ÇEYİZDE ELBİRLİĞİ


             Çal-İsabey’de düğünler çok önemsenir. Yeni bir yuva kurmak, ev ocak sahibi olmak evlenecek kişiler kadar hısım akraba, konu komşu ve eş dostu çok heyecanlandırır. Herkes yeni çifte yardımcı olmak, onların evliliklerine az ya da çok katkı sağlamak için adeta seferber olur.

             Allah ev yapana, evlenene yardım eder; sözü gereğince davranmayı ilke edinir herkes. Evlenecek olanlara, kendi olanakları ölçüsünde yardımcı olmaya çalışılır. Amaç, evlenen çiftin yaşamlarını kolaylaştırmak. Onların ivedilik gösteren zorunlu gereksinmelerini karşılamayı kutsal bir buyruk çerçevesinde bir görev kabul eder hısım akraba, konu komşu ve eş dost. Zaten halkımız birçok işini imece geleneği uyarınca dayanışma ve yardımlaşmayla yapmıyor mu yüzyıllardır?

             İmece, işleri elbirliğiyle yapmanın adıdır. Bu gelenek bireyci değil, toplumsal davranmayı gerektirir. Toplumsal davranma, halkı birbirine yaklaştırır. “Komşu, komşunun külüne muhtaçtır” atasözü, imce geleneğinin temelini oluşturur. Güçlükler, büyük doğal yıkımlar, kıtlıklar, savaşların getirdiği acılar imeceyle aşılır. Toplum, elbirliğiyle kanatlanır tuzaktan kurtulmak için. Lokmasını, bir tas çorbasını, bir yudum suyunu paylaşarak yaşama tutunur.

             Evlenmek, aile olmak demek. Aile ise toplumun en küçük yapı taşı ve çekirdeği. Aile olmadığında toplum da ulus da olmuyor. Bu nedenle aile olmak toplumumuzda desteklenir. Ailenin ayakta durması için herkes elinden geleni yapar.

             Kızlar, gelin olduğunda ailesinin ekonomik olanaklarına uygun bir biçimde yüklü bir çeyizle uğurlanır baba ocağından. Çeyiz, yeni yuvaya önemli bir katkı sağlamanın yanı sıra çiftin yaşamını da kolaylaştırır. Çiçeği burnundaki eşlerin ilk günden maddi sıkıntılar ve birtakım eksikliklerle evliliklerinin sorunlar yumağına dönmesini önlemek için gereklidir çeyiz. Yuva, baştan sorunsuz ve mutluluk üzerine kurulsun diyedir bütün bu çaba.

             Çal yöresinde yeni yuvanın tüm gereksinmeleri düşünülür. Keselere fasulye, nohut, mercimek, börülce, kuru üzüm, fıstık, badem, ceviz, tarhana, bulgur gibi yiyecekler konurdu. Bunlar, yeni evin ilk yiyecekleri olur. Ayrıca bu yiyecek maddelerinin yeni eve bolluk getireceği düşünülür. Ev, eksiklikler üstüne değil, bolluk ve varsıllık üstüne kurulurdu böylece.

             Kız evinden düğün evine baklava göndermek önemli ve vazgeçilmez bir gelenek. Bundaki amaç, ilk günden tatlı yiyip tatlı konuşma isteğidir. Evlilik, tatlı yiyip tatlı konuşularak başlarsa öyle süreceği inancı vardır. Tatlı konuşmak; kırıcı olmamak, dedikoduyla kutsal çatıyı kirletmemek, acı ve üzüntüyü yuvadan uzak tutmak, mutluluğu, sevinci çoğaltmaktır. Her şeyden önce eşlerin birbirlerine karşı tatlı dilli olmasını dilemektir bir tepsi baklavanın damakları ve gönülleri sarıp sarmalayan tadıyla.

             Komşular kendi olanakları çerçevesinde çeyiz getirirdi evlenen çifte. Ayrıca hem kızın ailesi hem de komşular yeni yuvaya birtakım ev eşyaları alırlardı. Özellikle aşlıkta[1] kullanılacak tencere tava, tabak çanak, bardak, testi, kaşık, çatal, bıçak, kepçe gibi ivedilik gösteren günlük kullanım araçları çeyize eklenir.

             Çeyiz konusu, toplumsal bir duyarlılığın ve dayanışmanın bir göstergesi bölgede. Yetim, öksüz ve yoksul kızların çeyizleri komşularınca hazırlanırdı. Onları en mutlu günlerinde çeyiz eksikliği yüzünden boynu bükük bırakmazdı hısım akraba, eş dost ve konu komşu. Bu durum, halkın duygudaşlığının doruğa çıktığının bir göstergesi. Halkımızın bu elseverliği önemli bir özveri.

             Yoksula yoksulluğunu, kimsesize kimsesizliğini duyumsatmamaktır amaç. Bu, duygusal bir imeceyle sağlanırdı. Ne yazık ki günümüz toplumu duygusal imecesini, elseverliğini, özveriye dayalı insan ilişkisini yitirmek üzere. İşte, geçmişi özlememiz ve geride kalan yılların belleğimizdeki anılarının tazeliği bundandır. Kimi zaman arkamıza dönüp baktığımızda yüreğimiz bunun için burkulur türlü türlü duygularla.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       26 Mayıs 2026

 

 

 



[1] Mutfakta

1 yorum:

  1. Değerli Adil öğretmenim,

    Dayanışmanın olduğu yerde geçim derdi biraz hafifler, aidiyet duygusu ise daha da güçlenir. Çeyiz geleneğinde görülen bu elbirliği, aslında ekonomik zorlukların aile içindeki fedakârlık ve paylaşmayla nasıl göğüslendiğini gösterir.Değişen yaşam biçiminde ,toplum bireyselleştikçe çeyiz kültürü eski yoğunluğunu kaybetse de insanların birbirine omuz verme ihtiyacı hiç azalmıyor.

    Toplumun en güzel dayanışması; paylaşan ellerde, birlikte yük alan yüreklerde saklıdır. Çeyizdeki elbirliği yalnızca eşya hazırlamak değil; sevgiyle örülen bir vefa, birlik ve aidiyet kültürüdür. Birlikte verilen her emek, geleceğe bırakılan en kıymetli hatıralardan biridir. Yüreğinize sağlık.👏👏❤️

    Toplum içinde sıradanlaşmış, çoğu zaman da dile getirilmeyen bir konuyu böylesine içten ve düşündürücü bir dille ele almanız çok kıymetli. Anlatınız yalnızca bir değerlendirme değil; aynı zamanda duygudaşlık ve farkındalık çağrısı olmuş. Okurken hem duygulandım hem de toplum olarak bazı alışkanlıklarımızı yeniden sorguladım. Böyle anlamlı düşünceleri bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim..
    Öğretmenim , kaleminizin hep iz bırakan bir ışık olsun..🙏🏻✨📚🌺🍀
    Saygılarımla…Esen kalınız..

    YanıtlaSil