14 Ekim 2013 Pazartesi

KURBANLIK İNEĞE DÖKÜLEN GÖZYAŞLARI


Küçüktüm. Bayram sevincini yüreğimde tam anlamıyla duyumsadığım yıllardı. Kurban bayramı, komşularla aynı sofrada yemek yemeyi, birlikte kurban kesmeyi, dayanışmayla bir işin üstesinden gelmeyi gerektirdiği için ayrı bir önem kazanmıştı benim gönlümde.
Sabahleyin erkenden uyandım. En güzel giysilerimi giymiştim. Bayramlaşma faslı sona ermiş, sıra kurbanın kesilmesindeydi.
Köyde genellikle komşuların sütten kesilmiş yaşlı inekleri ya da tosunlar kurban edilirdi. Genellikle bu hayvanlar büyüklüklerine göre beş ya da yedi ortakla kesilirdi. Ortaklık çok önemli. Kesim işine herkes yardım ederdi. Bu, büyük bir zevkti. Yardımlaşma duygusu, burada zirve yapardı. Ortak iş görmenin mutluluğu okunurdu yüzlerde.
Kesim işine liderlik yapan kişi, büyük bir sorumluluğun adamıydı. Adaletli olmak için dört dönerdi. Etleri paylaştırırken kimseye hak geçmemesine özen gösterirdi. En küçük bir et parçası beş ortak varsa beşe, yedi kişi varsa yediye bölünürdü ustalıkla. Etler özenle paylaştırıldıktan sonra sıra kura atmaya gelirdi. Küçük kâğıtlara adlar yazılıp kâğıtlar katlanır, iyice karıştırıldıktan sonra çocuklardan biri çağrılırdı. Çocuk, iki avucunun içindeki kâğıtları heyecanla sallayarak karıştırır. Gözlerini yumar ya da kafasını arkaya çevirir bu kuracı çocuk. Kâğıtları karıştırma işi bitince ineğin postu üzerinde kümelenmiş etlere tek tek bırakılırdı yazılı adlar. Kâğıtlar açılır ve herkes hakkı olan etleri tepsilere doldururdu.
Çocukluğumun taze anılarından olan kurban bayramında komşumuz bir teyzenin sütten kesilmiş ineği satın alındı. Ortaklar belirlendi. Paralar denkleştirildi. Kurbanın bir hissedarı da ineğin sahibi teyzeydi. Kurban satın alındıktan sonra bayram gününe kadar yiyeceği de ortaklarca sağlanıp sahibine verildi. Helallik alındı.
Bayram sabahı erkenden kurban olacak ineğin yanına gittim. İnek süslenmiş, önünde gerdel karnını doyurmakta. Yan taraftaki ikinci gerdel suyla dolu içmesi için. Kadıncağız bir yandan ineğini okşamakta, bir yandan gözyaşı dökmekte. Evinde ne bulursa ineğe vermekte yemesi için. Sandıktan çıkan kokulu elmalar, konuklar için saklanan ayvalar, ceviz ve fındık içleri, taze lahana yaprakları, mısırlar... İneğin yediği önünde, yemediği ardında...
Yılların yorgunluğuyla avurtları çıkmış teyzenin yaşlı gözlerinden yaşlar süzülmekte derin derin. Gözleri yağmur bulutları gibi yüklü gözyaşlarıyla. Titrek sesiyle ağıtlar mırıldanmakta vefakâr dostuna. Bir eli ineğin boynuna sarılmış, diğeri okşamakta yanaklarını. İnek, bir yandan karnın doyurmakta, bir yandan da başını yavaş hareketlerle sahibine sürmekte. Okşamaya karşılık vermekte böylece. Sarmaş dolaşlar anlayacağınız.
Bir sevgi selinin gözyaşlarının ortasındayım. Yıllarca sütüyle bereket yağdırdığı, doğurduğu buzağılarıyla gelir kapısı olduğu evinde son anları. Vefalı teyzem, yıllarca bakraçlar dolusu süt sağdı bu inekten. En lezzetli tereyağlarını yaptı. Yazın dayanılmaz sıcaklarında onun ayranıyla serinledi tarlada, bahçede. Şimdi görevini yapmış, artık süt vermeyen sevgili ineğinden ayrılmak zorunda. Artık üretmiyor, tüketiyor Nazara.
Ben bu duygusal görünüme dalmışken birkaç adamın sesi işitildi. İneği almaya geldiler. Gelenler tanıdıktı. Ancak seslerini işittiğimde bin kat yabancı gibi geldiler bana. Gelenlerden biri ineğin ipine yapıştı. Diğeri elinde değnekle arkasından itmeye başladı.
 İnek, büyük bir ayrılığının acısını duyumsarcasına bağırdı. Sesinde hüzün vardı. İneğin bağırmasıyla birlikte yaşlı gözlerdeki yaşlar birden sele döndü. Yaşlı teyze iki eliyle ineğin yanaklarına yapıştı. Öptü, öptü, öptü onu; bitimsiz bir sevginin yürek çırpıntısıyla. Gözyaşları yaşlı ineğin gözyaşlarıyla karıştı bir an. İneği çekip götürmeye çalışan adam dondu kaldı bulunduğu yerde. Diğerinin elindeki değnek düştü.
Kurbanın kesileceği yukarıdaki evin bahçesinden bağırışlar, ıslık sesleri işitildi. Uzun süre yanıt verilmedi. Ardından ulaklar salındı gençlerde. Yaşlı inek ağır adımlarla bıçağın keskin sızına teslim olmak için yol aldı. Yaşlı teyze, hıçkırıklar içinde kalakaldı yerinde. Ak tülbendi ıslandı göz pınarlarından. Ben gidemedim diğer çocuklarla ineğin ardından. Ellerim cebimde, gözyaşlarım içime akmakta.
Uzun süre komşumuz teyzeyle kapı önünde sessizce durduk. Epey sonra beni fark etti. Geldi, sarıldı bana. Az önce ineği öpen kurumuş dudakları yanağımdaydı. Tarlada bel tutan, kazma sallayan eller saçlarımda. Titrek sesimle “Bayramın mübarekli olsun teyze!” dedim.”Senin de oğlum!” dedi. “Çok hayır göresin, çok bayramlar göresin.” demeyi de unutmadı.
İzin isteyip eve döndüm. Kurban kesenlerin sesleri kulaklarımda çınlamaktaydı. Ahıra gittim. İneklerimizi sevdim. Tavuklarımızı yemledim. Akşam, âdetim olmadığı halde erkenden uyudum. Gece sabaha kadar elli bin türlü rüya gördüm. Yaşlı gözleriyle Nazara yanımdaydı sabaha değin.

                                                                                  Adil Hacıömeroğlu
                                                                                  13 Ekim 2013



3 yorum:

  1. Bayramınız kutlu olsun Adil Bey ...

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel aktarmışsın duygularını ve ne güzel duygular beslemişsin içinde. Çoğumuz çocukken yaşadık aslen bu ikilemi...

    Yezit'in şekilci, soğuk, kalpsiz ve tüccar (dolandırıcı) dincilerdir dini bu hale getiren!

    Ah ulan ah. Hepsini yıkıp yerle bir edesim geliyor... Ama kalbim var onlara bile kıyamıyorum :(

    YanıtlaSil
  3. Aycan Hanım tepkiniz;yaradılanamı yaradanamı?seni senden daha iyi bildiği için senin faydana olan Muamelata neden sitem ediyorsun.Mevlam bizi senin gibi dar düşüncelilerin eline bırakmasın.Fırsat vermesin ve hepimize anlayış versin...

    YanıtlaSil