OKULLAR, SORUNLARLA AÇILIYOR


         Bugün okullar açılıyor. İlk, orta ve liselerde ivedilikle çözüm bekleyen onlarca sorun var. Ne yazık ki ufukta, sorunların çözümü gözükmüyor. AKP Hükümeti ve Millî Eğitim Bakanlığı, sorunları çözmek yerine biriktirmekte. Eğitimdeki sorunlar, sürekli halının altına süpürülmekte. Çözümsüzlüğü örtmek için popülist söylemlerle halkın gözü boyanıp kandırılmakta.

         Eğitim; öncelikle ulusal, bilimsel, laik ve çağcıl olmalı. Ulusal kimliği olmayan, ülkesine hizmet etme, tarihini ve dilini öğrenme, değerlerini koruma konusunda yetersiz bir eğitim sisteminin Türkiye’ye çok fazla yararı olmaz. Ayrıca bir ülkenin eğitim sistemi, kendi koşullarına ve gereksinmelerine uygun olmalı. Ülkemizin eksiklikleri iyi belirlenip bunların giderilmesine yönelmeli eğitim sistemimiz.

         Anadilde yapılmayan bir eğitim, o ülkeye hizmet etmez. Ayrıca anadilin geliştirilip doğru kullanılmasının sağlanması, okullarımızın görevi. Bunun yanı sıra tarih bilinci oluşturulmalı öğrencilerimizde.

         Eğitim, bilimsel olmalı. Bilime ters düşen bir eğitim sisteminin kimseye yararı olmaz. Okullarda öğretilenler, bilime ters düşmemeli. Bilim alanında gelişmeyen bir ülkenin ileri gitmesi, gelişmiş devletlerle yarışması olanaksız. Çünkü toplumsal gelişmenin, kalkınmanın, erinç içinde yaşamının itici gücüdür bilim. Toplumlar; bilimden uzaklaştıkça yoksullaşır, ulusal birlikleri bozulur. Böylece yıkılış sürecine girer bu ülkeler. Yaşadığımız çağda bilim günlük yaşamımızın her yerinde. Bu nedenle bilimi dışlayan bir eğitim sisteminin topluma ileri taşıması olanaksız. Bir eğitim siteminde, bilimin yerini hurafeler alırsa o ulusun geleceği kararır.

         Eğitimin bilimsel olması için öncelikle laik olmalı. Çünkü dogmaların etkin olduğu bir eğitim içeriği, hiçbir zaman bilimsel olamaz. Eğitim, dinsel düşüncelerle yönlendirilemez. Çünkü din tartışılmaz dogmalardan oluşur. Oysa bilim tartışmaya açıktır. Eleştiri, özeleştiri, tartışma ve sorgulama bilimin olmazsa olmazı. Ortaçağ’da, yıllarca bilimi baskı altına alan dinsel egemenlikti. Ne zamanki din otoriteleri, bilimin üzerindeki etkisi azalmaya başladı, işte andan itibaren bilimsel gelişmeler dizginlenemez bir biçimde artmaya başladı. Laikliğin ortaya çıkmasıyla bilim, yaşamımzın her alanına damgasını vurmaya başladı.

         Çağcıl olmalı eğitim. Çağcıllıkla anlatmak istediğimiz, Atatürk’ün gösterdiği hedeftir. Yanı ülkemizi “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmaktır” amacımız. Toplum olarak çağcıl uygarlık düzeyinin üzerine çıkma amacına ulaşmamız için çağın gereklerini iyi belirleyip bilmeli. Atatürk: “Önemli olan ufku görmek değil, ufkun arkasını görmektir.” diyerek bize, eğitimde izleyeceğimiz yolu da göstermekte. Aynı çağda yaşadığımız ülkelerden daha ötesini, ufkun arkasını gördüğümüzde eğitimimizi çağcıl bir düzeye getiririz.

         Başka ülkelerin eğitim sistemlerini kopyalayarak ulusal eğitim yapılamaz. Geçmişte köy enstitüleri örneğinde görüldüğü üzere kendi gereksinimlerimize uygun ulusal eğitimimizi oluşturmuştuk. Aynı şeyi bugün de yapabiliriz.

         Günümüzde eğitimimizi en çok tehdit eden şey, teknoloji bağımlılığı. Elbet de öğrencilerimiz, teknolojiyi kullanacak. Bu, günümüzün önemli bir gereksinimi. Ancak bunun bağımlılığa dönüşmesi onulmaz zararlara yol açmakta. Birçok okulda dersler tabletlerle yapılmakta. Bu, çocukların el becerilerinin gelişmesinin önünde en büyük engel. Ayrıca ekran bağımlılığıyla sanal dünyaya alışan öğrenciler, somutu algılamada zorlanmaktalar. Üç boyutlu görme konusunda sıkıntılara yaşamaktalar. Yazılar elle yazılmalı. Eskisi gibi defter tutturulmalı. Hatta el yazısıyla yazma okullarda geliştirilmeli. Çünkü el yazısı, sanatsal bir beceriye açılan kapı. Bu nedenle üretkenliği, yaratıcılığı geliştirir.

         Ne yazık ki okullarımızın çoğunda deney yapılmamakta. Deney yapmadan öğrenme olmuyor. Çünkü deneyle soyut olan kuram, yaşama uygulandığından somutlaşır. Böylece öğrenme, daha hızlı olmakta ve yaşam boyunca unutulmamakta. Deney, öğrenciyi bilimsel kurallara uyarak çalışmaya ve öğrenmeye yöneltir.

         Okullarımızda belki de hiç veremediğimiz alışkanlık, okuma. Ne yazık ki eğitimin tüm kademelerinden geçip üniversiteyi bitiren gençlerin ezici çoğunluğunda kitap okuma alışkanlığı yok! Yani okullarımızı bitiren öğrencilerimizin çoğu ne yazık ki okur yazar değil. Bu, ülkemiz için acıklı bir durum. Okuma alışkanlığını kazandıramadığımız gençlerle ülkemizi geleceğe hazırlamamız olanaksız. Bu nedenle konuya usçu çözümler üretmeli. Öncelikle okuma alışkanlığı, öğretmenlere kazandırılmalı. Öğretmeni kitap okumayan öğrenci, niye okusun?

         Kitap okumayan kişi; düşünce, duygu, hayal evrenini varsıllaştırıp geliştirmez ve bilim alanında ileri gitmesi olanaksız. Bilim alanında gelişmenin yolu, iyi okur yazar olmaktan geçmekte. Ülkemizde anadil eğitimi gözden geçirilmeli. Günlük siyasal çıkarlara feda edilmemeli.

         Ulusal, bilimsel ve çağcıl bir eğitim sisteminin uygulanmasıyla genç nüfusa sahip ülkemiz, dünyanın yıldızlarından biri olabilir. Böyle olursa Atatürk’ün gösterdiği “çağcıl uygarlık düzeyinin üstüne çıkma” hedefine ulaşabiliriz.

                                                                                Adil Hacıömeroğlu

                                                                                11 Eylül 2023

9 EYLÜL 1922 CUMARTESİ


         “Türk ordusu İzmir’de! Yunan idaresi çıkıp gittiği ve Türk ordusu henüz gelmediği için İzmir yönetimsiz bir gece geçirdi. Müttefiklerin temsilcileri geceyi beklemekle geçirdiler. Şehirde Türkler arasında heyecan, limanda bekleyen 45.000 Rum arasında korku son haddine ulaştı. İngiliz ve Fransız donanması; limanda bunlardan çıkan birkaç yüz denizci ile kendi konsolosluklarını koruyor. İzmir’in 1.213 gün, yani yaklaşık 3 yıl 4 ay süren esareti sona erdi. 10 günde 350 km. yol alan Türk ordusu, Türklerin attığı çiçekler içinde İzmir’e girdi. Sabah saat 10.30’da Süvari Bölüğü dört nala hükümet konağının önüne geldi. Yüzbaşı Şeref Bey, yüzündeki yaranın kanına bulaşan bayrağı gözyaşları içinde göndere çekti. Arkadaşlarına hitaben ‘Görevimiz bitmemiştir. Millet bizden daha çok şeyler bekliyor.’ dedi. Oraya toplanmış halk, kendisini coşkunlukla alkışladı ve kucakladı. Yüzbaşı Zeki komutanlık dairesine, Binbaşı Reşat da 13.00’te Kadifekale’ye bayrak çektiler. Mahalle halkı, evlerinden getirdikleri yiyecekleri askerlere verdi. Süvariler, sokak çarpışmalarıyla Bornova’yı işgal edip hızla şehre yöneldiler. Silahlı Yunan erlerinden bir direniş gelmedi. Süvariler, bu döküntüleri esir almak için vakit harcamaksızın şehre girdiler. Süvari İkinci Fırkası, şehre girişte güvenlik tedbiri olarak esir Yunan subay ve erlerini atların önünde yürüttü. Bunlar aracılığıyla Rum halka direnişte bulunmamaları çağrısı yapıldı. Albay Zeki Bey, halka bildirisinde herkesin iş ve gücüyle meşgul olmasını, asayiş bozucu en küçük hareketin şiddetle cezalandırılacağını ilan etti. İzmir’e giren birliğin en önündeki 8 erden dördü, Rumlara ait bir fabrikadan açılan ateş sonucu öldü. Türk ordusu misillemeye geçmedi. Ordu şehre girince, silahsız sanılan Türkler, silahlarıyla birlikte ortaya çıktılar. Manisa’dan gelen Manisa işgal komutanı, Aydın’dan gelen bir trende bulunan 700 silahlı Yunan askeri esir edildi. Bugün ele geçirilen toplam dört bin Yunan esiri kışlada toplandı. Yunan Süvari Tümeni, Balçova’da Yunan piyadesinin çekilmesini sağlıyor, daha sonra süvari de Urla’ya doğru çekilmeye başladı. Rıhtımdaki evlerde Fransız, İtalyan, İspanyol, Belçika ve Amerika bayrakları görülmeye başlandı. İzmir’in içinden kaçamamış olan Rumlar, kendilerini gemilere atıyor, kendini denize atanlar da var.

         İtilaf Devletleri Komiserleri sabah İron Duke gemisinde toplanarak şehrin en yakın Türk komutanına teslimini kararlaştırdılar. Bir Fransız deniz subayı, Birinci Tümen Komutanı Mürsel Bey’e bir isteği olup olmadığını sordu. Mürsel Bey, tek istekte bulundu. ‘İzmir’in alındığını Ankara’ya bildiriniz!’ Fransız telsizi, haberi Ankara, İstanbul ve Doğu Cephesi Komutanlığı’na ulaştırdı. Limanda Yunan savaş gemilerinden başka üç İngiliz, iki Fransız zırhlısı, iki Amerikan, iki Fransız, bir İtalyan torpidobotu bulunuyor. Bunlardan bazı birlikler asayişi korumak için şehirde dolaşıyor.

         Birinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa, İzmir’in düzeniyle ilgili iki numaralı talimatını yayımladı: İçki yasaktır. İşgal edilmiş cami ve mescitler eski şekline sokulacaktır. Vatana ihanet edenler açığa çıkarılıp divanı harbe verilecektir. Atlı birlikler ana caddelerde her gün yürüyüş yapacaktır.

         Mustafa Kemal akşamüzeri Nif’e geldi. İzmir’i görmek için Belkahve denilen tepeye çıktı. Burada bir süre İzmir’i seyrettikten sonra geceyi geçirmek üzere Nif’e döndü. Geceyi orada geçirdi. Yarın İzmir’e girecek.

