30 Ekim 2013 Çarşamba

CUMHURİYET BAYRAMIMIZI KUTLADIK


Sabahleyin heyecanla uyandım. En büyük bayramdı bugün. Evimiz dört yol kavşağında. Pencereyi açtım. Cadde boyunca bir bayrak deniziyle karşılaştım. Diğer caddeye bakan balkona geçtim. Her yer kırmızı beyaz.
Kahvaltı için küçük çapta alışveriş yapmaya dışarı çıktım. Bayrak asılmamış pencere, balkon yok gibi. Bazı evlerin neredeyse her penceresine bayrak asılmış. Her yanda Cumhuriyet kokusu var. Her apartmanda Cumhuriyet meşalesi yanmakta. Sabahın nazlı güneşinde bayraklar camlara yansımakta. Bayrak denizi güneş ışınlarıyla çoğalmakta. Rüzgâr hafif esmekte. Bayraklar nazlı gelinler gibi raks etmekte boşlukta.
Kahvaltılıkları ve günün gazetelerini alarak eve döndüm. Balkonda bir yandan gazetelere göz atarken bir yandan da caddeye bakmaktayım. Herkes erkenci... Aileler, çocuklarını okullardaki törenlere götürmekte. Arabaların çoğu bayrakla süslenmiş, kornalarını çalarak kutlamalara gitmekteler. Balkonlardan arabalara alkışlarla ve bayraklar sallanarak destek verildi. Hazırlıklarımı yapmaya başladım. Bu sırada eski dostlardan birkaçı aradı. Taksim’e vardıklarını söylediler. Ben telaşla çıktım evden. Geç kalacağım kaygısı yiyip bitirmekte beni. Her işte bir hayır var, deyip rahatlatmaya çalışıyorum kendimi. Taksim otobüsüne bindim. Gazete okumaktayım, ancak usum Tünel Meydanı’nda.
Boğaziçi Köprüsü’ne yaklaşmaktayız. O da ne? Yüzlerce motosiklet... Hepsi kırmızı beyaz... Bir düzen içinde gururla yol almaktalar. Türkiye’nin neredeyse tüm illerinin plaka numaralarını görmek olası. Köprü’ye girdik Önümüz kırmızı beyaz motosiklet deryası. Boğaz, bayram ediyor. Turkuaza kesmiş sular selamlamakta motosikletleri. Onlarla birlikte Barbaros Bulvarı’nda süzülüyoruz Beşiktaş’a. Deniz kollarını açmış, asırlık çınarlar özlemle beklemekte...
Dolmabahçe’de insandan çok polis var. Yol boyunca güvenlik önlemleri çok yoğun. Taksim’de otobüsten indik. Her yandan İstiklal’e koşmakta insanlar. İstiklal, ana baba günü, iğne atsan yere düşmez. Adım başı bir TOMA. Tüm sokak başlarında polis barikatı. Sokaklar, insan geçişine yasak. Odakule’de polis barikatı... Tünel’de bulunanlarla Taksim’den gelenler arasında zehirli bir hançer gibi durmakta. Her iki yandan sloganlar atılıp bayraklar dalgalandırılmakta. İstiklal, Cumhuriyet’ine saplanan hançere öfkelenmekte. İşgal günlerini görmüş tarihsel yapılar lanet okumakta bu duruma. İşgal askerinin yapmadığı olaylara tanıklık etmekteler bugün.
İşgal güçlerine meydan okuyan şehitler dile geldi. “Biz bu Cumhuriyet’i kazanmak için kan döktük ki torunlarımız özgürce kutlasınlar bağımsızlık günlerini.” diye haykırdılar cümle şehitliklerden. Mezar taşları, barikatlardaki taş yüreklileri görünce ete kemiğe büründüler. Karşılıklı direnç fazla sürmedi, Odakule’deki barikattan Tünel’e geçişler başladı. Tünel Meydanı tıklım tıklım... Önceden belirlenen güzergâhtan yürüyüş yasak. Toplanan yurtseverler, Taksim’den geçerek Dolmabahçe’ye inerek “Andımızı” okuyacaklar.
