Söğütlüçeşme
istasyonuna gelince Marmaray’dan indim.
Gelenler, gidenler… İstasyonda adım atacak yer yok! Merdivenlere ulaşmak çok
zor. Çünkü yürüyen ya da bekleyen kişiler karmakarışık, düzensizler. Herkes
canı istediği yerden yürümekte. Ya da usuna bir şey geldiğinde bir yerde
kendince dikiliveriyor amaçsız. İnsanlara çarpmamak neredeyse olanaksız. Bu
kargaşanın içinde bir de önüne bakmadan yürüyenler var. Neredeyse herkesin
elinde cep telefonu… Gözler ekranda… Her şeyleriyle telefona kitlenmiş yürüyen
bu kişilerin neye baktıklarını merak etmiyor değilim. Önüne bakmayıp
kendilerini tehlikeye atacak denli ne var bu ekranda, kim bilir?
Yürüyen,
yürümeyen merdivenler insanla dolu. Genellikle yürüyen merdivenlerin sol yanı, yürüyerek
inip çıkanlara bırakılıyor. Bu, epeyce yaygın... Çoğu kişi, bu düzene uyuyor.
Bazı kişilerin umurunda değil nedense başkalarının haklarına saygı göstermek.
Ya da… Telefona kendini kaptırmışlardan biri, duraksıyor orta yerde. Böylece yürümek
isteyenleri engelliyor. Düzene uymayınca bazı insanlar, istasyona giriş ve
çıkışlar yavaşlıyor. Trene kıl payı binmek isteyenler yetişemiyor. Kaçırıyorlar
treni göz göre göre kurallara uymayanların yüzünden.
Çıkışta
ivedilikle yetişmesi gereken yere neredeyse koşturarak gidenler oluyor. Yol
tıkanınca geç kalıyorlar. Oflayıp puflamak, kızmak, dişlerini gıcırdatmak bir
işe yaramıyor. Benim de yetişmem gereken bir işim var. Bir arkadaşımla
sözleşmişiz buluşmak için. İvecenlik gösteriyorum. Acele işe şeytan karıyor
işte. Trenden iner inmez kapının önünde üç beş kişi söyleşiyor. Bu kişilerin
rahatlığı şaşırtıyor beni. Ne yaptıklarının farkında bile değiller. İzin
istiyorum biri ikisi açılıyor ters yönlere. Aralarından geçip gidiyorum.
Tam
merdivenlere giderken karşımdan iki genç geliyor telefonlarına gömülmüş bir
biçimde. Sanki istasyonda yalnızca onlar var. Umurlarında değil karşıdan
gelenler, trene yetişmek isteyenler. İnsan babasının tarlasında bile böyle
yürüyemez. Çalı çırpı, börtü böcek, kurt kuş, taş kesek çıkar önüne ayağın
takılıp düşersin. Neyse onlara çarpmadan geçip gittim merdivenlere.
Yürüyen
merdivenin sol yanındayım. Üç beş adım attım tıkanda merdiven. Önde biri,
telefonla konuşmakta bağırıp çağırarak. Merdivende duraklayanlar: “Ön taraf
yürür müsünüz?” diye uyarsa da umurunda değil. Durması bir dert, bağırarak
konuşması başka bir dert. Dert yükü, yükledi onlarca kişiye.
Merdivenden
indim azıcık gecikerek de olsa. Önümde
söyleşerek giden üç kişi var. Hamama gider gibi yürümekteler yan yana
kaplumbağa adımlarıyla. Yolu kestiklerinin farkında değiller. Arkada
bekleyenlerin çoğu homurdanmakta. Zor bela bir yana toplanıp yürümeye
başladılar da açıldı yol.
Çıktık
sağ salim istasyondan. Önümden gidenler, karşımdan gelenlerin hepsinin elinde
telefonlar. Gözleri ayaklarının bastığı yeri bile görmüyor hiçbirinin. Yol
bulasın ki gidesin.
Karşımdan
uzun boylu, yakışıklı bir genç geliyor. Elinde iki kitap var. Birini okuyarak
ilerliyor dikkatle. Durdum karşısında, “Merhaba!” dedim. Şaşırdı delikanlı.
“Seni kutluyorum genç adam!” sözleri döküldü dilimden. Şaşkınlıkla “Neden?”
diye sordu. “Genci yaşlısı ekranlara kilitlenmiş yürürken sen kitap okuyarak
gidiyorsun terene.” diyerek açıkladım durumu. Hafifçe gülümsedi.
Kaçıncı
sınıfta okuduğunu sordum. Lise on ikinci sınıftaymış. Adını sordum. “Utku”
dedi. “Utku, sen gençlerin utkususun. Sana başarılar dilerim.” sözlerini
söyleyince gülümseyerek elini uzattı. Tokalaştık içtenlikle. Karşılıklı “iyi
günler…” diledik birbirimize.
Yolda
izde, toplu taşım araçlarında, dinlençlerde, çay bahçelerinde ve yeiçlerde
kitap okuyan birini gördüğümde gidip kucaklayasın geliyor onu. Elinde kitap
olan birinin ekranların tutsaklığına meydan okuduğunu düşünüyorum.
Evet,
bugün zor da olsa buluşumuma yetiştim. İyice sinirlerimin gerginleştiği bir
anda Utku’yu görüp umutlandım.
Adil
Hacıömeroğlu
26
Mart 2026
Sevgili Adil hocam gerçekten bu çağı ve bu çağın alışkanlıklarını anlamakta ben de çok zorluk çekiyorum. Kuşak farkı mı desem veyahut da teknolojinin hızına ayak uyduramıyoruz desem bilemiyorum. Fakat gençleri anlamakta çok zorluk çekiyorum.Ekran bağımlığında sosyal medya uygulamaları,beyindeki mutluluk salgısını tetikleyecek şekilde tasarlanmış galiba. Kısa videolar,oyunlar,beğeniler ve bildirimler anlık bir tatmin sağlıyor.Ve anında tuketiyorsun.Sigara söndürüp atmak ve yine yakmak gibi bir şey.Bir bağımlılık.Ve bu bağımlılığı kıracak önerilere, alışkanlıklara kapalılar.Kitap okumak artık bu gençler için bir zul.Tabii ki derinlemesine odaklanarak kitap okumanın verdiği zihinsel disiplin ile ekran üzerindeki hızlı tüketim aynı şey değil.Ama mental ve ruhsal gelişimlerini sağlayabilmeleri için kitap okumaları kitap okurken de emek vermeleri gerekir. Emek vermeksizin hiçbir şeyi güzelleştiremezsin. Başarıya ulaşamazsın. Kendini geliştiremezsin. Utku gibi gençler çoğalmalı. Peki bu nasıl olacak? Gerçekten Bu sorunun yanıtını bilmiyorum.
YanıtlaSilDeğerli,
YanıtlaSilAdil öğretmenim,
“Utku”nun anlamıyla bu kadar örtüşen bir anlatım görmek gerçekten çok etkileyici…
Kelimenin ruhundaki zafer ve diriliş duygusu, satırlarınıza aynı coşkuyla yansımış. Bu denli derin ve anlamlı bir ifade ortaya koymanız hayranlık uyandırıyor.
Gönlünüze sağlık… 👏👏
Kaleminiz yine çiçek açmış… 💐✨📚🙏🏻
Hele ki telefon ekranlarının esiri olduğumuz bir çağda, kitap okumanın güzelliğini bu kadar zarif hatırlatmanız ayrı bir kıymet. Siz bunu da en güzel şekilde yakalamışsınız.👏👏
Ooooooooooooooodffffffffff oooooooooofffffff
YanıtlaSilGençleri HAFİFE alan YAŞLILAR yaşlılar dan ders almayan gençler. Biz doğurduk biz doğurttuk önce eğitimi kendimizde arasaydık kız çocuklarını erkenden evlendirmeden kucağına çocuk değil önce kitap koysaydık bu yazıya gerek kalmazdı.
YanıtlaSil