27 Ocak 2014 Pazartesi

PEKMEZ KAZANI


Doğu Karadeniz’in en lezzetli meyvelerinden biri üzümdür. Kendine özgü kokusu insanı sarhoş eder. Tadı, cennetten fırlamış gibidir. Çok şekerli değildir. Bu nedenle “Fazla yersem bir şey olur mu!” diye korkmaya gerek yok! Kabuğu serttir. Yerken kabuğunu çıkarmak gelenektir. Ama benim gibi doğuştan muhalif olanlar kabuğunu da yer. Koyu renkli kabuğu antioksidandır.
Karadeniz’in hırçın üzümü pek bodur değildir. Genellikle bir ağaca sarılarak yaşar. En âşık olduğu ağaçsa kızılağaçtır. Asma, ağacın dibine dikilir. Ağaç büyüdükçe o da büyür. Asma, asalak sarmaşıklar gibi arsız değildir. Sarıldığı ağacı güneşsiz, havasız bırakmaz. Sarmaşıkların sarıldığı ağaç uzun yaşamaz, kurur. Oysa asma, yaşamının ağaçla süreceğinin farkındadır. Ağacın ömrü de asmaya bağlıdır, çünkü asma var olduğu için ona kimse kıyamaz. Kereste, odun yapımı için en son düşünülür. Anadolu’da meyve ağacına zarar verilmez. Meyve ağacına balta vuran el, büyük bir günah işlediğinden onmaz.
Eylül başında dalların arasından olgunlaşmış üzümler göz eder çocuklara. İri bedenli, güneşe kavuşmak için göğe kol kanat germiş ağaçlara göz açıp kapayıncaya dek tırmanır çocuklar. Dallardaki çocuklar, sincaplara benzer. Daldan dala zıplamaları, en uzak uçtaki üzümleri ustalıkla almaları izlemeye değerdir.
Ağaçtaki çocuklar karınlarını tıka basa doyururken bir yandan da ellerindeki sepetleri üzümle doldururlar.
Üzümler, iyice olgunlaştığında pekmez zamanı gelip çatmıştır artık. Bu, yeni bir toyun başladığının habercisidir. Önce pekmez kazanı hazırlanır. Pekmez kazanı oldukça büyüktür ve bakırdandır. Derinliği az, çapı geniştir. Yandaki iki kulp taşınmasını kolaylaştırmakta.
Köyde her evde bulunmaz bu kocaman kazan. Genellikle bir mahalle ortaklaşa edinir bu kazanı. Kazanın bakımı, kalaylanması, korunması ortaklaşa yapılır. Herkes pekmez pişireceği günü önceden belirlerse sorun çıkmaz tabi ki. Kazan ortaklaşa yaşamın, ortak mülkiyet edinmenin güzel bir örneğidir.
Pekmez pişirilmeden önce üzümler toplanır. Ağaçlara genellikle çocuklar ve gençler çıkar. Kadınların, kızların üzüm toplaması çok nadir görülür. Ağaçtan düşüp bir sakatlığın olabileceği düşünülerek kadınlar tehlikden korunur.  Ağaca tırmananların bellerine uzunca bir ip bağlıdır. İpin diğer ucunda sepet vardır. Toplanan üzümler sepete konur. Sepet dolunca iple aşağıya sarkıtılır. Aşağıda genellikle kadınlar ve yetişkin erkekler bulunur. Üzüm sepeti boşaltıldığında ağaçtaki kişi sepeti yukarı çeker, üzüm toplama işini sürdürür. Ağaçta kuşların yemesi için biraz üzüm bırakılır. Yere düşüp ezilen üzümler de arıların, sineklerin, karıncaların ve cümle böceklerin hakkıdır.
Üzümler toplandıktan sonra pekmez yapımına başlanır. Önce üzümler bir çuvala doldurulur. Çuval, ahşap teknenin içine konur. Yalnız üzüm ezmekte kullanılan temiz çizmeler ayağa giyilir ve üzümler ezilerek suyu çıkarılır. Çuvaldan akan şıra, kaynamak üzere kazana dökülür. Kazanın altında harlı bir ateş yanmaktadır. Şıra kaynadıktan sonra tülbentlerden süzülerek tortudan arınır. Süzülen şıra yeniden kaynatılır. Kaynayan pekmezin içine kabak dilimleri koymak adettendir. Çünkü pekmezde pişen kabağın lezzetine doyum olmaz. Doğal bir kabak tatlısı yapımıdır bu aslında, katkı maddesi olmadan. Pekmezli kabaklar, gerçek bir toydur herkes için. Küçük yaramazlar, kazanın çevresinden ayrılmazlar kabaklar pişene kadar. Önce çocuklara verilir kabaklardan. Saatlerce kazanın başında nöbet tutmanın ödülüdür bu.
Pekmezin kestirilmesi için toprak, kül ve başka katkı maddeleri kullanılmaz. Bu katkı maddeleri, pekmezin şekerlenmesine, çokça tatlanmasına neden olur. Bu yüzden pekmez, doğal haliyle bırakılır.
Pekmez kaynarken çıkan koku, her yana yayılır. Cümle mahlûkat yararlanır bundan. Koku, sarhoş eder insanı. Yemeden doyurur insanı pekmez kokusu.
Pekmezin pişirilmesi de tıpkı kazan gibi bir imecenin, ortak bir emeğin ürünüdür. Pişen pekmezden komşuların hakkı verilir. Göz hakkı verilmezse pekmezin bereketi kaçar, tadı değişir.
Şimdilerde apartmanlara hapsedilmiş, betonlar arasında kafes kuşu gibi yaşayan çocuklar, o kaynayan pekmezin kokusunu içlerine çekebilmek için acaba neler yapmazlar?
Çocukluğuma dönüp baktığımda renkte, kokuda, tatta, en küçük yelin esintisinde duyumsadığım mutluluğu düşe dönüştürmekteyim. Bir derenin küçük çağlayanının kulağıma söylediği muhteşem ezgiyi düşünerek düş dünyasının dönemeçlerinde yol almaktayım yıllar sonra.
Pekmez kazanını ortak satın alan, en zor işlerin üstesinden imeceyle gelen, dayanışmanın en güzel örneklerini veren bu güzel insanlara ne oldu? Üç kuruşluk çıkar için toplumu inim inim inletenler bu halkın içinden mi çıktı acaba; yoksa ruh ve uslarını sömürücü bir canavarın buyruğuna mı verdiler?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                              23 Ocak 2014






1 yorum:

  1. Anadolu'nun unutulmaya yüz tutan bir geleneği de , köy insanlarının özellikle Doğu Karadeniz Bölgesindeki üzüm pekmezi yapmalarıdır. Olgunlaşan üzümlerin toplanması , şıra haline getirilmesi; köylülerin ORTAK BAKIR KAZANI içinde pekmezin kaynatılması ; kaynayan pekmez içinde kabak pişirilmesi ; bu sırada çocuklarda izlenmeye değer keyifli , sevinçli izlenimler ... Bütün bunlar yine Sayın A. Haciömeroğlu'nun güzel anlatımında yaşarlık bulmuş. Teşekkürler!.. ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil