Bugün öğlene doğru Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medyada sokağa çıkma yasağını iptal ettiğini açıkladı. Bu kez aynı kişiler, sokağa çıkma yasağının niye iptal edildiği sormaya başladılar. En ağır eleştirilerini dile getirmekteler.
SOKAĞA ÇIKMA KISITLAMASI
Bugün öğlene doğru Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medyada sokağa çıkma yasağını iptal ettiğini açıkladı. Bu kez aynı kişiler, sokağa çıkma yasağının niye iptal edildiği sormaya başladılar. En ağır eleştirilerini dile getirmekteler.
KÖPRÜ VE OTOYOLLARIN PARASIZ OLMASI
Her dinsel bayramda
olduğu gibi, bu bayramda da otoyollar, köprüler, Marmaray bedava. Sosyal
medyanın akıl küpleri hemen klavye başında döktürmeye başladılar. “Bayramda
sokağa çıkma yasağı var; köprüler, otoyollar, Marmaray bedava.” Bu tür
iletiler, yağmur gibi yağdı öngünde. Bayramın birinci gününde de sürdü bu ileti
yağmuru. Kendileri çok akıllı ya, karşılarındakiler de kendilerine göre akılsız
(Sözüm meclisten dışarı)… Aklınca alay ediyor karşısındakinin, yani devlet
yöneticilerinin akılsızlığıyla(!). Yanıt vermeyeyim dedim, ama duramıyorum.
İşin gerçeğini de söylemek zorundayım.
“Sokağa çıkma yasağı olduğu doğru. Ancak on altı milyonluk
kentin günlük gereksinimleri nasıl karşılanıyor. Her gün tükettiğimiz besinler,
diğer gereksinmelerimiz uzaydan mı geliyor, yoksa bu sanal dünyada mı yiyip
içmektesiniz?” diye yanıtladım onlardan birkaçını. Arkasından Türkiye’nin her
yerine, her gün binlerce kamyon gidip gelmekte. Soframızdaki her şey kırsal
alanlardan gelmekte. Ayrıca giyim, temizlik ürünleri gibi insanların birçok
ivedi gereksinmesi kentlere, başka yerlerden gelmekte. Gelen ürünler, kent
içindeki toptancılardan mahallelere dağıtılıyor. Bütün bunlar, hangi yollardan
gelmekte?
Sokağa çıkma yasağı olan günlerde görevliler, çalışanlar var.
Fırınlar açık. Fırın çalışanlarının üç gün de olsa Marmaray’a parasız binmeleri
kötü bir şey mi? Sağlık çalışanları, güvenlik görevlileri, sucular, gazete
dağıtıcıları, nöbetçi eczane kalfaları, kargo emekçileri… Daha usuma gelmeyen birçok
kişi, biz evlerimizdeyken çalışmaktalar.
Verdiğim yanıtlara, karşılık alamadım. Neden mi? Birçoğu,
sürü psikolojisiyle önüne düşen, güya muhalif bir yazıyı anında paylaşmakta.
Orada yazanların doğruluğu, yanlışlığı asla sorgulanmamakta.
Sen, sokağa çıkma yasağından önce torbalar dolusu alışveriş
yapıyorsun. Bayram sonrası yasak bitince marketlere saldıracaksın aç kurtlar
gibi. Aldıkların torbalara sığmayacak, belin bükülerek taşıyacaksın her şeyi. O
torbalara doldurduklarının nereden geldiğini hiç düşünmedin mi? Yoksa market
raflarının sürekli bir doğurganlıkla onları ürettiğini mi sanmaktasın? Her gün
fırına gidiyorsun ekmek almaya. O ekmeğin unu nereden, kimlerce getirilmekte?
Bunu hiç düşünmedin mi? Gece gündüz ülkemizin dört yanında direksiyon sallayan
kamyon emekçilerinin yılda üç gün otoyol parası ödememesini çok mu görmektesin?
Muhalif olacaksın diye içine doldurduğun nefretin, kinin her gün usunu
kemirmekte yırtıcı bir virüs gibi. Bu nefretin, kinin mantığını yok ettiğinin
farkında değil misin?
Köprü ve otoyolların parasız olmasıyla dalga geçenlerin büyük
bir çoğunluğu kendilerini solcu ve devrimci görenler ne yazık ki. Oysa
solculuk, devrimcilik emekçinin, çalışanın yanında yer almaktır.
Neredeyse haftanın her günü bayram seyran demeden çalışan
emekçi kamyonculara, biz evimizde keyif yaparken bizim gereksinmelerimizi
karşılayan hizmet sektörü çalışanlarının bayram süresince otoyollardan,
köprülerde bedava geçmesini; Marmaray’a parasız binmelerini eleştirmek
düşüncesizliğinin adı devrimcilik değil, olsa olsa liberalizmdir. Bu
liberalizmi solculuk sananlar toplumsal düşünme yerine bireyciliğin
bencilliğinde debelenmekteler.
Sen dışarı çıktığında bazı hizmetlerin parasız olması doğal,
ama sana neredeyse yirmi dört saat hizmet eden emekçilerin yararlanması
göstermelik ya da aldatmaca, öyle mi?
