13 Ocak 2014 Pazartesi

KÖKSÜZLÜK

                                                           

Köylerde yaşayanlar iyi tanırlar danaburnunu. Genellikle toprak altında yaşar. Toprağın kazılması ya da sürülmesiyle gün yüzüne çıkarlar ve kuşlara, tavuklara yem olurlar.           

Danaburnu sebzelerin, otsu bitkilerin köklerini kemirip yer. Köksüz kalan bitki sararıp solar, çok geçmeden de kurur. Capcanlı olan bir sebze fidesinin birden kuruması çoğu kez şaşırtır insanı. Kurumuş biber, salatalık, domates, kabak, kavun, karpuz… fidesini tutup hafifçe çekersiniz yukarıya doğru, bakarsınız ki köksüzdür. Kökü olmadığı için kurumuştur.

Ağaçların kökleri kurtlandığında ya da hastalık olduğunda kurur koca gövdeler. Dal budak salamaz gökyüzüne. Gölge de olamaz gelip geçene. Kuşlar yuvasız, böcekler evsiz kalır. Köksüz kalmak ağacı kuruttuğu gibi birçok canlının yaşam alanını da ortadan kaldırır.

Köksüz ağaç, en küçük rüzgârda yıkılır. Fırtınalara dayanamaz. Sel sularına karşı koyamaz, tutunduğu toprağı koruyamaz.

Kökleri toprakla kucaklaşmış ulu ağaçlar, gelecek demektir. Her yıl çiçeklenip tohumlanırlar. Meyveleri can, gölgesi mutluluktur insana. Her bahar yeni filizler, güneşe göz kırpar. Gövde irileşip boy uzadıkça kökler, toprağın derinliklerine tutunur güvenle. Derine giden her kök, ağacın ömrüne ömür katar. Sağlıklı gövde sağlam, görkemli duruşuyla kökleriyle geçmişe bağlanırken dallarıyla geleceğe koşar. Çiçekler, geleceğe bağlanan köprülerdir. Böylesi ulu ağaçları toprağından söküp almak kolay değil. Kök, gövde, dal, çiçek, meyve, budaktaki kuş, kabuğun altındaki birçok böcek direnir ölümüne.

Düşünce ve insanlar da ağaç gibidir. Düşüncelerin kökü olmalı. Bir ayakları geçmişin sağlam toprağına basmalı, diğer ayağı rekortmen bir koşucunun çevikliğiyle geleceğe adım olmalı. Köksüz düşünce saman alevi gibidir. Birden hızlıca yanar, kısa süre sonra söner. Geride yalnızca kül ve duman bırakır. Köz kalmaz ateşin yandığı yerde. Köz, yeni ateşlerin yaratıcısıdır.

Tarihsel kökleri olmayan, düşünceler tutunamaz bulunduğu toprağa. Filizlenecek bir vaha bulamaz kendine. Gelecek için umut değildir kimseye. Toplumların geçmişinde olmayan, geleceğinde de olmaz.

İnsanın köksüzü, yabancıdır topluma ve erdemlere. Köksüzlüğü, onu yabancılaştırır içinde yaşadığı topluma. Düşünce ve eylemleriyle çevresine zarar verir. Köksüzlüğünün eksikliğini, topluma karşı intikam duyguna çevirir. Bu kişilerin düşünceleri de kendileri gibi köksüzdür.

Köksüz kişinin, geçmişi olmadığından gelecekle ilgili planlamaları, ülküsü de yoktur.  Günü yaşadıklarını söyler böyleleri; ancak bugünü yaşadıkları da söylenemez. Mutlu olmak, mutlu etmek kavramlarına yabancıdırlar. Kendi mutsuzlukları, sürekli bir öfkeye dönüşür. İnsan, ağaca, toprağa, havaya, suya, kuşa, böceğe, cümle varlığa karşı bitmez bir öfkenin taşıyıcısıdırlar. Pire için yorgan yakmak genel yaşam anlayışlarıdır.

Hani derler ya “Havadan nem kapar.” diye, işte tam da köksüz insana uyar bu tanım. Sürekli öfke durumu, zamanla kine dönüşür. Kin, beden ve ruhu yer, bitirir. Kin büyüdükçe beden ve ruhun çöküşü hızlanır. 

Köksüzlük, bedeni kurutur, ruhu öldürür. Köksüz bir bitki gibi sararıp solar.

Köksüz kişi, yaşamak için çoğu zaman başkalarına dayanmak ister. Asalak bir yaşam için toplumun sırtına kene gibi yapışır. Düşünceleri, onun zehridir. Kısa süreli de olsa sağlam gövdelerde küçük hastalıklara neden olabilir. Sağlam bünyelere köklerin taşıdığı özsu bu zararlı durumu ortadan kaldırır.

Toplum yaşamında sorumluluk vereceğimiz kişilerin önce köklerine bakmalı. Kökün durumu bize geleceğe ilişkin büyük veriler sunar.

                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           13 Ocak 2014



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder