Bu
gece çok soğuktu. Hava sıcaklığı İstanbul’da eksi birdi. Zaten havanın
soğukluğu, akşamdan belliydi. Her gün kalabalıktan yürünemeyen caddelerde in
cin top oynuyordu.
Soğuk
gecenin sabahında güneş vardı ufukta. Soğukla uyuşmuş eğnimi ısıtmaktı dileğim.
Ancak her gün yemlediğim kuşlarımı aradım önce. Onlar, hiçbir yerde
görünmüyordu. Kendi derdimi unutup onların derdiyle dertlendim sabah sabah.
Kuşlarım nerede diye bakındım sağa sola. Çay suyunu koymadan onları
doyurmalıyım, dedim. O da ne? Onlar için aldığım buğday bitmiş. Dün alacaktım,
fırsat bulamamıştım. Olsun… Onları aç bırakacak değilim ya… Bulgur kavanozunu
aldım elime. Her zaman olduğu gibi önce mutfak penceresinin denizliğine
güvercinler için bolca bulgur koydum. Ortalıkta görünmeyen güvercinler, sökün
etti sağdan soldan. Nerdeyse bulgur dolu avucumdan doyuracaklar karınlarını. Demek
ki çok acıkmışlar gecenin dondurucu soğuğunda. Onların çatı altlarında kuytu
yerlerde saklandıklarını düşündüm.
Güvercinler
bu sabah açlık güdüsüyle çok fazla kavga ettiler kendi aralarında. Zaten kumru
ve serçeleri hiç yanlarına yaklaştırmıyorlar. En hızlı yiyense adını “Ev
Kaçkını” koyduğum güvercin. O, ev güverciniydi, kaçıp çatılara sığındı. Açık
kahverengi tüyleri var. Kanat uçları ve kuyruğu apak… Diğer güvercinlerle
kavgası gürültüsü yok! O, yalnızca yemeye odaklanıyor.
Elimde
bulgur kavanozuyla mutfaktan çıkıp balkona yürüdüm. Televizyonun çanak
anteninin üstünde benim sevgili kumrucuğum beklemekte. Bulguru, balkonun
kıyısına döktüm avuç avuç. Birden ortaya kumru ve serçe sürüsü çıktı ürkek.
Balkonun kapısını kapatır kapatmaz üşüştüler bulgurun başına. Serçelerle
kumrular barış içinde. Aralarında kavga döğüş, gagalama yok! Hepsi payına
düşeni hızlıca yemeye çalışıyor. Kumrularla serçeler arasındaki uyum, paylaşım
ilgi çekici. Aynı uyumu güvercinlerle bu kuşlar arasında göremiyoruz. Zaten
güvercinler yemlerini yemeden önce birbirlerini yiyor.
Havalar
çok soğuk… Kuşların beslenme alanları çok kısıtlı… Ne ağaç kaldı ne çimen
koskoca kentte. İnsanoğlu, doymak bilmeyen bir ejderha gibi her şeyi tüketiyor.
Tüketemediğini yok ediyor yarını düşünmeden. Kendisinden başka hiçbir varlığı düşünmüyor.
Yarını düşünmek mi? O da ne?
İnsanların
önemli bir bölümü, aşırı tüketimin çıkmazlığında önüne geleni yok ederken
aslında insanlığını yitirmemiş sessiz çoğunluk, kuşlar için bir avuç yem
koyarsa uygun yerlere doğamızın bu yararlı hayvanları korumuş oluruz. Kuşlardan
sevgimizi, ilgimizi esirgemeyelim ne olur? Dünya, insanın tek başına yaşayacağı
bir yer değil. Doğa, tüm canlılarla doğa… Hepsi olduğunda doğa çok güzel ve
yaşanılabilir bir yer olur.
Adil
Hacıömeroğlu
13
Ocak 2026
Değerli Adil Öğretmenim,
YanıtlaSilAhlak, çoğu zaman büyük sözlerde değil, küçük ama anlamlı davranışlarda ortaya çıkar. Anlatınız, soğuk bir kış gününde yem bulmakta zorlanan kuşlara yardım eden bir insanın vicdanını ve etik bilincini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Kendi rahatınızı ikinci plana atarak duygudaşlık ve sorumluluk duygusunu eyleme dönüştürmüşsünüz; bu davranışınızda niyetinizin temizliği ve vicdani duyarlılığınız, etik bilincin güzel bir emsali olarak karşımıza çıkıyor. Küçük bir yardım gibi görünse de, insanın ahlaki olgunluğunu ve tüm canlılara karşı taşıdığı sorumluluğu yerine getirmişsiniz. Küçük bir davranışın büyük bir vicdan taşıyabileceğini sade ve içten bir şekilde ortaya koyuyor; unutmayalım ki bazen küçük bir iyilik, en kararlı vicdanın sesi olur.
Duygudaşlığınıza ve yüce gönlünüze sağlık! 👏💐
Kaleminiz hep yazsın, biz de okuyalım, paylaşalım; böylece emsal olsun. 📚🙏🌺🧿🍀🕊️Saygılarımla
Haklısın,ız Adil hocam maalesef modern kent yaşamı ilerleme adı altında doğayı ve doğanın insanlar dışındaki diğer canlılarınıdışlayan, sadece kendine yer açan devasa bir betona dönüştü. Kuşların ne sığınacak bir ağaç kovuğu ne de kışın bir iki tohum bulabileceği toprak parçası kaldı.Maalesef biz insanlar,kentleri yönetenler ekosistemin bir parçası olduğumuzu çoğu zaman unutuyoruz.Eskiden bahçelerin, meyve ağaçlarının ve uçsuz bucaksız çayırların olduğu bu topraklarda şimdi gökyüzüne meydan okuyan çirkin beton gri bloklar yükseliyor.Kentlerde yeşil alan bırakmadık.Toptak bırakmadık.Yarını düşünmek,gelecekte çocuklarımıza güzel bir dünya bırakmak sadece banka hesaplarında bulunan paralarımızı,altınlarımızı,dolarlarımızı düşünmek ile olmaz.Yarınları düşünmek bir serçenin karın altından çıkaracağı bir buğday tanesini, bir karganın sığınacağı dalı dert edinmektir.Çünkü doğadan kopardığımız her parça, aslında ruhumuzdan kopardığımız bir parçadır. Kuşların sustuğu bir kentte, insanın şarkı söylemesi ne kadar samimi olabilir değerli dostlar? Adil Hacıömeroğlu yine bir kent yazısında kentin diğer canlıları olan kuşlara sahip çıkarak gönlümüzü fethetti,farkındalık yarattı.Kalemine,usuna sağlık.
YanıtlaSil