         Mustafa Kemal orduya günlük emrinde en içten kutlamalarını belirtti: Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceğine inanıyorum. Mustafa Kemal’den Rauf Bey’e: Ordularımız, 26 Ağustos’tan bugüne 300 km.lik yol almış ve bütün zindeliği ile İzmir karşısında Saruhanlı-İncirli-Irlamazçay hattına ulaşmıştır. Süvarilerimiz, İzmir yönünde ilerlemektedir. Diğer telgrafı: Birliklerimiz, İzmir doğu sırtlarında düşmanın son direnişini kırdıktan sonra bugün mağlup düşmanla beraber İzmir’imize muzaffer olarak girdi. Vapurlarına binmekten menedilen düşman subay ve erleri teslim olmaktadır. Ben yarın öğlede İzmir’de olacağım.

         Yunanlılar, 797 günlük işgallerine son vererek Edremit’ten çekildiler. Menemen, yakılmadan kurtarıldı. Seydiköy de Türklerin eline geçti. Bursa’da kargaşa. Ovadaki köylerin yandığı görüldü. Her taraftan alevler ve feryatlar yükseliyor.

         Yunan Bağımsız Tümeni, Kırkağaç’a doğru çekiliyor. Bazı Türk köyleri, tümenin hışmına uğramamak için tamamen boşalmış bulunuyor. Bazı köyler ise Türk ordusu sanarak Yunan tümenini törenle karşılıyor. Yunan tümeni, Türk bağ ve bahçelerini talan ediyor. Tümen, Kırkağaçlılardan istenilen miktarda ekmek ve yiyecek getirilmediği takdirde şehrin bombardıman edileceğini ihtar etti. Halk bunları götürmediği için şehir bombardıman edildi. Kırkağaç’ta, Türkleri karşılamaya hazırlanan yerli Rumlar, 9. Yunan Tümeni gelince onu karşıladı. Tümen kasabayı işgal etti. Bütün gece kadınlara ekmek pişirtti. 4.000 kadar Rum ve Ermeni, Yunan Tümeni ile birlikte göçmeye hazırlanıyor. Yunan Üçüncü Kolordusu, gece (9/10) Trakya’ya geçmek üzere Bandırma, Gemlik, Mudanya limanlarından bindirilmeye başlandı.

         İtalya Hükümeti, Türkleri ve Yunanlıları Venedik Konferansı’na çağırmayı İngilizlere önerdi. İngiliz Hükümeti, yarından sonra şimdi ateşkes için bir konferans çağrısının geç olduğu, Anadolu’daki gelişmeleri beklemek gerektiği karşılığını verecektir.

         İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda İzmir’in alınışı binlerce kişi tarafından kutlandı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinde bu meydana konulan siyah bayrak yerine, kırmızı bayrak konularak onun dalgalanışı seyredildi. Ayasofya’da Matbuat Cemiyeti tarafından bir mevlit töreni düzenlendi. Mevlide 25.000 kişi katıldı. Fatih’ten Beyoğlu’na yürüyüş yapıldı. Üç gecedir İstanbul, semt semt fener alaylarıyla şenlikler yapıyor. İstanbul Şoförler Cemiyeti, şoförlerin bir günlük hasılatını Hilal-i Ahmer’e bağışladı. İzmir’in alındığını bildiren telgraf, öğleden sonra Antep’e ulaştı açık artırmaya konularak 730 liraya satıldı. Büyük gösteriler yapıldı ve toplar atıldı. İzmir’in alındığı haberi Diyarbakır’da sabahleyin top atışlarıyla ilan edildi. Minareden salalar verildi. Sokaklar ve evler bayraklarla donatıldı. Esnaf ve öğrenciler, bayraklarla Belediye’ye yürüdüler. Askeri bando, kahramanlık şarkıları çaldı. Cephe Kumandanı Cevat Paşa ile Belediye Başkanı birer konuşma yaptılar. Müftü dua okudu. Ardından heyetler, kumandanlık dairesine giderek burada kutlama töreni yaptılar. Daha sonra geçit töreni yapıldı. Öğleden sonra da gençlik ve okullar Belediye meydanında bayramı tekrar kutladılar. Diyarbakır’da zafer şenlikleri yarın da devam edecek.

         Dışardan kutlamalar: 1) Naorobi Müslümanları Birliği’nden İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’ne bugün gelen bir telgrafta, Türk zaferi kutlanarak ‘Mustafa Kemal’in kahraman ordusunun daha nice nice zaferler kazanması için samimi olarak dua edildiği’ bildirildi. Bu telgrafı Mustafa Kemal’e ulaştırmayan ve 12’de Londra’ya telleyecek olan Yüksek Komiser Rumbold, bu telgrafın Hindistan’dan, Mısır’dan ve daha başka yerlerden Mustafa Kemal’e gelen yalnızca biri olduğunu anlattı ve Kemalist ordunun ezici zaferinin bütün Müslüman dünyasını uyandırmakta olduğu yolundaki kaygılarını yazdı. 2) Afgan Elçiliği’nde konuk bulunan Hintli Ebulfazıl Mehmet Abdülhannan’ın gönderdiği kutlama yazısı Meclis’te okundu. Yazıda şöyle dendi: ‘Anadolu’nun kurtarılması, bütün Müslüman dünyası için büyük bir bayramdır. Bütün İslam diyarı; sevinçler, mutluluklar içinde çalkanmaktadır. Siz İslam’ın alemdarısınız. Bugün, İslam aleminin kurtuluşunun başlangıcı olacaktır. Bugün Hindistan’da, hürriyeti gasp olunmuş, esirlik zincirleriyle bağlanmış seksen milyon Müslüman’ın kalbi sizinle beraberdir. Abdülhannan’ın gönderdiği bayrağın da Meclis’e asılmasına karar verildi.

         Meclis 259 sayılı kanun ile kurtarılmış bölgelere gönderilecek memurların yollukları için İçişleri Bakanlığı bütçesine 30.000 lira ek ödenek koydu. ,

         Peyamı Sabah’ın sahibi Mihran Efendi, Cavit Bey’i yeniden ziyaret ederek Hüseyin Cahit’in başyazarlığı kabul etmesini, Cavit Bey’in de birkaç makale yazmasını istedi. Ali Kemal’den ayrılamazsa gazetesini kapayacağını söyledi. Cavit Bey, makale yazamayacağını, Hüseyin Cahit Bey’in de Tanin’i çıkaracağını bildirdi. Ali Kemal yarından sonra gazeteden atılacak, Peyamı Sabah’ın 14 Ekim tarihli son sayısından sonra Mihran Efendi’nin Sabah’ı 15 Ekim’de yayına Peyam’sız olarak devam edecektir.

         Padişah, Süryanikadim Patrik vekilliği ve memurlarından bazılarına nişanlar verdi.

         İleri: Muzaffer ordumuz, yarın sabah, Sakarya Zaferi’nin yıldönümüne rastlayan saatte bütün kuvvetiyle İzmir’e giriyor. Üç sene üç ay yirmi beş günden beri vuslat bekleyen sevgili İzmir, yarın aslan süvarilerimizin yetiştireceği sancağa kavuşacaktır. -Dün on binlerce kadın ve erkek mümin, İstanbul camilerinde Cenabıhakk’a hemdüsena ettiler. Öğüt: Kuvvet önünde diz çöküyorlar. Güzel İzmir’in anahtarlarını genç ordumuza uzatıyorlar. Açıksöz: Gece yarısı Mebus Besim Bey’den aldığımız telgraf: Kavuştuk! Tafsilatı tebliğden bekliyoruz. Vakit: Kıtaatımız İzmir kapılarındadır. Şehirde büyük bir heyecan hüküm sürmekte ve her an ordumuzun İzmir’e girişi beklenmektedir. -İzmir’de kanlı çarpışmalar başladı. -Ahmet Emin: Zafer ve itidal: Milli taleplerimiz dün ne ise bugün de odur. İkdam: Anadolu’da artık ciddi hiçbir muharebe olmuyor. Çünkü düşmanın hiçbir kuvveti kalmamıştır. Dağlara, ormanlara düşen, dağılan kuvvetleri birliklerimiz tarafından toplanmaktadır. -Fransa müzakereleri kolaylaştıracak. İtalya da Fransa’nın fikrine katılıyor. Peyamı Sabah’ta Ali Kemal: Türk’ün Bayramı: Muhalefete buğz eylemek zorbaca bir harekettir. -Kıtalarımız Ege sahillerinde. Karagöz: Teslim olan Yunan generallerinden Mustafa Kemal’e: Biz ettik sen etme! -Büyük ordu, şanlı millet, haşmetinle çok yaşa/Başımızın üstündedir Mustafa Kemal Paşa. -Süpürmekle baş edemeyen Karagöz, esirlerin sayısını şaşıran Hacivat. -Düşman azapta gerek. Anadolu’da Ortodoks Sadası’nın 7. sayısı: Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne tabi Umum Anadolu Türk Ortodoksları Konferansı Reisi Kayseri Metropoliti Meletios ve umumi kâtibin Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya telgrafı: Türk ordusunun zaferini kutlayarak kahraman askerlerimizi kemal-i samimiyetle tebrik ve mukaddes Türk topraklarının düşmanın mülevves ayaklarından tamamen temizlenmesini, Misak-ı Milli’nin gerçekleşmesini niyaz ederiz. -Fener’in mumu nasıl sönmüştür? Yakması için Kayseri’ye gelmesi lazımdır. İstanbul’da Rumca yayımlanan Tahidromos: Yunanlıların bu felaketlerden mümkün olduğu kadar az zararla çıkması için Mustafa Kemal gibi bir Yunanlıya ihtiyaçları vardır. Le Matin: Çöküntü. Le Temps’ın başyazısı: Anadolu’da Yunanlılar, tam ve mükemmel bir hezimete uğradılar. İşler artık tamir edilemez bir safhaya ulaştı. Türk ve Yunan kumandanlar, mütareke yapma hususunda doğrudan doğruya müzakereye girişmelidir. Başka çıkar yol yoktur. Yunan Hükümeti, Anadolu’dan dönen orduyu Sakız’da terhis etmiştir. Çünkü bunlar, asıl Yunan arazisi üzerine çıkmaya cesaret edemiyor. Tevhidiefkâr: İzmir’in bugün istirdadına intizar olunuyor. Kahraman süvarilerimiz İzmir’imizin bir saat mesafesinde. -Milli Hükümetimiz düşmanın mütareke teklifine henüz cevap vermedi. -Ebüzziyazade: Sulh meselesinde acele edilemez. Daily Chronicle (Londra): Yunan Çöküşü. İtilaf Devletleri için mihenk taşı: Yunan Hükümeti, havlu atıp istifa etti. Ön Asya, Yunan davasının kaybedildiği yerdir. Boğazların özgürlüğünü korumak İngiliz politikasının başlangıç noktasıdır. Fransa ve İngiltere, Müslümanlığın hükümranlığına karşı Batı’da iki büyük güçtür. Fanatizmi diğerine karşı cesaretlendirmek, basiretsizce intihar olacaktır. (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü IV, Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara-1996, sf. 647-648-649-650-651)”

         Mehmetçik, İzmir’e girdi. Tüm dünya çalkalanmakta bu büyük başarı karşısında özellikle Müslüman dünyasından Türkiye’ye heyecanlı kutlamalar yapılmakta. İngiliz ve Fransız sömürgelerinde kurtuluş ışığı yandı. Sömürgeci efendilerin yenilebileceğini görüp öğrendiler. Dünyanın dört bir yanından Mustafa Kemal Paşa’ya, Ankara’ya kutlama telgrafları gelirken İstanbul’daki Padişah nişan takıyor birilerine. Bu neyin nişanı? Bir başarı bir övünç için mi takılan bu nişanlar?

         İngilizler, Türk utkusundan sonra sömürgelerindeki uyanıştan korkmakta. Bunu da açıkça dile getirmekteler yazışmalarında.

         Yıllardır Atatürk’e karşı olanlar, yani Türk’ün ayağa kalkmasını istemeyenler, Büyük Kurtarıcı’nın soyuyla ilgili yalan ve iftiralara başvurdular. Her defasında atılan bu çamurların İngiliz yalanı olduğunu savunduk. Bu kişilerin de emperyalizme hizmet ettiklerinden zerre kadar kuşkulanmadık. İstanbul’da Rumca yayımlanan Tahidromos gazetesi, “Yunanlıların bu felaketlerden mümkün olduğu kadar az zararla çıkması için Mustafa Kemal gibi bir Yunanlıya ihtiyaçları vardır.” diyerek bu yalanların başka bir kaynağını ortaya koydu. Atatürk düşmanları; İngiliz’e, Fransız’a, bir Rum gazetesine inanırlar da kendi ülkelerinin kurtarıcılarına inanmazlar. Bu da yurdumuza ihanetin yalın bir gerçeği. (Konuyla ilgili bakınız. Mehmet Ali Öz, Atatürk’ün Ailesi-Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre Atatürk’ün Soykütüğü, Asi Kitap; Vasilis Dimitriadis, Bir Evin Hikayesi: Selanik’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün Evi ve Ailesi Hakkında, Türk tarih Kurumu Yayınları)

         9 Eylül 1922’de İzmir’de düşmanın denize dökülmesi gösterdi ki yüzlerce yıl bağımsız ve özgür yaşamış bir ulus, tutsak edilemez. Hele onun Mustafa Kemal Atatürk gibi bir önderi varsa tarih boyunca bu ulusun sırtı yere gelmez. Atatürk, bu topraklarda özgür ve bağımsız yaşamanın adıdır. Kim ki Atatürk’ten rahatsızdır, bilin ki o, Türk’ün bağımsızlığından, özgürlüğünden yana değil.

                                                                                Adil Hacıömeroğlu

                                                                                9 Eylül 2023

İZMİR’İN KURTULUŞU


         İzmir, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin desteğiyle Yunanlılarca işgal edildi. Bu güzel kentimiz; üç yıl, üç ay, yirmi dört gün sonra düşman işgalinden kurtarıldı. Burada sözü, İzmir’e ilk giren birliklerin başındaki Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Altay’a bırakalım.

         “İzmir’e giriş: 9 Eylül

         Bu sabah ortalık ağarırken Sabuncubel’e ilerleyen İkinci Süvari Tümeni’nin 20. Alay 4. Bölüğü’nden Teğmen Enver komutasındaki keşif kolu düşmanın buralardan savuşmuş olduğunu görerek ileri tepelere çıkmış ve harikulade bir manzara ile karşılaşmıştır: Sabah güneşinin tatlı ışıkları altında bir tablo gibi beliren güzel İzmir ve önündeki mavi suları ile Akdeniz ve bunları çevreleyen latif yeşilliklerden yüksek dağlardan terekküp eden bu tabii tabloda biraz kara noktalar körfezdeki ecnebi harp gemileri idi. Bu bahtiyar genç subay raporunu yazarken başkumandanın (Atatürk’ün) verdiği Akdeniz hedefine ilk ulaşanın kendisi olduğunu düşünerek ne kadar heyecana tutulduğunu tahmin etmek güç değildir. Raporu göndermeye lüzum kalmıyor tümeni kendine ulaşıyor, hep beraber ilerleme devam ediyor, Bornova üstündeki tepelere çıkınca buranın büyük evlerinde ecnebi bayraklarının sallandığı görülüyor. İkinci Tümen’in 13. Alay Komutanı Binbaşı Atıf (Milletvekili Esenbel) Fransızca bildiğinden alay ile buraya gönderilerek ecnebilerle görüşmesi ve onların emniyetini sağlaması bildiriliyor. Tümen, Mersinli yolunda İzmir’e doğru ilerlerken Birinci Tümen de bunun solundan yürüyor. İkinci Tümen’in öncülüğünü Binbaşı Reşat komutasındaki Dördüncü Alay yapıyor. Alayın önünde de Yüzbaşı Şerafettin komutasında iki bölük gidiyor, sokaklardan geçerken Yunanlı evlerinden toplu süvarilerin bir ateşe uğramaması için sekiz er ellerinde tüfek, yaya olarak en önde yürüyorlar. Bunlar Halkapınar Köprüsü’nü geçip Tuzakoğlu Fabrikası’na yaklaşınca fabrika pencerelerinden ani bir ateşe uğruyorlar, içlerinden dördü yerlere seriliyor sonra Şeref anlatıyor: Bu yavrucakların mübarek cesetleri önümüzde birer ok gibi başları İzmir’e doğru yatıyor ve sanki bize durmayın ilerleyin diyordu. İzmir’in kucağına girdikleri anda bu uğura canlarını veren ve Akşehirli Bekir oğlu Mehmet, Antalyalı Ömer oğlu Hakkı, Nevşehirli Ahmet oğlu Seyit Ahmet isimlerinde olan bu fedakârların ruhlarını İzmir halkı oracıkta yaptırdığı bir anıt kabirle şad etmiştir. Dördüncüleri ağır yaralı olarak hastanede vefat etmiştir. Öncü alayı bu şanlı cesetleri atlayarak geçiyor, fabrikada kimseyi bulamıyor. Arkadan gelmekte olan tümen Mersinli yanında yirmi bir Yunan subayı ile binden fazla erden mürekkep bir kafileyi esir alıyor ve tümen komutanı bunlardan ele geçirdikleri bir otomobile binerek hükümete doğru ilerliyor.

         Kemer istasyonundan geçen bir süvari alayı da Aydın cihetinden gelen bir trende bir yüzbaşı dört subay ve yedi yüz erden mürekkep diğer bir kafileyi esir ediyor. Öncü alayı İzmir rıhtımından geçerken parke taşlarının çıkardığı nal sesleri Akdeniz’in bu taşlara çarparak çıkardığı hafif dalga seslerine karışıyor, bir zafer marşı gibi nağmeleniyor. Bazı pencerelerden atılan çiçekler de süvarilerimizin başlarına konuyor ve zafer tacı (Anlamı olmayan bir sözcük yerine kullanmayı uygun buldum. AH) oluyor. Bu hal heyecanı artıyor, yürüyüşteki sürat gitgide artıyor, bir oluktan akan su gibi süvariler hükümete doğru akmaya başlıyor. Pasaport yanından geçerken bir manga kadar İngiliz deniz askeri tarafından selamlanan öncü birlikleri az ileride sivil bir şahsın attığı el bombası ile karşılaşıyor, Yüzbaşı Şeref’le birkaç er hafifçe yaralanıyorlar fakat aldırış etmeyerek soluğu hükümet kapılarında alıyorlar. Yunanlılar hükümeti kapamış ve kaçmışlar; bir odacı kadın kapıları açıyor, Şeref birkaç erle hemen balkona çıkıyor, şanlı sancağımızı öperek direğine çekiyor ve selamlıyor, sancak yükselirken ay yıldızının bir kısmına yüzündeki yaranın kanının bulaştığını görüyor ve bu saadete ermekten taşan heyecanını gözlerinden boşaltıyor. Hıçkırıklarını tutamıyor, bir an sonra kendisini topluyor, yanındakilere:

         ‘Arkadaşlar vazifemiz bitmemiştir. Millet bizden daha çok şeyler bekliyor.’ diyerek aşağıya iniyorlar. Bu defa da oraya toplanan İzmirlilerin coşkun alkışları arasında kucaklanıyor, öpülüyor, öpülüyor…

         [Bu aziz arkadaş yirmi beş sene sonra albay rütbesinde ağır bir hastalıktan Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Onu İzmir şehitleri arasında saymak ve o vakit İzmirlilerin, kendisine İzmir’e ilk giriş hatırası olarak verdikleri kılıcı milli müzeye almak yerinde olur.]

         Başka taraftan İzmir’e ilk giren 1. Süvari Tümeni’nin 14. Alayı’nın öncüsü Yüzbaşı Zeki (Hava Orgenerali Zeki Doğan) de kumandanlık dairesine gelerek buraya al bayrağımızı çekiyor ve kışla meydanına toplanan esirlerin başına nöbetçileri dikiyor, üç sene evvel Yunanlıların İzmir’i işgallerinde burada gaddarane şehit ettikleri Albay Süleyman Fethi ve arkadaşlarının aziz ruhlarını şad ediyor.

         Şehirde emniyeti sağlamak için 4. Alay Komutanı Binbaşı Reşat alayı ile İzmir’in üstündeki Kadifekale’ye çıkıyor bin senelik eski yüksek bir burcun üstüne ay yıldızlı bayrağı dikiyor ve bununla İzmir etrafına İzmir’in ana vatana kavuştuğunu gösteriyor. Bu yüksek mahalle halkının, kadınları ve çocukları evlerindeki yiyecek ve içeceklerini birbirleriyle müsabaka edercesine alayın önüne taşıyor ve kahraman askerlerimize ikram ediyorlar. Göztepe ve Seydiköy istikametine kaçan firarileri takip kolları gönderiliyor Reşadiye (Güzelyalı) civarında bir erimiz şehit düşüyor.

         Bu olaylar olurken otomobille gelen 2. Tümen Komutanı Albay Zeki (Soydemir) hükümet konağına halkın alkışları arasında çıkıyor ve toplanan şehir ileri gelenlerinin intihabı ile eski Duyun-u Umumiye Müdürü Abdülhalim (Bey)’i vali vekili tayin ediyor ve kolorduya yazdığı raporu Kurmay Yüzbaşı Cevdet (Bilgişin) ile ve otomobille gönderiyor, halka da bir beyanname neşrediyor. Biraz sonra 1. Tümen Komutanı Mürsel (Bakü) Paşa hükümet konağına varıyor, o sırada limandaki Fransız zırhlısından gelen bir Fransız subayı gemisinin telsizi emirlerine hazır olduğunu bildiriyor. Mürsel Paşa bununla İzmir’e girildiği müjdesini Ankara’ya veriyor. Onun bu yazısı doğru bir işlem değildi Ankara’ya bilgi ancak başkomutan (Mustafa Kemal Paşa) verecekti. O günün büyük heyecanı yüzünden bunun üzerinde durulmadı.

         Bu sabah Menemen civarında bir düşman çetesinin mukavemetini kıran ve bir subay ile iki erini şehit veren 14. Süvari Tümeni halkın şiddetli alkışları arasında Menemen’e girmiş izaz ve ikram olunduktan sonra İzmir’e doğru yürüyüşüne devam etmiştir. Karşıyaka’da İzmirlilerin hararetli alkışları ile karşılanan bu tümen vapur iskelesi yanına yerleştirdiği bataryasının 21 ateşiyle İzmir’i selamlamıştır. Limandaki düşman savaş gemileri ilkin bu atıştan ürkmüşler fakat işi çabuk anlamışlar. Körfezde bulunan Yunan savaş gemileri de Uzun Ada’ya doğru çekildiler.

