Ailelerimiz;
ekranlara bağlanıp düşünce, duygu, istençlerini sanal bir ele teslim etti edeli
geniş aile toplantıları toplumsal tarihimizde bir anı olarak kaldı ne yazık ki.
Bu bağımlılık, geniş aile ilişkilerini yok ettiği gibi çekirdek aileyi de hızla
dağıtmaya başladı. Geniş olsun çekirdek olsun aile ilişkilerinin kopması
toplumumuzun geleceğini tehdit etmekte.
Geniş
aileler, toplumsal ilişkilerin geliştiği ve aile içi sorunların çözüme
kavuşturulduğu yerlerdi. Bayramlarda, özel günlerde bir araya gelirdi aile
bireyleri. Aile üyeleri bir araya gelmek için kendilerince nedenler
yaratırlardı. Bunda amaç aile bireylerinin yakınlaşıp kaynaşmasını sağlamaktı. Ayrıca
çocukların küçük yaşlardan başlayarak aileye aidiyet duymasını sağlamaktı
önemli olan.
Sevinç,
mutluluk, acı, üzüntü ve heyecan birlikte yaşanırdı. Bu birliktelik dertleri azaltır,
mutlulukları çoğaltırdı. Bir kişinin başına gelen içinden çıkılmaz olumsuz bir
durum ya da olay geniş ailenin güngörmüş, deneyimli bilgelerince dinlenir. Olumsuzluğun
nedenleri üzerinde durulurdu. Çünkü atalarımız: “Duvarı nem, yiğidi gam yıkar.”
demiş yüzyıllar öncesinde. Ailenin yaşuluları, kendilerinden bir parça
saydıkları bir bireyin kaygıya yenilip tinsel yok oluşuna izin vermez. Aile
üyesinin başına gelen ve onun içini kemiren olumsuzluk, enine boyuna
araştırılıp düşünüldükten sonra bu sorunun çözümü ortak akılla bulunurdu.
Böylece ailedeki bu görüşmeden sonra sıkıntılar, uçup gider; onun yerini umut,
mutluluk, ortak aklın yarattığı güven ortamı alırdı.
Son
yıllarda insanların ekran başına kilitlenmesiyle geniş aile ilişkileri kopmaya
başladı. Özellikle bazı ailelerde eşlerden biri, diğerinin aile üyelerini
benimseyemiyor bir türlü. Aslında bu durumun nedeni kendini, yeni yuvasına ait
olarak görmemesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle de diğer eşin ailesini
düşmanıymış gibi görüyor nedense. Eşler evleniyor evlenmesine de aile
olamıyorlar. Eşlerden birinin diğer eşin ailesini çekiştirmesinin kendi
özgürlüğünün bir belirtisi olduğunu düşünüyor. Kaynana, kaynata, dede, nine, elti,
bacanak, baldız, kayın, görümce, gelin, enişte, yeğen, amca, teyze, hala, dayı
gibi yakın akrabaları ve onların çocuklarından uzak durmayı kişisel bağımsızlık
olarak görmekte kimileri. Hatta günümüz çocuklarının çoğu, bir önceki tümcede sözünü
ettiğim akrabalık adalarının anlamlarını bile bilmiyorlar. Bu, onların duygusal
ve toplumsal yoksulluğunun, yoksunluğunun, yalnızlığının bir göstergesi olarak
görülmeli. Bunca insanın içinde insansız yaşamak niye?
Bazı
kötü niyetli kişiler, kimi zaman bizlerin yüreğini yaralar. Hiç olmadık yerde
bizim dert edinmemize neden olurlar. Günlük yaşamda onlarca sorunla boğuşur
kişi. Kimi zaman bu sorunlarla tek başına başa çıkamaz. Bir arkaya, dosta, içtenlikle
kendisine yaklaşacak birine gereksinim duyar. Aslında sıkıntılı zamanda
yanımızda olan kişi, Hızır gibi yetişir zorlukların çevremizi saran kara bulutlarını
dağıtmak için. Bu kişi; bizim için bir dağ, içimizdeki yangını söndüren ılık bir
su, bizim darlığımızı ferahlatan serin bir esinti, yüreğimizdeki yarayı
iyileştiren kutsal bir iksir, karanlıkların içinden bizi aydınlığa ulaştıran
parlak bir güneştir. Kimsenin arkamızdaki dağı yıkmaya, yangınımızı söndürecek ılık
suyumuzu kesmeye, darlığımızı havalara savuracak serin esintimizi yok etmeye,
yaramızın dermanı kutsal iksirimizi çalmaya, bizi aydınlığa boğacak güneşimizi
karatmaya hakkı yok! Hele bunun eşimiz dediğimiz ve yaşamamızı birleştirdiğimiz
birinin yapması çok kötü. Bu kötülük ortamında çocuk büyütmek ise toplumsal bir
felaket değil de nedir?
Geniş
aile, bir sağaltım yeri... Binlerce yılın imbiğinden süzülen toplumsal ve
kişisel deneyimler, aile geleneği olarak yaşatılır. Bu deneyimlerle sorunlara
çözümler bulunur. Bu tinsel sağaltımda, doğa gözlemlerinin önemli payı var. Sorunlar,
sıkıntılar karşısında ailenin yaşulu bilgelerinin “Gün kararıp kalmaz.” sözü,
her şeyin zamanla karşıtına dönüşebileceği yolundaki diyalektik düşünme biçiminin
çarpıcı bir anlatımı. Çünkü her karanlığın sonu kesinlikle bir aydınlıktır. Gece
olmasaydı gündüzün değeri bilinir miydi hiç?
Modern
dünya(!), insanı dar kalıplar içinde tutsaklaştırıyor. Onu bireyselliğin dar
dünyasına bağlıyor zincirlerle. Kendi dışındaki varlıklara, gönül kapısı
böylece3 kapanıyor. Zamanla bu durum, insanı tekdüzeliğe ve seçeneksizliğe
itiyor. Bu da onu, toplumsal bir varlık olmaktan alıkoymakta. Ne yazık ki
günümüz insanlarının çoğu; ailesiz, eşsiz dostsuz, hısım akrabasız, konu
komşusuz bir yaşama zorunlu kılınmakta. Bu da insanlık yoksulu ve yoksunu
bireyleri ortaya çıkarıyor. Bu da aile kurumunu derinden derine sarsıyor.
Bir
kişinin toplumun sağaltımcı gücünü duyumsamaması önemli bir yitik. Geniş
ailenin insan yaşamına kattığı varsıllığı, türlü renkleri, dayanışmayı, yardımlaşmayı,
zorlukları aşmadaki elbirliğini, zor zamanlarda yaşama geçirilen birlikte savaşma
özverisini yok saymak en çok da yok sayana zarar verir. Atalarımızın “Ağaç,
yaprağıyla gürler.” Atasözünü, bir an olsun uslardan çıkarmamak gerek. Gürlemek
için sağlam bir kökümüz, göğe ağan yüksek dallarımız, dalların çıplaklığını
tümüyle örtecek olan gür yapraklara gereksinmemiz var. Ağacımızın kök salacağı
temiz bir toprak, bütün bu varlığın temeli değil de nedir?
Adil
Hacıömeroğlu
22
Ocak 2026
Uluslar arasında en sağlam aile düzeni Türk aile düzenidir. 36 sözcükle adlandırılan geniş akrabalik yapılanması hiçbir ulusta yoktur. Aile içi dayanişma da en guçlu Türklerdir.
YanıtlaSilBu yazınız Türk yöresinin güncellenmesi anlamına da gelir. Herkesin okuması da gelecek kuşaklarin esenliği için çok gereklidir.
“Kalemine Efendi Kalan, Adil Öğretmenim,
YanıtlaSil“İnsan”, bağlarıyla var olan bir varlıktır. Aile ise bireyin duygusal, etik ve varoluşsal güvenliğini sağlayan en temel mekânlardan biridir. Ancak ekranlara yoğunlaşma, bu bağların yerini çoğu zaman taklit edilmiş ve yüzeysel bir iletişime bırakmaktadır. Bu durum, insanın varoluşsal dengesini zedeleyebilir; çünkü gerçek yakınlık yalnızca bilgi alışverişi değil, birlikte yaşanmışlık ve paylaşılan anlamlarla inşa edilir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında aile, yalnızca bir çekirdek birliktelik değil, toplumun en temel birimidir.Deneyim aktarımı, rol öğrenimi ve sosyal normların içselleştirilmesi büyük ölçüde aile içi etkileşimler yoluyla gerçekleşir. Ekranlara yönelen zaman ve dikkat arttıkça yüz yüze iletişim azalmakta; bu durum sadece bireysel ilişkileri değil, toplumun sosyal dokusunu da giderek zayıflatmaktadır.
Jean Baudrillard gibi düşünürlerin işaret ettiği üzere, dijital temsiller zamanla gerçekliğin yerini almaya başlar. Bu bakış açısıyla bakıldığında, ekran başında kurulan ilişkiler kimi zaman gerçekte var olmayan bağların bir taklidine dönüşür. Hakiki “birlikte olma” deneyimi, yerini beğenilere, bildirimlere ve anlık tepkilere bırakır; sonuçta ise duygusal mesafe ve derin bir yalnızlık ortaya çıkar.
Sosyal bilimler de ekran kullanımının aile içi yüz yüze iletişimi azalttığını; duygudaşlık, beden dilini ve ortak duygusal deneyimleri sınırladığını ortaya koymaktadır. Bu durum yalnızca bağların zayıflaması değil, aynı zamanda duyguların nasıl üretildiği ve nasıl paylaşıldığına dair köklü bir dönüşüm anlamına gelmektedir.
Aile, ancak aynı evi paylaşan bireyler olmanın ötesinde, aynı duygu alanında buluşabilen insanlar olduğunda gerçek anlamına kavuşur. Ekranlar bu ortak alanı zedelediğinde, yalnızlaşma sessizce içimize siner ve “birlikte olmanın” kadim anlamı yavaş yavaş solup gider.
Gönlünüze sağlık; dizelerinizin ışığı, yazınızın taşıdığı anlamı daha da görünür kılıyor.”
👏👏📚🌹🍀💙Kaleminizin izi daim olsun.🙏🏻Esen kalınız ..