İstanbul’un
hangi ilçesine, mahallesine giderseniz gidin, her gün yurttaşlar arasında
kavgaya rastlarsınız. Kavgaların çoğu eften püften nedenlerle çıkmakta. İncir
çekirdeğini doldurmayacak bir konuda insanlar niye kavga edip hem kendilerine
hem de karşısındakilere zarar verir?
Ekonomik
ve toplumsal koşullar, kişileri usçu davranmaktan alıkoymakta. Çoğu kişinin öfkesi
ağzından burnundan taşmakta. Deyim yerindeyse insanların birçoğu, burnundan
soluyor. Bunda kentlerin yaşamı zorlaştıran imarının da önemli rol oynadığı
kanısındayım. Yeşilin yok edildiği gri-kara bir kentte yaşamaya zorunlu
kılınmakta insanlar. Bu durum, insanların tinsel ve eğinsel[1] sağlığını bozuyor ister
istemez. İnsanların soluklanacağı yeşil alanlar çok az. Yalnızca İstanbul böyle
değil, ülkemizin birçok kenti benzer durumda.
Gözlemlerinden
edindiğim bilgiye göre kavgaların en çoğu arabaların eğlek[2] bulamamasından
kaynaklanıyor. Birçok yapının yapım projesinde eğlekler olmasına karşın, ne
yazık ki yapılar ruhsatlandıktan sonra bu yerler buhar olup uçuyor. Çoğu
mahallede cadde ve sokaklar dar... Kentte geniş alanlar yok! Bu nedenle
taşıtlar, cadde ve sokakların bir yanına bırakılıyor doğal olarak. Çoğu kişi
kendi evinin önünü sahipleniyor arabasını eğlemek için. Bazı yapıların altında dükkânlar
var. Esnaf, dükkânının önünü sahipleniyor. O yapıda oturanların bile buraya
arabasını bırakmasına izin vermemekteler türlü gerekçelerle. Bunlar: “Mal ya da
müşterim gelecek” gibi gerekçeler. En çok da işittiğimiz söz, sevkiyat var.
Herkesin
kendince haklı olduğu gerekçelerle neredeyse her gün eğlek yeri tartışmaları
oluyor. Zaman zaman bu tartışmalar; önce ağız dalaşına, sonrasında ise yumruklu,
tekmeli, sopalı kavgalara dönüşmekte. Kimi zaman bu kavgaların ölümle
sonuçlandığını da işitiyoruz. Bazılarımız bu ölümlü olayların tanığı oluyor.
Peki, bu kavgaların olma nedeni, ne?
Kenti
kuruyoruz kurmasına... Yeni mahalleler oluşuyor geçen zaman içinde. Onlarca
milyon lira sayılarak insanlar konutlar satın alıyor. Ne yazık ki çoğu konutun
eğleği yok! Olmayınca da mutlu, erinç içinde yaşamak için konut satın almak
amacı güden yurttaş, büyük bir sorunu da satın alıyor ister istemez beraberinde.
Aslında bela satın aldığını söylersek yalan olmaz.
Uzun
zamandır hem hükümetler hem de belediyeler ne yazık ki kentlerin ulaşım ve eğlek
sorunu konusunda doğru dürüst yatırımlar yapmadı. Bu nedenle kentlerin büyük
bir sorun yumağına dönüşmesine yol açtılar. Birçok göstermelik yatırımlar
yapılmakta. Bu yolla halkın parası gereksiz birtakım işlere harcanıyor. Peki,
kentlerdeki eğlek sorununu hem hükümet yetkilileri hem de belediye yönetimleri
niye görmez?
Kentsel
dönüşüm adı altında birçok kentimiz yıkılıp yeniden yapılmakta. Ancak ne yeşil
alan ne de eğlek sorunu çözüme kavuşturulamadı bir türlü. Tersine, bu sorun
giderek büyümekte. Çünkü plansız iş yapmak hem hükümetlerin hem de belediyelerin
çalışma yöntemi olmuş. Öngörülü yöneticilerimiz olmadıkça eğlek bulma yüzünden
yurttaşlarımız sık sık birbirlerinin kafasını kırıp gözünü çıkarır, hatta
ölümlü kavgalar yapar. Suçlu mu arıyorsunuz? Uzaklara gitmeyin, başınızı yukarı
kaldırıp baktığınızda o sorumsuz suçluları, yani bizleri yönetenleri
göreceksiniz.
Adil
Hacıömeroğlu
1
Ağustos 2026
Değerli Adil Öğretmenim,
YanıtlaSilKentleri yaşanır kılan beton değil; adalet, eğitim, duygudaşlık ve ortak yaşam kültürüdür. Kavganın eksik olmadığı şehirler, toplumsal bağların zayıfladığını gösteren en açık aynalardır.
Paylaşımınız , kentlerin çatışmalarını anlatırken insanın iç dünyasına ve toplumsal vicdana da derinlikli bir ışık tutuyor. Düşündürürken farkındalık oluşturan, insana yeniden insan olmanın değerini anımsatan bu anlamlı yazınızı yürekten kutluyorum.👏👏👏
Bilgeliği yansıtan duyarlı kaleminize, emeğinize teşekkür ederim. Yüreğinize sağlık. 👏👏🙏🏻🌺✨🧿📚💙
Saygılarımla.Esenlikler dilerim.🙋♀️
Yazınızın konusu günlük yaşamimizla ilgili ancak "park" sözcüğü yerine Turkçe "eğlek" sözcüğünü oğrenmek ve kullanmak ulusal varlık ve benliğimizle ilgili. Sağ olunuz.
YanıtlaSil