         3. Piyade Tümeni’nin Teğmen Besim komutasındaki süvari bölüğü de uzun bir yürüyüşten sonra saat on üçte İzmir’e gelmiştir. Kolordu karargâhı ile İzmir’e girerek kışlada kumandanlık dairesine yerleştim. İzmir’in salimen alındığına ve asayişin muhafaza edilmekte olduğuna dair yazılan raporu Kurmay Yüzbaşı Feridun (Dirimtekin) ile ve otomobille Nif istikametinde Garp Cephesi Orduları Komutanlığı’na gönderdi. Hükümet konağına giderek vali vekili ile beraber halkın tebriklerini kabul ettim. Bir merkez kumandanlığı teşkil edilerek emrine inzibat kıtaları verildi ve belediye ile işbirliği yapıldı. Şehirdeki yüz binden fazla Rum, Ermeni ve Musevilerin ileri gelenleri hükümete getirilerek asayişin muhafazası ve saklanmış düşman asker, silah ve eşyanın kışlaya gönderilmesi tembih edildi. Tümenlere iskân bölgeleri verilerek iaşeleri temin olundu. Yunan Ordusu’nun terk ettiği mühimmat ve eşya depoları muhafaza altına alındı.

         Halkın yapmakta oldukları şenliklerin gece yarısına kadar devamına müsaade edilerek ondan sonra herkesin evine çekilmesi ve sükûnetin muhafazası bildirildi.

         Karşıyaka’da yalılar boyunda küçük bir evde oturan ihtiyar annemle teyzemi görmek için oraya doğru gittim. İhtiyar babam ve tüccar olan kardeşim Rodos’a kaçmak zorunda kalmışlardı. İzmir’de kalan teyzemin kocası Eczacı Yüzbaşısı Ahmet’i Yunanlılar işgal günü şehit etmişler, böylece iki ihtiyar kadın yalnız başlarına ev bekçisi kalmışlar.

         Savaş sırasında zaman zaman gözlerimin önüne gelen evimize yaklaştığım sırada çarşaflı ve uzun boyu ile eğile eğile gelmekte olan anamı tanıdım. Bilmiyorum nasıl bir duygu içindeydim o anda. Atımı insiyaki bir şekilde ona doğru sürdüm ve önünde atımdan atlayıp ellerine sarıldım. Annem belki de o anda dünyanın en mutlu insanlarından birisiydi. Önce vatanı kurtulmuştu. Sonra ben onun oğlu muzaffer ordumuzun generallerinden birisi olarak İzmir’e ilk giren süvari birliklerinin kumandanıydım… Ve her şeyden önce beni sağ salim karşısında bulmuştu. İşte ihtiyar anacığım çeşitli heyecanlar içinde geçen ömründe bu yeni heyecanın ağırlığına dayanamadı ve:

         ‘Vay Fahrim...’ diyerek düşüp kaldı. Arkadaşlarım onu kucakladılar ve evimize götürdüler. Yaşlı anacığım askerlerimizden benim hakkımda bir bilgi alabilir miyim diye dışarı çıkmış imiş…

         Evde biraz oturdum. Teyzem küçük bir tepsi içinde bir dilim ekmekle biraz tuz ve karabiber ikram etti.

         ‘Hayrola…’ diye sorduğum vakit aldığım cevap şu oldu:

         ‘İşte evladım son günlerde buna kalmıştık…’

         Hasretimi bir parça olsun gidermiş, bu akşam işlerimin çok olduğunu bu sebeple gelemeyeceğimi ancak ertesi gün öğle vakti yemeğe gelebileceğimi söyledikten sonra tekrar ellerini öpmüş ve görevimin başına dönmüştüm, yapılacak işimiz o kadar çoktu ki anamıza doya doya bakmamıza bile vaktimiz yoktu.

         ‘İzmir hükümet konağında İzmirlilerin ziyaretlerini kabul ederken’ nasıl bir sevinç içinde olduğumu anlatmam mümkün değildir.

         Geceyi şimdiki Atatürk heykelinin bulunduğu yerde sonra yangında yanan Kramer Oteli’nde geçirdim, otel dolu olduğu için sahibi Naim Bey bana kendi dairesini verdi, emir subayıma da aralıkta yer hazırladı. Otelin kapısında da Abdurrahman isminde İzmirli bir delikanlı otomobili ile sabaha kadar beni beklemiş. Bu arada otel sahibi,

         ‘Örfi idare var mı, oteli kaça kadar açık bulundurabilirim?’ diye sorduğu vakit ona dedim ki:

         ‘Biz İzmir’e örfi idare için gelmedik. Memleketimizin kurtulmuş olmasını bu gece kutlamak lazımdır… Her taraf sabaha kadar açık kalır. Herkes eğlenecek bayram yapacak…’

         Ben ise çok fazla yorgun olduğum için yatmaya gidiyordum. Naim Bey de gece yarısı oteli kapatmak için müsaade istedi ve gitti.

         Sabaha karşı saat 3 sıralarında şiddetli tüfek sesleri ile uyandım. Emir subayım Üsteğmen Fevzi de hemen fırladı birlikte otomobile atlayarak ilkin Rum mahallesine girdik (şimdiki Kültür Park bölgesi). Kiliseler ve büyük evler hınca hınç insan dolmuş kadınlar çocuklar ağlaşarak pencerelere yığılmışlardı. Bunlara korkmamalarını ve bu gibi şeylerin artık geçici olduğunu söyleyip teskin ede ede sokaklardan geçip Basmane civarındaki İslam mahallesine gittik. Orada anladık ki, bizim kolordunun ağırlıkları ile geride kalan bando takımı geç vakit İzmir’e girerken aşka gelen bando takımı İzmir Marşı’nı çalmaya başlamış halk da heyecanlanarak sokaklara dökülmüş ve havaya silahlar atmaya başlamış. Şenlik yapılıyormuş. Onları da sükûnete getirdikten sonra yukarı mahalle ve sokaklardan geçip otele döndük.

         Yunanlıların İzmir’e girdikleri vakit yaptıkları fenalıkları, şehir ve köylerimizi yaktıklarını bildiğimiz halde bizim onların millettaşlarına kötülük değil, iyilik yaptığımızı acaba şimdi vicdanlarında muhakeme ediyorlar mı? (Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası [1912-1922), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, I. Baskı, Ocak 1922, İstanbul, sf. 330-331-332-333-334-335-336-337)”

         Fahrettin Altay Paşa’nın yukarıdaki sözlerine ekleyeceğimiz bir yorum olabilir mi? İzmir’e ilk giren birliklerin komutanının gözlemleri, düşünceleri ve duyguları var bu sözlerde. Üstelik İzmir’de yaşayan bir ailenin çocuğu Altay Paşa.

         İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 101. Yılı Türk ulusuna ve İzmirlilere kutlu olsun.

                                                                                Adil Hacıömeroğlu

                                                                                9 Eylül 2023

8 EYLÜL 1922 CUMA

    "İzmir’e doğru… Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Birinci Ordu’ya Süvari Kolordusu’nun bir an önce İzmir’e yetişmesini emretti ve şehrin kayıtsız şartsız teslim alınacağını bildirdi. Yunan birlikleri İzmir’i bütünüyle boşalttı. Yunanlılar, şehri Rum ve Ermeni muhafızlara bırakarak İzmir’i terk ettiler. Kaçışın büyük bölümü Çeşme’den yapılıyor. Şehre binlerce mülteci daha akın etti. İngiliz uyruklu son mülteciler de gemilere alındı.

         Yunan askeri memurları jandarması da İzmir’i terk etti. Kaçamayan siviller ufuklarda gözükecek gemileri arıyor. Yunan Küçük Asya Sefer Ordusu Komutanlığı, ‘kaderine boyun eğerek’ Anadolu’yu boşaltma kararı aldı ve bunu birliklere duyurdu. Yunan 23. Piyade Alayı, Manisa yöresinde Türk ordusunun önünü kesti. Türk ordusunun bugün şehre girmesi mümkün olmadı.

         İstanbul’da İngiliz, Fransız, İtalyan Yüksek Komiserleri, işin son derece aceleyi gerektirdiğini göz önüne alarak İzmir’de buluna İngiliz Akdeniz Orduları Başkomutanı Amiral Brock’a bir telgraf çektiler. Şehrin Türklere teslimini sağlamak üzere Müttefik amirallerinin ve başkonsoloslarının aracı olmasını istediler. İkindi üstü Fransız kruvazörünün telsizi, Ankara ve bütün Türk telsiz istasyonlarına şehir teslim edileceğinden müzakere için yer bildirilmesi isteğinde bulundu. Mustafa Kemal adına verilen cevapta, teslim heyetinin beyaz bayrakla Kasaba’ya gelmesi istendi. Yüksek Komiser Rumbold raporunda, Yüksek Komiserlerin İzmir’in teslimi için Brock’a yetki verdiğini belirtti. Başka bir telgrafında, Yunan askerlerinin bugün İzmir’i boşalttığını bildirdi. Lamb ise İzmir’den gönderdiği raporda, Yunan Yüksek Komiseri Steryadis’in bir Müttefik devriyesi istediğini bildirdi. Yunanlılar, Anadolu kıyılarına yığılmış Rum göçmenler için İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika’dan gemi, yiyecek ve çadır istedi. Yunanistan’ın İstanbul Maslahatgüzarı, İzmir’de bir savaşın önlenmesi için İngiliz Yüksek Komiserliği’ne başvurdu. Müttefiklerin menfaatlerinin de tehlikede olduğunu söyledi. Türklerin durdurulması için arabuluculuk yapılmasını istedi. İngiliz Yüksek Komiseri onu Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserine gönderdi. Onlar, durumu görüşeceklerini bildirdiler. ABD’nin İzmir Başkonsolosu Harton, hükümetinden Mustafa Kemal’le ilişkisinin ne yolda olacağını sordu. Cevap: Ne Yunanistan’daki ne de Batı Anadolu’daki bugünkü rejimleri tanımıyoruz.

         Tekirdağ’dan getirilen Yunan birlikleri, Urla’da isyan ederek karaya çıkmayı reddettiler. Ancak, geminin yakılacağı tehdidi ile zorla karaya çıkarıldılar.

         Türk ordusu Manisa’ya girdi ve burada Türk yönetimi kuruldu. 5. Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa, Batı Cephesi Komutanlığı’na Manisa’da evsiz kalan halkın Rum köylerine yerleştirilmesi için hemen bir mutasarrıf atanmasını önerdi. Milli müfrezeler Balya’yı işgal ettiler. 17 Mayıs 1919’dan beri Yunan işgali altında olan Nif (Kemalpaşa) kurtarıldı. Gece (7/8) Selçuk, Saruhanlı, Sarıgöl Türk kuvvetlerinin eline geçti.

         Müttefikler Bursa’nın yakılmaması için Yunanistan’a sert bir nota verdiler. Rumbold raporunda, ‘Bursa’nın da Eskişehir ve Uşak’ın akıbetine uğramasından korkmak için sebep vardır. Pelle, Yunanlıların Bursa’yı yakmak niyetinde olduklarını Fransız konsolosluğu ajanından öğrenmişti. Üç müttefik subaydan kurulu bir misyonun Bursa’ya gönderilmesini uygun bulduk. Yunan valisine çok sert ihtarlar yapıldı.’ dedi.