Adil Hacıömeroğlu
25 Mayıs 2020
RUANDA’NIN SOYKIRIMCISI KİM?
“Ruanda
soykırımının sorumlularından Felicien Kabuga yakalandı” başlık bu biçimde.
Yakalama, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararıyla olmuş. Çok güzel… Suçu ne? Yüz
binlerce insanın öldürülmesi… Diğer sorumlular da mahkeme kararıyla
aranıyormuş. Bu da güzel… Nerde yakalanmış? Fransa’da… Bu da güzel…
Peki, güzel
olmayan ne?
Ruanda’yı
oluşturan Tutsilerle Hutuları birbirine düşüren kim? Fransa…
Soykırımcı
Hutuların destekçisi kim? Fransa…
Fransa
Askeri İşbirliği Misyonu Şefi General Jean Varret’in soykırım olacağı yolundaki
öngörülü uyarısını kulak ardı eden kim? Fransa…
Sekiz yüz
bin kişi, kurbanlık koyun gibi doğranırken sessiz kalıp hatta bu vahşeti,
dünyadan saklayarak katiller sürüsünden oluşan hükümeti destekleyen kim?
Fransa…
Peki,
soykırım suçuyla aranan Kabuga, nerede saklanmış? Fransa’da…
Niçin Fransa’da
değil de başka bir ülke de saklanmamış? Çünkü efendisi ve suç ortağı Fransa...
En fazla korunacağı, yardım göreceği ülkede saklanmasından daha doğal olan ne
var?
Uluslararası
Ceza Mahkemesi kimleri yargılıyor? Maşaları… Asıl suçlular, timsah gözyaşlarıyla
insanlık, demokrasi ve özgürlük yalanlarıyla insanları kandırmayı
sürdürmekteler. Asıl suçlular cezalarını bulmadan dünyada bu tür kitlesel
kıyımlar önlenemez. Bir maşa gider, yeni bir maşa bulunur. Tarihin bize
öğrettiği bu. Bu nedenle asıl suçluları, emperyalistleri, sömürgecileri, kara
kıtanın al kanıyla toprağı sulayanları yargılamalı.
Fransız
emperyalizmin ellerinden kan damlarken dünyaya insan hakları dersi vermesi ne
büyük çelişki değil mi?
Adil Hacıömeroğlu
16 Mayıs 2020
ASKIDA VEKİL
CHP Genel
Başkanı Kılıçdaroğlu, Deva ve Gelecek partilerinin olası seçimlere
katılabilmeleri için onlara milletvekili vererek TBMM’de grup kurmalarına
yardımcı olabileceğini söyledi. Daha önce aynı şey, İyi Parti için de
yapılmıştı. Bunun adı hülle...
14
Mayıs 2020
SOSYAL MEDYADAKİ BOZGUNCULUK
Sosyal medyada, Türkiye’ye saldırılar
sürüyor. Özellikle korona salgınına karşı savaş yürüttüğümüz bir zamanda bu
saldırıların olması ilginçtir. Toplumsal birliğe, dayanışmaya, yardımlaşmaya en
çok gereksinim duyduğumuz bir dönemde birtakım kötü niyetli kişiler, ülkemizi
zayıflatmak için ellerinden geleni yapmakta. Böyle bir dönemde eleştiri
olmayacak mı? Elbette olacak… Eleştiriler yol gösterici, salgınla savaşın
kazanılmasına yardımcı olmalı.
İç cepheyi bölecek çamur atmalar, asılsız
haberler yaymalar, kışkırtıcı söylemleri dile getirmeler, sağlık
çalışanlarımızın morallerini bozacak nitelikte yayınlar, saygısızlığı özgürlük
sanan paylaşımlar, küfretmeyi beceri olarak anlayanlar…
Emperyalizmin algı operasyonlarında görev
alanların yaptıkları eleştiri değil; bozgunculuktur.
Türkiye’nin silahlı ordusuyla sağlık
ordusu iki ayrı cephede büyük bir savaş yürütmekteler. Bu savaşta yerimiz
Türkiye’nin yanıdır. Sağlık ordusunun ölümüne yürüttüğü bir savaşta her türlü
bozgunculuk düşmana, koronaya yarar. Ayrıca başta ABD olmak üzere emperyalist
ülkeler, korona salgınıyla ekonomik olarak zor durumdaki ülkelerde kışkırtmalar
körükleyerek ulus devletleri bölmek peşinde. Anlaşılacağı üzere salgına karşın
kışkırtıcılıktan vazgeçmiyor emperyalizm.
Sosyal medyadaki kişilerin çoğunun adları
sahte… Fotoğraf yerine ya yumurta kafa var ya da farklı bir varlığın fotoğrafı.
Bazı sahte adların kişisel fotoğraf bölümüne, insanların ilgisini çekecek bir
resim konmuş. Bu sahte kişilerin çoğu, Türkiye’ye karşı konumlanmaktalar.