Taksim... AKP hükümetinin yumuşak karnı... Diktatörün fiyakasının bozulduğu yer... Tayyiban güçlerinin yenildiği Meydan... AKP yöneticilerinin gündüz hayallerinde, gece düşlerinde kâbusa dönüşen direnişin odağı... İktidarın en büyük korkusu, bu büyük kitle Taksim’den geçerken ya Gezi Parkı’na yerleşirse... Bir daha oradan gitmezlerse... Yerleşip kalırlarsa... Yeni bir direniş başlarsa eskisinden daha geniş kapsamlı? Yayılırsa yurdun dört bir yanına... O zaman ne yapar Tayyipgiller? Sürekli sallanan iktidar koltuğunda depremzedeler gibi tutunmak kolay mı?
Polisle Cumhuriyet güçleri arasında didişmeler başladı. Polisin TOMA’sı, biber gazı, copu, plastik mermisi var; Cumhuriyet güçlerinin bayrağı ve Atatürk’ü... Bir de Cumhuriyet devrimlerine olan inanç var yüreklerde.
TGB’liler yine ön saflarda... Örgütlü ve dirençliler. Polis baskısıyla dağılma eğilimi gösteren bazı kişiler bu direnç karşısında vazgeçiyorlar gitmekten. Zaman ilerlemekte...
Karar veriliyor ve Karaköy’e iniliyor. Oradan Dolmabahçe’ye yürünüyor. Bir bayrak denizinin ortasındayız. Arabalardan destekler geliyor klaksonlarla. Yer gök inliyor. Aileler bebekleriyle gelmişler. Balkonlardan çılgınca alkışlar...
Dolmabahçe’ye varıldı. Alan tıka basa dolu. Ayak basacak yer yok. Altıncı Filo askerlerinin denize döküldüğü yer... Devrimciler, Yankeleri denize dökerken dini-darların saldırısına uğruyorlar. O zamanki iktidarın desteğiyle öğrencilere saldıran dini-darların kirli eylemlerinden sonra 6. Filo’ya dönerek iki rekât şükür namazı kıldıkları yerdeyiz. Burada devrimcilerin ulusal onuru, dini-darların uşaklıktan ötürü utancı var.
 Derin düşüncelere dalmışım. Önümden bastonuna dayanarak zorla yürüyen yaşlı nine, iki çocuğunu ellerinden tutarak gelen anne geçmekte. Uzun yıllardır görmediğim dostlarla karşılaştım. Cumhuriyet ruhu, dostları da kavuşturmakta.
Kısa konuşmalar yapıldı, kimsenin sabrını taşırmadan. Andımızı söyledik coşkuyla. Halay başladı. Herkes kol kola. Bağdat Caddesi’ndeki yürüyüşe yetişmem gerek. Alandan ayrılıyorum, Kabataş’a gitmek için. Cadde boyunca insan seli Dolmabahçe’ye akmakta. Alan bir yandan boşalırken diğer yandan dolmakta. Üsküdar motorundayım. Oturacak yer yok. Kendimi mavi sularda yansıyan ışıklara bırakarak tarihsel yolculuğun hülyasına daldım. Az sonra iki damla yaş yanağımdan süzülüverdi. Toprağın altındaki çift dilli zehirli yılanın ihanetine hayıflandım.
İktidarın tüm engellemelerine karşın Dolmabahçe’ye gidip andımızı içtik. Ya, içecek andı olamayıp sürekli bir ihanetin tarihsel girdabından çıkamayarak işbirlikçilik utancıyla yaşadığını sananlar?
Elinde bayrak, dilinde Cumhuriyet, yüreğinde Atatürk olanlardan Türkiye’ye zarar gelir mi hiç? Bunca polise, sert önlemlere ne gerek var ki?
Not: Yazılarımın tümüne, http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.

                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       30 Ekim 2013


1 yorum:

  1. Cumhuriyet ; tarihimiz içindeki en onurlu , uygar ve çağdaş yüzümüz bizim. Cumhuriyet kazanımlarımızı yok etmeye ,bozmaya yeltenenlere gerekli dersi vermekte halkımız. Bu anlamlı yazıda da bu gerçeği buluyoruz : '' Elinde bayrak, dilinde Cumhuriyet, yüreğinde Atatürk olanlardan Türkiye’ye zarar gelir mi hiç? Bunca polise, sert önlemlere ne gerek var ki? '' tümcesi de önemli bir saptama ve uyarı.. teşekkürler Adil Haciömeroğlu!

    YanıtlaSil