         Bursa’da panik. Çerkez ve Ermeni (!) çeteleri Ermeni evlerini talan ediyorlar. Sokağa çıkmak yasak.

         Mustafa Kemal’den Rauf Bey’e: Düşman Gemlik-Pazarköy hattında direniyor. Kocaeli ve Eskişehir yönünden çekilen düşmanı takibimiz devam ediyor.

         Eyüp’te zafer dolayısıyla 10.000 kişinin katıldığı bir fener alayı yapıldı. Beykoz’da da şenlikler yapıldı. İstanbul Matbuat Cemiyeti, Anadolu savaşlarında şehit olanlar için Ayasofya Camii’nde mevlit okuttu. Abdülmecit de mevlide katıldı. Ankara halkı, cuma namazında Namazgâh’ta toplanarak zafer dolayısıyla şükranda bulundu. Zafer üzerine konuşmalar yapıldı.

         Dışarıda kutlamalar: 1) Türkiye’nin Roma Elçiliği’nde zaferi kutlamak için toplanan Müslümanlar, İstiklal Marşı’nı ayakta sevinç gözyaşları içinde dinlediler. Bütün Müslümanlar adına, Türk ordusunun zaferi için dua edildi. 2) Paris’teki Türk öğrenciler, Anadolu zaferini kutlayarak Ferit Bey’den tebriklerinin Anadolu’ya bildirilmesini istediler. 3) Beyrut’ta Türk zaferinin yarattığı sevinç. Muhittin Paşa’nın da katıldığı cuma namazında halk ağladı, onu eller üstünde taşıdı. Evler ve dükkânlar Türk bayraklarıyla süslendi.

         Fethi Bey, Roma’dan Mustafa Kemal’e gönderdiği şifre telgrafta İtalya Dışişleri Bakanı ile görüşmesini anlattı. Buna göre Fethi Bey, İngilizlerin barışa karşı çıkmaları nedeniyle silaha sarılmak zorunda kaldıklarını anlatarak, Yunan zulümlerinin önlenmesi gerektiğini belirtti ve İngilizlerin şimdiki ateşkes önerisinin Yunanlıları koruma amacına yöneldiğini söyledi. İtalya Dışişleri Bakanı ise İtalyanların Doğu’daki İngiliz siyasetine katılmadıklarını, Venedik Konferansı’nda son olayların da dikkate alınmasının şart olduğunu söyledi ve ılımlı önerilerle konferansa gelinmesini, İtalyan sermayesi için ayrıcalıklar verilmesini istedi.

         Akşam: Cepheden ilk resimler. -Edirne ve Trakya’da karışıklıklar çıktığı şayi oldu. -Vali Steryadis, bir Yunan harp sefinesine iltica etti. -Ordumuz durmadan İzmir’e yürüyor. İleri: Ankara 7: Zaferden zafere koşuyoruz. İzmir ufuklarında tayyaremiz maharet gösterdi. Birkaç güne kadar İzmir’deyim. Hamdi. Yunan karargâhı, İzmir’den Midilli’ye taşındı. Ordumuz, Hakk’ın inayetiyle yarın İzmir’e giriyor. -İstanbul’da halk her tarafta fevç fevç, şenlik yapıyor. Toplanan yardım 23.079 lirayı buldu. Yeni Adana: Esir Yunan generallerinden 14. Fırka Kumandanı Dimeras ile mülakat. Düşman tamamiyle mahvoldu. -İzmir’de Yunanlılar ve Rumlar müthiş heyecan içindeler. Hakimiyeti Milliye: Bursa’ya doğru. -Başkumandan, Hindistan’dan gelen yüz bin lirayı, felakete uğrayan köylülerimize tahsis etmiştir. -Şanlı sancağımızı Bursa ve İzmir’e ilk dikenlere 500’er lira verilecektir. Hint Hilafet Komitesi’nin zaferimizi tebriki. Vakit: Yunan ordusun şimal grubu da kat’i bir hezimete uğramıştır. Ordu, bütün malzemesini bırakarak kaçmaktadır. -A. Emin Yunanlılar aman diliyorlar. Mütareke için hiç değilse Doğu Trakya’nın derhal boşaltılarak bize teslimi gerekir. -Kıtalarımız İzmir’in önündedir. Tevhidiefkâr: Zaferden zafere koşan şanlı ve kahraman ordumuzun süvari fırkaları İzmir’den 35 km. mesafeye vasıl oldular. Yunanistan’ın şimal grubu da perişan edildi. Bugün süvarilerimizin cuma namazını İzmir’de kılmaları umuluyor. Ebüzziyazade: Mütareke teklif edenler geç kaldılar. -Temsili bir resim üzerinde İstiklal Marşı’nın iki dizesi: Doğacaktır sana vadettiği günler hakkın/ Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın. -Düşmanın bağrına bastık. Kat’iyyen bırakmayız. Peyamı Sabah’ta Ali Kemal, Ankara İstiklal Mahkemesi’nin kendisini mahkûm eden kararına karşı savunmada. –‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’. 26 Ağustos tarihli makalesini tevil etmeye çalışıyor: ‘Yunan ordusu yenildi ama, kurtulduk mu? Düvel-i Muazzama’ya sulh şartlarını dilediğimiz gibi kabul ettirebildik mi? İkdam’da Londra’dan alınan 6 tarihli haber manşette: Türk ordusu, muzafferane hareketine devam etmekte ve fevkalade bir surette İzmir’e doğru yürümektedir. -Tavassut-Sulh. -Bursa, Manisa ve Akhisar’ın kurtuluşu. -Yakup Kadri: Zafer neşesi ve gençlik. Sebilürreşat: İslam’ın büyük zaferi. -Dünkü ve bugünkü İslam alemi. The Times: Elcezire’de karışıklık. Türk akınları ve endişe verici bir durum. Journal Depats gazetesi, Yunanlıların artık Batı Anadolu’da artık Batı Anadolu’da tutunmalarına imkân olmadığını anlatarak, onların Türk köylerine karşı giriştiği yakma, öldürme ve Türklerin bundan sonra girişeceği Hıristiyanları imha hareketine engel olmak için Müttefikleri göreve çağırıyor. Petit Parisien: Venedik Konferansı tehir edilecek mi? Le Journal: Türk orduları İzmir kapılarında. Rapotniçevski Vestnik (Bulgar): Yunan burjuvazisi maceracı, kanlı siyasetlerinin tohumlarını biçiyor. Macar Magyarsag: 12 yıldan beri Türkler saldırıya uğruyor, sürülüyor, ölüme mahkûm ediliyordu. 12 yıl sonra Türkler savaşı göze alıyor, fevkalade kumandanlar buluyor. Taze güçle, muzaffer olarak ayağa kalkarken, çaresiz kalan Yunanlıları titrek damarları ile gücünü yitirmiş halde yere seriyor. Babalık’ta Ekrem Reşat’ın başyazısı: Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal. -Yunan Başkumandanı, şaşkınlıktan ‘çekileceğiz’ dediği hududun bizim elimizde olduğunu unutuyor. Namık Edip’in zafer dolayısıyla manzumesi: Bugün. -Düşmanın kahredilen ordusu artık emir ve kumandadan tamamiyle mahrumdur. (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü IV, Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara-1996, sf. 644-645-646-647)”

         Düşmanın son direniş mevzileri de aşılarak İzmir kapıları Türk ordusuna açıldı. Zaten bunu anlayan emperyalistler de kenti boşalttılar. Özellikle İngiliz uyruklular, herkesten önce kaçtılar İzmir’den. Yunan Başkomutanı bile gemiye taşınarak kaçmak için fırsat kollamakta. Komutan, askerini terk ederse o asker savaşamaz. Böyle de oluyor, Yunan ordusu savaşamıyor.

         Ateşkes isteği, tamamen bir aldatmaca. Amaç, Türk ordusunu yavaşlatıp işgalcileri korumak. Gazi Paşa, bu tuzağa düşmüyor. Ankara, ateşkesi duymazdan gelmekte. Böylece ateşkes adı altın sergilenecek bir İngiliz oyunu, yaşam bulamıyor Anadolu’da. Atatürk’ün dehası, İngiliz’in tuzaklarını bozup oyunlarını dağıtıyor.

         Kurtuluş Savaşı’nın olmadığını söyleyen usunu yitirmişler; kafanızı İngiliz yalanlarından kaldırıp bakın gerçeklere. Korkmayın gerçekleri öğrenmekten. Şimdiye dek beyniniz uyuşturan, gözlerinizi görmez yapan, kulaklarınızı sağırlaştıran, dillerinizi yalanlarla zehirleyen emperyalist algılardan kurtulmanın zamanı gelmedi mi artık? Bu toprakların çocuklarının kendi topraklarına ve insanlarına yabancılaşması niyedir? Yurdumuzu işgale gelen emperyalistlerin ağılı diline inanıp ülkemizin kurtarıcılarına inanmamak hangi akla hizmettir? Atatürk’e karşı çıkmayı, dolayısıyla Türk ulusuna sövmeyi beceri sananlar; gözünüzü açma zamanı gelmedi mi daha?

                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                       8 Eylül 2023

                                                    

        

7 EYLÜL 1922 PERŞEMBE


         "Yunan kuvvetleri, Kemal Paşa-Nif hattına doğru çekiliyor. Yunanlılar, İzmir’i savunmayı düşünüyor. Bozdağ’dan inen çeteler, Yunanlılara önemli kayıplar verdirdiler. Ordusu yavaş hareket ettiği söylenince İkinci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa; ordusunun lağvedilmesini, kendisine bir er görevi verilmesini istedi. 14. Süvari Tümeni’nin cephane isteği, Kolordu Komutanı Fahrettin Altay tarafından ‘kılıca kuvvet’ denilerek geri çevrildi. Yunanistan’dan takviye gönderilen üç alay İzmir’e bugün ulaşabildi. Erler karaya çıkmayı reddettiler. Gemiler Çeşme’ye çekildi. Çekilen Yunanlılar, demiryolunu da kullanılmaz hale getiriyor. Yunan erleri, uzun kaçış yolculuğundan o kadar yorulmuş durumdalar ki; yola devam etmeyi, tutsak düşme pahasına reddederek kendilerini yol kıyılarına atıyorlar. Mustafa Kemal, Rauf Bey’e günlük raporunda, bugün Eşme’den Salihli Akşehir yönüne hareket ettiğini bildirdi.

         Kirmasti Rumları, perişan bir halde kasabadan ve köylerden ayrıldılar. Elinde kazma kürekle yolculuğa hazırlanan bir Rum, bunları ne yapacağı sorulunca ‘Bu kalabalığın yarısı yollarda ölecek, onları gömeceğim.’ cevabını verdi. Bandırma’da Yunan süvari komutanı, topları şehre çevirerek, şehre yıkılmış Rum halk evlerine dönmezse şehri topa tutacağını ihtar etti. Bunun üzerine halk şehri terk ederek evlerine döndü.

         Üç yıl iki aydır Yunan işgalinde bulunan Aydın kurtarıldı. Germencik de Türklerin eline geçti. 20 Mayıs 1919’da Yunanlıların eline geçmiş olan Torbalı ile 29 Mayıs 1919’dan beri Yunan işgali altında bulunan Turgutlu kurtarıldı. O zamanlar bir köy olan Saruhanlı da kurtarıldı. Kuşadası ve Karabağ da Türk ordusunun eline geçti.