Kendilerince muhalif olan birçok kişi, bu sahte hesapların kimliğini, kim adına
davrandıklarını, amaçlarını, siyasal düşüncelerini, hangi devletin ya da
örgütün adamı olduklarını bilmeden muhalefet içerikli bu paylaşımları
yaymaktalar bilinçsizce. Bu paylaşımlar; hükümete muhalif olmaktan çok devlete,
ulusa, halka, özellikle de ulus devlete yönelik. Eleştiriden çok kavga var
paylaşımlarda. İnsanların birbirinden nefret etmelerine yol açacak nitelikte
içerikler bulunmakta bunlarda. Türk ulusunu ortadan bölme, kamplaştırma
amaçları çok açık.
Sosyal medyada az da olsa düşünsel
tartışmalar olur, ancak genellikle siyasal yarış küfür, hakaret, aşağılama
biçimindedir. Sakladıkları kimlikleri ve yüzleriyle insanlara uluorta hakaret
etmeyi bir siyasal savaşım sanan zavallılarla doludur bu sanal âlem. Hangi
görüşten olursa olsun neredeyse herkes, karşı tarafı bir küçümseme içinde. Ne
kadar çok saldırgan olunursa o kadar takipçi kazanmaktalar.
Karşıtını küçük görerek büyüyeceğini sanan
bir aymazlık var nedense. Oysa büyük adamların düşmanları da büyük olur.
Karşıtını aşağıladığında sen büyümezsin, onu yendiğinde büyürsün.
Yaşa, deneyime, düşünceye, mesleğe,
uzmanlığa, kişiliğe, insana saygı hak getire... Sosyal medya öyle bir yer ki
insanlar; hiç tanımadıkları, yüzünü görüp sesini işitmedikleri, birikimi,
yetenekleri hakkında bir tümcelik bile bilgisi olmadan karşısındaki kişiyi
yargılayabiliyor. Hatta o kişi hakkında tinsel çözümlemeler yapıp kesin
yargılarda bulunulabiliyorlar.
Bir kişinin dili sürçmeye görsün… Anında
linç başlar. Bilgiçler çetesi çıkar ortaya ne edep ne de insanlık vardır
yazdıklarında. Bilinçaltlarında çakılı bir ezikliğin kiniyle ezip lime lime ederler
karşısındakini.
Sosyal medyanın toplumuza en büyük zararı
uzmanlığa, bilgiye, insana, mesleğe, birikime, başarıya, emeğe saygıyı yok
etmesidir. Kim olursa olsun fırsatı bulunca karşısındakini linç etmekten canice
keyiflenen kişiler var ne yazık ki. Birini, bir düşünceyi, bir kümeyi,
özellikle de karşıt olarak bellediklerini linç etmek siyasal bir başarı olarak
görülmekte ve bundan da zevklenilmekte. Karşıtlık, düşünsel farklılık olarak
düşünülmüyor. Karşıt, düşman olarak algılanıyor ve hiçbir biçimde en küçük bir
olasılıkla da olsa uzlaşma, uslarda bulunmuyor. Herkes, silahlarını kuşanmış ve
savaş alanına çıkmış durumdadır. Burada amaç, karşıtını tamamen yok etmektir.
Sosyal medyada kendilerini aydın sanan
yeni tipler türedi. Kendilerini ilerici, çağdaş, modern, devrimci, hatta
Atatürkçü görmekteler. Yüksek dağları ben yarattım, havası içindeler.
İnsanların yoksulluğu, bilgisizliği, okumamışlığı, dindarlığı, inancı, mesleği,
giyimi, bedensel kusurları, engelli olması, usu, zekâsı, ailesiyle dalga
geçmekteler. İnsanları aşağılamaktan keyiflenmekteler. Hiçbir değere saygı
duymayan birilerinin, siyasette başarılı olmaları kadar beni ürküten bir şey
yok!
Kendisini devrimci olarak gören birisi,
hele de Atatürkçü olduğunu da belirtiyorsa halkın yoksulluğu, bilgisizliğiyle
dalga geçer mi? Atatürk’ten zerre kadar bir şey anlamamış bu kişiler. Ya
bilerek ya da bilmeyerek Atatürk’ü halkın gözünden düşürmek için çalışmaktalar.
Sen aydınsan, aydınlatacaksın bilgisizi.
Bencilce davranıp onu itip kakmayacaksın. Eğer ona ışığını iletemiyorsan, demek
ki sende ışığın zerresi yok! Karanlığı aydınlatmak, bir aydın sorumluluğuysa
neden bunu yapmıyorsun? Yoksa korkun, aydın olamadığının ortaya çıkması mıdır?
Sen, ne biçim devrimcisin? Toprağında
çalışan köylünün nasırlı elleri, fabrikada alınteri döken işçinin kir pas
içindeki giysisi, kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ başında Allah’ından başka
sığınacak bir güç bulamayan bir adamın inancıyla, asgari ücretle ev geçindiren
ve boğazını doyurmak için büyük bir yaşam kavgası içinde olan birinin ekmeğin
kutsallığına olan inancıyla nasıl dalga geçersin?
13
Mayıs 2020