar, insan hakkı deyince yalnızca teröristlerin hakkını anlamaktalar.  
Diyarbakır’daki annelerin direnişine BDP/HDP’nin yaklaşımı ilginçtir. Bölücüler, “Dağdaki bütün çocuklar evlerine dönsün.” Diyerek örtülü bir genel af çağrısını dillendirdiler. Yakında AKP yandaşı basın, bu doğrultuda bir kamuoyu yaratma girişiminde bulunabilir. Böylece her zaman olduğu gibi AKP-PKK ittifakı, bir genel affın taşlarını masum bir isteğin üzerine döşeyebilirler. Buna izin verilmemeli.
Diyarbakır’da çocuklarını bulmak için çırpınan anneler, bir ilki başardılar. Bölgedeki PKK egemenliğine, baskısına meydan okudular. Ezber bozdular, ezber,.. Bu eylem bir başlangıçtır. Bundan sonra PKK’ya karşı benzer karşı çıkışlar beklenmeli. Nasıl Haziran Direnişi, AKP’yi yönetemez duruma getirmişse anaların direnişi de PKK’nın güç yitirmesinin başlangıcı olacak.
Doğu ve Güneydoğu’daki yurttaşlarımız, kendilerini PKK’nın bölücülüğüne karşı savunacak; AKP’nin kandırmasına karşı, onlara ışık tutacak siyasal güce gereksinim duymaktalar. Oradaki yurttaşlarımız; Cumhuriyet’in birleştiriciliğini, sıcaklığını, sevgisini, koruyuculuğunu beklemekte. Görev, bizdedir. Görev, Cumhuriyet güçlerindedir.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       3 Haziran 2014



1 HAZİRAN SEÇİMLERİ


1 Haziran 2014 Pazar günü iki il, yedi ilçe ve beş beldede yapılan yerel seçim sonuçları incelemeye değerdir. Bu yerleşim yerlerinde 30 Mart’ta seçim yapılmış ve bazı partilerin itirazları sonunda seçimler iptal edilmişti.
Ağrı ve Yalova seçimlerinin ikisinde de 30 Mart sonuçlarına itiraz eden iktidar partisiydi. 30 Mart’ta her iki ilde de sonuçlar başa baştı. Oysa 1 Haziran’da AKP, muhalefet partilerinden oldukça geri düştü.
Ağrı’da seçimi HDP aldı. AKP’nin çok önem verdiği, adeta devlet olanaklarını seferber ettiği Yalova’da seçimi kaybetmesi önemlidir.
Yalova’da seçmenin iki parti çevresinde (AKP, CHP) kümelendiği görülmekte. AKP-HDP birlikteliğine karşı, CHP-MHP-İP-DYP-HEPAR... Yani neredeyse tüm muhalefet partileri ittifak oluşturdu. Seçim, tartışmaya meydan bırakmayacak bir farkla CHP lehine sonuçlandı. Aynı ittifak, diğer yerleşim birimlerinin bazılarında da görüldü ve buralarda AKP kaybetti.
Yalova’da ve diğer yerleşim birimlerinde yurttaş, ittifakı kendi uyguladı sandıkta. Bazı partilerin adaylarını çekerek sorumlu davranması övgüye değerdir. Bu mini seçimde cumhurbaşkanlığı seçiminin adeta bir provası yapılmıştır. Muhalefetin çıkaracağı doğru bir adayla Çankaya’yı AKP’den kurtaracağının işareti görülmüştür bu seçimde.
1 Haziran seçimi, AKP’nin devlet olanaklarını sonuna kadar kullanarak yurttaşa bir nevi rüşvet vererek seçim kazanma anlayışını da iflas ettirmiştir. Soma’da Erdoğan’ın, Gül’ün protesto edilmesi süreci; Eskişehir-Mahmudiye’de Gökçek ve bazı bakanların yuhalanmasıyla sürdü. Bundan da anlaşılacağı üzere çok yakında RTE ve diğer AKP yöneticilerini zor günler beklemekte. Halkın önüne çıkacak durumları kalmayacak iktidar yanlılarının.
Kısmet, muhalefetin ayağına gelmiştir. Bu kısmeti tepmeleri durumunda, koltuklarını korumaları çok zorlaşacak. Kısmet, cumhurbaşkanlığıdır. 10 Ağustos’ta büyük bir utkuya imza atmak zorundalar. “Armudun sapı var, üzümün çöpü.” demeden ortak adayda birleşme zamanıdır. Tersi mi? Düşünmek dahi istemediğim bir şey bu...
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       2 Haziran 2014