         Dün kendilerine haber gönderilen çeteler, Kirmasti’ye gelerek Yunan çekilmesinden sonra kasabayı denetime aldılar. Akıncılar, Balıkesir’de geçici bir yönetim kurdular. Yayımlanan bildiride, Hıristiyan mahallesine Hıristiyanlardan başkasının girmesi yasaklandı. Çete hayatının sona erdiği bildirildi. Hıristiyanlara 24 saat içinde silahlarını teslim etmesi ilan edildi. İçki yasaklandı, meyhaneler kapatıldı. Balıkesir, 9 gün bu geçici tedbirlerle yönetilecektir.

         İzmir’de: İngilizler ve Fransızlar, kendi kendilerini korumak için şehre asker çıkardılar. Rıhtım baştan başa insan ve valiz doldu. Yunan askeri hastanesindeki hastalar Pire’ye götürüldü. Yunan Başkumandanı, karargahını limanda hazır bulunan bir gemiye taşıdı. Yunanlılar, İzmir’de sıkıyönetim ilan ettiler. Yüksek Komiser Steryadis, telaşla İngiliz Amirali Brock’a koşarak Türklerin 20 mil yakına geldiklerini söyledi ve İngiliz savaş gemisine sığınıp sığınamayacağını sordu. İron Duke gemisine sığınabileceği cevabını aldı. Akşam, bu gemiye sığındı. Bütün Yunan memurlar İzmir’i terk etti. Fransız uyruklular İzmir’de iki kez toplandı. Konsolos General Gareyye; bütün İzmir halkının müsterih olmasını, gerekli tedbirleri aldıklarını, her din ve mezhepten kişinin Alyans Franses Frerler Mektebi ve Fransız Hastanesi binalarına iltica edebileceğini, gerekli görürse buraya Fransız askerleri çıkarabileceğini söyledi. Bir milis teşkilatı kurulması için Fransızları kaydolmaya çağırdı. Birçok yabancı, Fransız memurlarına başvurarak emirlerine hazır olduklarını söylediler.

         İngiliz Kabinesi; Türk-Yunan çarpışmasına hızla son verilmesi için çaba harcamaya, bu konuda müttefikleriyle birlikte hareket etmeye, Boğazlar İngilizler için çok önemli olduğundan Kemalistler Gelibolu Yarımadasını işgale kalkışırlarsa silahla karşı konulmasına, Boğazlar bölgesindeki İngiliz deniz kuvvetlerinin artırılmasına, Gelibolu Yarımadası’nın işgal edilmesin, İzmit Yarımadası’nın bir Kemalist saldırısı halinde boşaltılmasına, ancak Kemalistler İstanbul’u işgal etmeye kalkışırlarsa kara ve deniz askerleriyle karşı konulmasına, diğer göçmenlerin taşınması için de gemi gönderilmesine karar verdi. Müttefikler, Anadolu’nun bütünüyle boşaltılması şartını kabul ederek Yunanistan adına ateşkes teklif ettiler. İngiliz, Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserleri, Hamit Bey’i aynı anda ziyaret ederek bu önerinin en hızlı yollarla Ankara’ya ulaştırılmasını istediler. Hamit Bey durumu acele Ankara Dışişleri’ne bildirdi. Başbakan Rauf Bey, Meclis’in gizli oturumunda İstanbul’dan Hamit Bey’in ulaştırdığı ateşkes önerisi konusunda bilgi verdi. Bir mebus; şimdiye kadar hiçbir şeyden korkmadığını, şimdi sulh kelimesinden korktuğunu, samimi adlar altında uzatılacak ellerden, güzel sözlerden çok korktuğunu söyledi. Hükümetin entrikalar karşısında çok dikkatli olması istendi. General Pelle, Hamit Bey’i ziyaret ederek İngilizlerin barış önerisine yanaşılmamasını önerdi. Hamit Bey de aynı görüşte olduğunu Ankara’ya bildirdi.

         İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Paris ve Roma’ya çektiği telde, Anadolu ve Trakya’daki azınlıkların korunması için hemen Milletler Cemiyeti’ne çağrıda bulunulmasını önerdi. İstanbul’daki Amerikan Yardım Teşkilatı, göçmenler için elinden gelen yardımı yapacağını bildirdi.

         Yuna Hükümeti istifa etti. Kral, yeni kabineyi kurmak üzere M. Kalogeropulas’u görevlendirildi.

         Meclis, kurtarılan yerlerin mebuslarını izinli saydı. Ancak salt çoğunluğun kaybolmaması için izinli bulunan diğer mebusların acele Ankara’ya çağrılması, Ankara’daki mebusların da eksiksiz Meclis’e devam etmesini kararlaştırdı. Başkumandan’ın yararlılıkları görülen havacı subayları takdirname ile ödüllendiren kararı Meclis’te kabul edildi. Bursa Mebusu Muhittin Baha Bey, ‘Kurtardığımız yerlere gittiğimizde harap kulübelerden, aç susuz yurttaşlarımızdan başka bir şey bulamıyoruz.’ dedi. Karesi Mebusu Hasan Basri Bey, Yunanlılara misilleme yapılmasını istedi. Meclis Başkanlığı’nın Yunan zulümlerini protestoyu acilen yayımlamasını istedi. Dr. Adnan imzasıyla medeni aleme yapılan çağrıda, kaçan Yunan ordusunun tahrip ve yağmasına engel olunması istendi.

         Kutlamalar: Fransız General Gouraud, Türk zaferini kutladı. Roma Temsilcisi Celalettin Arif Bey, Mustafa Kemal’e telgrafında zaferin bütün cihanı hayret içinde bıraktığını yazdı. -Celalettin Arif Bey, Mısır Hizb-ül Vatani Cemiyeti Mümessili İsmail Bey’den bir kutlama yazısı aldığını bildirdi. Meclis’te, Hindistan Hilafet Komitesi’nin Afyon’un kurtarılışından ötürü gönderdiği ve Celalettin Arif Bey tarafından ulaştırılan kutlama yazısı okundu. Rauf Bey, ‘Hindistan’daki din kardeşlerimiz, bizim üzüntü ve sevinçlerimizi adım adım izliyorlar. Bize felaketli günlerimizde manevi en büyük hizmeti gönderdiler.’ dedi. Beyrut’ta Türk zaferinin yarattığı sevinç.

         Kaçan Yunanlılar, Ahmetli kasabasında halkı binalara doldurarak ateşe verdiler. Halktan bazı kişiler kloroform koklatılıp bayıltıldı. Bazılarını midelerine benzin akıtıldı. Ahmetli’yi bütünüyle yakan Yunanlılar; Turgutlu’ya, oradan Kemalpaşa’ya çekildiler. Manisa, Yunan asker kaçaklarıyla dolu. Yunan komutanları emirlerini dinletemiyorlar. Yakup Kadri, Manisa’nın yakılışını anlatıyor: Manisa Mevki Kumandanı Filipos, bir küçük Neron’dur.

         Genelkurmay başkanı Fevzi Paşa, Salihli’den Doğu ve Elcezire Cephesi Kumandanlıklarına verdiği emirde, Musul’un da Misak-ı Milli sınırları içinde bulunduğunu bildirerek gerekirse silahla kurtarılması için gerekli, hazırlıkların yapılmasını ve tasarruf edilebilecek kuvvetlerin hazırlanmasını istedi.

         Duyun- Umumiye’de Türk murahhası Cavit Bey, Ankara’nın sorusuna verdiği cevapta, barış konferansında evrak-ı nakdiye konusunda Hükümet’çe savunulması gereken tezi anlattı. Birinci tertibin mukabili olan altınların talep edilmesi, Türkiye’den ayrılan yerlere evrak-ı nakdiyeden hisse ayrılamayacağı.

         Padişah, Amerikan Yakın Doğu yardım Kurumu yöneticilerinden bazılarına nişanlar verdi.

         Kadıköy’de kadın, erkek, çocuk yüzlerce kişi, gruplar halinde fener alayları yaptı. Kadıköy, Haydarpaşa, Kızıltoprak semtlerini şarkılar söyleyerek gezdi. Kuşdili çayırında toplanan göstericiler çeşitli konuşmalar yaptılar, daha sonra gruplar halinde dağıldılar. Beşiktaş’ta şenlikler yapıldı.

         Vakit: Yunan Başkumandanı Eylül’ün ikinci günü akşamı birçok generalle birlikte Uşak civarında esir edilmiştir. Generallerin esareti Hilal-i Ahmer vasıtasıyla Yunan Salib-i Ahmeri’ne bildirilmiştir. -Süvarilerimiz İzmir yolunu tutmuştur. -İzmir karmakarışık bir halde. Ali Ekrem: Zaferullah. Akşam: Mağlup Yunanistan tahliye şartiyle mütareke talep etti. Venizelos’un oğlunun Bursa’da Orhangazi türbesi önünde çektirdiği (geçen yıl basılan) resmi. Hakimiyeti Milliye: Lloyd George’un mütareke teşebbüsü. -Yunanlılar bir mütareke rica ediyorlar. -İzmir’de telaş gittikçe artıyor. Eskişehir’de Yunan kundakçılığı ve dehşeti. Büyük Millet Meclisi’nde görüşmeler. İkdam: Temps gazetesi diyor ki: Sulh isteyen Yunanlılar için en kestirme yol; Türk Başkumandanı’na müracaat etmektir. -Yunanlılar ordunun hezimeti üzerine Avrupa’nın müdafaasına bundan sonra da devam edemeyeceklerini Atina’dan bildiriyorlar. Tevhidiefkâr: Alaşehir de kurtarıldı. -Aydın ve Nazilli kurtarıldı. İnönü’de bir daha muzaffer olduk. -10.000 esir, 300 top aldık. -Yunan Başkumandanlığı nasıl esir edildi. Peyamı Sabah ta Ali Kemal: Muhalifler har ve darp görüşüne karşı olsalar da vatan sevgisinde, millet aşkında başkalarından asla geri kalmazlar. Antalya’da Anadolu: İzmir’e doğru. Yeni Adana: Türk geliyor!... -Türk zaferinden, Yunan çöküşünden müteessir iki kafa. Kaçmağa hazırlanan Vahdettin, ihtilalcilerin kurşunuyla yaralanan Kral Kosti (resimleri). -Dost Rusya’nın zaferimizi tebriki ve verilen cevap. Açıksöz: Düşman tam bir çöküş içinde karmakarışık kaçmaktadır. -Dost Rusya’nın tebrikleri. Öğüt: Askeri zaferden sonra: Her şeyden evvel iktisadi bir programa sahip olalım. Aydede: Cephe ve İstanbul (iki tarafın faaliyeti arasındaki zıtlık). -Aydede, savaşın nasıl olduğunu bilmediğini itiraf ederek İstanbul’da vapurda eve giden biri ile cephede savaşan erin şartlarını karşılaştırıyor. ‘Allah bana bunları öğretmedi İnşallah öğrettiklerini de yakında unutturur. Devamlı ve şanlı bir sulhun lezzetine cümlemizi kandırır’. Anadolu’da Peyamı Sabah’ın 32. sayısı: Birinci Tokat: Komiterna tarafından gönderildiğini söyleyen sabık Türk mektep muallimlerinden ve lahık (yeni) Bolşeviklerden Giritli Ahmet Cevat Efendi’ye: Sen ne diye, niçin, ne yapmaya geldin? Bezirgânlığa ne Ruslar ne Türkler müsaade etmeyeceklerdir. Getirdiğiniz paraları derhal gerisin geriye gönderiniz. Böyle işlere herhalde şayan-ı hürmet bir akide olan komünizm demezler. Kepazelik derler, kepazelik (Aka Gündüz). -Hacıanesti’nin telgrafları: Dizleri tutabilecek kaç Yunan generali kaldığının bildirilmesi. Konstantin’in kaybolan Yunan ordusunu arama ilanı. Le Temps: Yunan hezimeti. Macar Magyarsag’da Kemal Paşa’nın Şartları başlıklı uzun makale. Türkler, Trakya ve Edirne’siz barışa yaklaşmıyorlar. Berner Tagebelat (İsviçre): Yunan Hezimeti başlıklı yazısında Türk saldırısının beklenmedik bir zamanda ortaya çıktığını anlatarak bundan Fransızların da çok memnun olduğunu, Türkiye üzerinde İngiliz-Fransız çekişmesinin devam edeceğini, Fransızların desteklediği Türklerin konferansta çok fazla istekte bulunacağını ancak İngiltere’nin meydanı Türklere bırakmayacağını yazıyor. The Times: Hacıanesti, askerlere ricat hareketi vaat etmekle maneviyatlarını kırdı. Babalık: Hakkımız teslim edilmeli (Ekrem Reşat). Karahan’ın tebriki, Rauf Bey’in cevabı. İzmir ahvali: Yunanlılar ve bütün zabitleri kaçıyor. Dükkânlar tamamiyle kapalıdır. İzmir’de asayiş yoktur. Evvelki gün şehrimize getirilen esir Yunan subaylarından Rimeras Dimiriyos ile mülakat. -Pazarköy ve Alaşehir istirdat olundu. Güleryüz: Şanlı ordumuz zaferden zafere koşuyor. -Büyük muzafferiyet destanı: Nihayet son zafer güneşi doğdu/Mahzun gönülleri ümide boğdu. -Mihran Efendi’nin mizah gazetesinin vatana ihaneti. Dilleri büsbütün tutulacak. Onlara son darbeyi, hakaret ettikleri sıhhıyelerinden dolayı, servetlerini toplayıp ‘şöyle seyahat yapmağa’ hazırlanan malum kişiler). (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü IV, Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara-1996, sf. 639-640-641-642-643-644)”

         Büyük Taarruz’da yokluklar bitmiyordu hiç. En büyük düşmanımız işgalcilerden sonra yoluklardı. Askere çarık yetiştirilemediğinden çoğu yalınayak yetişmekteydi düşmanın ardından. İkinci en büyük yokluk ise mermi eksikliğiydi. Bu nedenle merminin yapacağı işi, kılıçla yapmaktaydı Mehmetçik. Bir gün önce Başkomutan Mustafa Kemal, ‘Kılıca kuvvet!’ buyruğunu vermişti orduya. Bugün de Süvari Kolordusu Komutanı Altay Paşa, aynı buyruğu veriyor askerlerine.

         Yunanlılar çekilirken yalnızca yerleşim yerlerini yakmadılar, demiryollarını tahrip ettiler. Amaçları, ülkemizi ekonomik olarak çökertmek, topraklarımızı taş devrine döndürmek.

         Balıkesir’e giren Akıncılarımız, Hıristiyan mahallesine girişi yasaklayarak Rum halkın can güvenliğini sağlama yoluna gittiler. İşte, Türk bu… Silahsız, savunmasız kişiye silah çevirmez. Savaş alanında mertçe dövüşür düşman askeriyle.

         Savaş bitmeden karargahını gemiye taşıyan bir başkomutandan utku kazanması beklenir mi? Yunan Başkomutanı, kaçmak için kendini güvence almış durumda.

         Kurtuluş Savaşı tüm hızıyla sürerken hem Mehmetçik hem de halkımız düşmanla ölüm kalım savaşının içindeyken sesi çıkmayan padişah, Amerikan Yakın Doğu Yardım Kurumu yöneticilerine nişanlar vermekle meşgul.

         Düşman kaçarken yakıp yıkmayı sürdürmekte. Ali Kemal, Ankara karşıtı çizgisinden vazgeçmemekte. Ordumuz, tüm yoksunluğa karşın ilerlemekte. Askerimizim yüreğindeki yurt sevgisi, her türlü eksikliğin üstesinden gelmekte. Anadolu, kahramanlık destanını yüreğiyle yazıyor. Böyle yazılan bir destana dost da düşman da saygı duymakta.

                                                                                Adil Hacıömeroğlu

                                                                                7 Eylül 2023

        

 

6 EYLÜL 1922 ÇARŞAMBA


         "Yunanlıların son savunma hattı da zapt edildi. Böylece savunma imkânı bütünüyle ortadan kaldırıldı. Süvarilere ‘Kılıca kuvvet!’ emri verildi. Yunan gerilemesi, Kasaba (Turgutlu)’ya doğru devam ediyor. Uludağ-İznik mevzilerinde bulunan Yunan Üçüncü Kolordusu’nun Trakya’ya nakledilmek üzere Kapıdağ ve Bandırma limanlarına gitmesi emredildi. Yunan Bağımsız Tümeni, 5 gün önce Yunanlıların çekildiği Sındırgı’ya vardı. Birkaç gün önce işgal etmiş olan çeteler dağlara çekildi. Yunanlılar, Hıristiyan halka ekmek yaptırdılar. Hayvanları için arpa aldılar. Hıristiyanlar, kendilerinin de birlikte götürülmesini istediler. Tümen komutanı, zor olacağı gerekçesiyle bu isteği reddetti. Buna rağmen birçok yerli Rum, Tümen’e sığındı. İsmet Paşa, kasaba ve köylerin Yunanlılar tarafından yakılmaması için tedbir alınmasını emretti.

         Yunan kuvvetleri Manisa’yı yaktılar. Şehirdeki 18.000 yapıdan 500’ü ayakta kalabildi.

         Bugün kurtarılan yerler: Akhisar, Balıkesir, Yenişehir, Köşk, Tire, Bayındır, Söke, Kırkağaç, Gönen, Pazarcık, Umurlu, İvrindi, Balya, Bilecik, Ahmetli, Kuşadası, Kepsut, Savaştepe, Domaniç. Yunan askerleri Kırmasti’yi terk etti. Belediye Başkanı, Eşkıya Davut’un halka vereceği zararı önlemek için çetecilerden Gürcü Mevlüt’e mektup yazarak kasabayı teslim almasını istedi. Mevlüt, yarın kasabaya girerek hâkimi olacak. Akıncı Müfrezeleri, halkın büyük sevinç gösterileri içinde Balıkesir’e girdi. Bir baskınla Gönen kurtarıldı.

         Mustafa Kemal’den Rauf Bey’e: Düşman ricat sırasında hemen bütün malzemesini terk ediyor. Alaşehir ve Kula, birliklerimiz tarafından işgal edildi. Yunanlıların Anadolu Sefer Ordusu yeni Başkomutanı Polyemekalis ile Yunan Genelkurmay Başkanı Dusmanis İzmir’e geldiler. Hacıensti’ye görevden alındığı tebliğ edildi. Hacıanesti, verdiği raporda firarları önlemenin mümkün olmadığını bildirdi, yeni bir savunma tedbiri yapılmasına karşı Yüksek Komiser Steryadis bunun mümkün olmadığını söyledi. Polyemekalis, komutayı Hacıanesti’den devraldı. Yapılan toplantıdan sonra Hacıanesti Pire’ye hareket etti. Savaş Bakanı Teotakis ile Genelkurmay Başkanı Dusmanis de yarın hareket edecekler. Bozguna uğrayan Yunan ordusunun ilk öncüleri İzmir’e ulaştı. ‘Kimi at, eşek sırtında, kimi yayaydı. Bazıları silahlı, bir kısmı araç gereçsizdi. Hepsinin sakalları uzamıştı ve pislik içinde yüzüyorlardı.

         İkinci Ordu, ikmal kararlarıyla 11.297 çift çarık, 87 çift potin, 373 çift yemeniyi Altıntaş’a getirtti. Ordunun yiyecek ikmali, arkadan yetiştirilen katarlardan, halktan satın alma ve aşar toplama yoluyla, bazı yerlerde Yunanlıların yakmaya fırsat bulamadan terk etmek zorunda kaldığı erzak depolarından sağlanıyor. Ordu, et sıkıntısı çekmiyor. Etlik hayvanlar, sürüler halinde ordunun arkasından yetiştiriliyor. Erlerin yarısı yalınayak. Yollara çarık dayanmıyor. Atların bir kısmı da nalsız ve mıhsız. Birçok binek hayvanında ise eğer vuruğu meydana gelmeye başladı. Büyük Millet Meclisi, Bursa’nın düştüğü tarihte başkanlık kürsüsüne çekilen siyah örtünün kaldırılmasını kararlaştırdı. Gizli oturumda Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın 30 Ağustos Savaşı’na Başkomutanlık Meydan Savaşı adı verildiğini bildiren yazısı okundu. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, buna itiraz etti. Meclis’te dua okundu. Zaferden dolayı, yurdun dört bir yanından Meclis’e telgraflar yağmaya devam ediyor. Kutlamalar: 1) Ukrayna Halk Komiserleri Kurulu Başkanı Rokovski, Mustafa Kemal’e gönderdiği mesajda, son zaferden duydukları sevinci ifade ederek, Ukrayna’nın Türkiye’nin ilerleme çabalarına katkıda bulunmaktan mutluluk duyacağını belirtti. 2) Kafkas Cumhuriyetleri Birlik Şurası Divan başkanlığına Yunan ordusunun Anadolu’yu terk etmesi yoluyla ateşkes önerdiği haberinin ulaşması üzerine divan başkanı Nerimanof, üye Meyasinnikof, Buduvani, Askeri Devrim Şurası üyesi Orjonikitze ve Bağımsız Kafkas Ordusu Başkumandanı Yugurov, Tiflis Türk Elçiliği’ne giderek içten kutlamalarının Mustafa Kemal’e bildirilmesini Ahmet Muhtar Bey’den istediler. Yugurov, ordusunun gerektiğinde kardeş Türk askerleriyle birlikte kan dökmeye hazır olduğunun bildirilmesini de istedi. Ahmet Muhtar Bey, bunları Mustafa Kemal’e bildirdi.

         İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, hükümetine çektiği telde, Yunan tahribatına engel olunmasını isteyerek bu gibi aşırı hareketlerin ateşkes şansını tehlikeye soktuğunu belirtti. Atina İşgüderi Bentinck, Curzon’a telinde, Anadolu’nun, hele Trakya’nın artık savunulamayacağına çabuk hüküm verilmesini, Yunanistan’a maddi yardımda bulunulması gerektiğini bildirdi. Harington gece (6/7) Savaş Bakanlığı’na telinde ‘Haberler çelişkili, ama durum vahim. Azınlıkları korumak için Devletler hemen harekete geçmeli.’ dedi.

         Başbakan Rauf Bey, Mustafa Kemal’e Konya Valisi Abdülhalik Bey’in İzmir Valiliği’ne atandığını bildirdi. Bu konudaki istek 3 Eylül’de Mustafa Kemal’den gelmişti. Mustafa Kemal’in Balıkesir ve Bursa Valiliği için önerdiği Tahsin ve Ali Beyler, mebus oldukları ve mebuslukla memurluğun aynı kişide toplanması kanunen mümkün olmadığı için atanmamış bulunuyorlar. Mustafa Kemal, 9 Eylül’de Nurettin Paşa’yı İzmir Vali vekilliğine getirecektir.

         İzmir’de Müftü, Metropolit, Ermeni temsilcisi, Hahambaşı, Katolik temsilcisi ve Protestan ruhani reisi, ortak bir bildiri yayımlayarak, halkı yolsuz hareketlere karşı uyardılar. Metropolit Hrisostomos, Fransız ve İtalyan konsoloslarını ziyaret ederek Hıristiyanları bekleyen tehlikeyi anlattı ve himayelerini istedi. Konsoloslar tehlikenin farkında ve gereken tedbirleri almakta olduklarını söylediler. Çoğunluğu Maltalı ve Kıbrıslı olan İngiliz uyruklular, gemilerle İzmir’den ayrılmaya başladılar.

         Vakit: Yunanlılar büyük bir süratle kaçıyorlar. Kuzey Grubu da kamilen dağılmak üzeredir. Dün Bursa’nın kurtarıldığı yolunda haberler gelmiştir. -A. Emin: İstanbul’un borcu: Herkes kesesinden fedakârlık yapmaya mecburdur. İkdam’da, boydan boya manşet içinde zafer haberleri. -İleri! İlk hedef Akdeniz’dir! -Anadolu’nun kahraman ordusu yalnız Türklerin ve Müslümanların değil, Şark sulhuna taraftar olan bütün barışseverlerin minnet ve şükranına hak kazanmıştır. Peyamı Sabah’ta Ali Kemal, hücumlara karşı kendini savunuyor ve ‘çanak yalayıcı’lara çatıyor. Bir büyük devletle uzlaşmaya müncer olmadıkça zaferler bir neticeye delalet etmez, fikrinde yanılabiliriz. Neticede sürülmek mi, vurulmak mı, asılmak mı ne ise cezamızı çekeriz. İleri: Gazetemizin basılacağı sırada, kahraman süvarilerimizin İzmir’e girdikleri kuvvetle umuluyordu. Bu müjdenin bugün doğrulanacağı umuluyor. -İstanbul Müslümanları Çatalca’da hududu bekleyen kahraman jandarmalarımıza hediye göndermeyi unutmayın! Akşam: Ordunun teşkilinde ve son zaferlerde en büyük amillerden İsmet Paşa. -Trikopis, Mustafa Kemal Paşa’nın misafiri. -Ankara’nın buradaki Yunan söylentilerine cevabı. Yunan, taarruz değil, ricat bile edemez. -Zafer haberleri almak için gazete kapılarında bekleyen halk. -İsmail Hakkı: Anadolu harbinin felsefesi, yaşamak ve hürriyetini savunmak içgüdüsüdür. Öğüt: Yunanistan, yaktıklarını yeniden yapmaya mahkûm edilmelidir. -Yunan ordusu Trakya’da da isyana başladı. Zabitlerini kestiler. Yeni Adana: Manasız bir konferans. -On bin nefer, iki general ve erkanıharbiyesiyle dört fırka kumandanı esir edildi. -Silifke’de tezahürat. Hakimiyeti Milliye: Türk ordusu, Çanakkale’de çarpışarak Çarlığın yıkılmasını sağlamıştı. Şimdi de Yunan tahtını yıkıyor. Bu orduya ‘taçlar deviren’ unvanı yakışır. Hele bir Akdeniz’e dayanalım… -İngiliz tebaası da İzmir’den gidiyor. -Türkler geliyor! nidası içinde İzmir’de telaş başlamıştır. Yunan zabitleri vapurlara tırmanıyor. -Her taraftan zafer neşesi içinde telgraflar icra-yı şadumani ediyor. -Düşman enkazının yeni ve esaslı bir muharebe kabul etmesi mümkün mü? -Batı basınından tepkiler. Açıksöz: İkinci safhanın gelişmesi. İzmir’de vapur merdivenlerine heyecanla tırmanmaya başladılar. ‘Türkler geliyor!’ Anadolu Ajansı: Şerif Paşa Irak gazetelerine ‘Faysal’la görüşeceğim ama Kürtlere dair değil, çünkü Kürtler Osmanlı idaresi istediklerinden artık bundan bahsetmek yetkim dışındadır.’ demiştir. Karagöz’de: Karagöz elinde süpürge ile İzmir rıhtımında Yunanlıları denize süpürüyor. -Hayda!.. (manzume). -İstanbul’da bayrak fiyatlarının olağanüstü artışı. -Karagöz’ün gazilere hediyesi 50 lira. Anadolu’ya yardım listesi. The Times: Mütareke tehir ediliyor. Vahim bir vaziyet. İlciyornale d’İtala’da, ‘Mustafa Kemal Paşa’yı Mussoloni’ye, askerlerini de bizim faşistlere benzetebiliriz.’ dendikten sonra, Celalettin Arif Bey’le oturduğu sayfiyede yapılan bir mülakat naklediliyor. Celalettin Arif Bey, Yunan yenilgisini anlatıyor. Sovyetlerle dost olduklarını belirterek Bolşevik olmadıklarına ve kendisinin İtalyanları sevdiğine güvence veriyor. Zaferden sonra Ankara ve İstanbul hükümetlerinin birleşeceğini ileri sürüyor. -Yunanlıların İzmir’de karşı saldırıya geçme ihtimali yoktur. Hezimetleri devam edecektir. Macarca Magyarsag’ın başyazısı: Hasta Adam, yorgun kolunu silkerek kutsal sayılan barış anlaşması binasının bir temel sütununu kaldırınca, bina gıcırdayarak yıkıldı. Üç yıldan beri Yunan işgali altında eziyet çeken barışçı Türk köylüleri yabancı hakimiyetinden kurtuluyor. O, sulh anlaşmasında efsanevi korkunç yaratık, muhteşem bir hamle ile ezip geçti. Almanya, Macaristan, Avusturya, Bulgaristan ise hiçbir harekete cesaret edemediler. Acaba zamanın arı kovanından bizim Mustafa Kemal’imiz çıkacak mı? Berliner Tagbelau: 40.000kadar (!) Türk, 100.000’i aşan Yunanlıyı bir daha başlarını kaldıramayacak hale getirdi. Türk dâhisi Mustafa Kemal, Türk programını emrivaki yaptı. Onu yürürlüğe koymak üzeredir. Barışın esası, muzaffer millet için parlak bir istikbal hazırlayacaktır. Petit Parisien: En iyi hal şekil, Türklerin 1914 hailesinde aldıkları vaziyeti unutmaktır. Babalık: Konya’da gördüğüm kudsi ve şakkar manzara (Edirne mebusu Şeref). -Fener alayı tafsilatı. Düşman vahşeti. Tevhidiefkâr: Bursa’mız dün akşam hilale kavuştu(!). -İkinci İnönü zaferini de kazandık. Düşman zaferimiz neticesinde inhilal ve infisah etmiştir. -Yunanistan İngiltere’den mütareke tavassutunda bulunmasını istirham etti ve Anadolu’yu tahliye cihetini resmen bildirdi. Yenigün: Düşmanın asıl kuvvetini imha eden ordumuz, İzmir umumi istikametinde baş döndürücü bir sürat ve muvaffakiyetle ilerlemektedir. Dün Kocaeli kıtaatımız Bursa’ya cenupta akıncılarımız Manisa’ya girmiştir. Simav, Demirci, Gördes, Akhisar, Kula, Alaşehir, Eşme, Salihli ve havalisini kurtardık. İzmir’e ne zaman gireceğiz: Belki yarın, belki yarından da yakın. -Nebizade Hamdi: Anadolu’nun tahliyesi. -Zaferimizi biraz da hariçte dinleyelim. Ayine: Yunanlıların kaçarken ellerinden attıkları silah, Ali Kemal’in kırdığı kalem, bağlanan çene. -Mihran’a kaçış için yol görünmesi. -Son taarruzumuz hakkında anketimiz (mizah olarak, bazı yazarların cevapları). -Haftanın borsası: Açıldı: İzmir’in kapısı, Darülfünun, Gençler Mahfeli, Yunan gemileri İstanbul limanından. En aşağı: Efzonlarda cesaret, Hacıanesti’de askeri kıymet. En yukarı: Fes fiyatı, Ali Kemal Bey’de gelecek endişesi. Kapandı: Yunan başkumandanının çenesi, açılmayan Venedik Konferansı. (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü IV, Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara-1996, sf. 631-632-633-634-635)”

         Türk saldırısı düğümü çözdü. Yunanlıların savunma hatları kurması olanaksızlaştı. Düşman askeri savaşmak istemediğinden sürekli firarlar var. Herkes canını kurtarma peşinde. Ast üst ilişkisi yok oldu. Komutanların bazıları da kaçmayı yeğlemekte. Bir orduda erler, komutanlarını kesiyorsa savaşamaz. Böyle bir ordu kahramanlık destanı da yazamaz. Silahsız insanları kurşunlayan, kesen, yakan, soyan, yerleşim yerlerini ateşe veren bir çapulcu sürüsü var karşımızda. Türk ordusuna teslim olan olana… Türk’ün vicdanına sığınmaktan başka çareleri kalmadı.

         İzmir’i ilk terk edenler İngilizler. Çünkü yenilginin kesin olduğunun farkındalar.  Gemiyi erken terk etmekteler. İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, Yunan mezaliminin varlığını ilk kabul eden emperyalizmin temsilcilerinden.

         Mustafa Kemal Paşa, özellikle Doğu’nun önderi, emperyalizmden kurtuluş için esin kaynağı olarak benimsenmeye başlandı. Doğu uluslarının bu bakışı, başta İngilizlerin korkulu rüyası olacak.

         Macarca yayımlanan Magyarsag gazetesi, Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’ın yapamadığını yapan Türkiye için kıskançlık kokan bir övgüde bulunmakta. Yani yiğidin hakkını yiğide vermekte bu gazete.

         Berliner Tagbelau gazetesi ise Atatürk’ün dehasını fark edip yazan ilk yayın organı olma onurunu sahip. Bugüne dek bu gazeteden daha önce Atatürk’ün dehasını açıkça belirleyip yazan bir yayın organına rastlamadım. Eğer bir gün buna rastlarsam birinciliği Berliner Tagbelau’dan alıp ona veririm.  

         Kurtuluş Savaşı’mızın çok ayrıntılı hazırlandığı çok açık. Savaş, her yönüyle önceden düşünülmüş. Savaş, yalnızca cephede yapılmadı. Cephe gerisi ve işgal altındaki yurttaşlarımızın durumu da ayrıntılı olarak düşünüldü. Çok iyi planlanan Türk saldırısı, düşmanı şaşkına çevirdi.

         Kurtuluş Savaşı’nın amacını, kimlere karşı yapıldığını, müttefiklerimizi doğru anlamayanlar; hiçbir zaman Türk Devriminin niteliğini anlayamaz. Anlayamadıkları için de savrulur emperyalizmin saflarına. Giderek Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığıyla sarılır İngiliz yalanlarına ve yabancılaşır dünyanın en büyük devrimini yapan kendi ulusuna. Bilerek ya da bilmeyerek otururlar Ali Kemal’in yanı başına.

                                                                                Adil Hacıömeroğlu

                                                                                6 Eylül 2023