Depremin yarattığı yıkıntıların altındaki yurttaşlarımız,
geceli gündüzlü bir çalışmayla kurtarılıp yaşama döndürülmekte. Ulusal bir
seferberlikle felakete karşı bir savaşım içindeyiz ve zamana karşı yarışıyoruz.
Kurtarma çalışmalarında boşa geçirilecek bir saniyelik zaman bile yok! Herkes,
canını dişine takmış, gücünce emek vermekte. Zaten ulus olmak da bu. Kişisel
emekler birikecek damla damla, sonunda büyük bir göl olacak. Bu da ülkemizin
yaralarını saracak.
Depremde yıkıntı altında kalan yurttaşlarımızı kurtarmada,
kurtarma ekipleri olağanüstü kahramanlıklar göstermekte. Bu toprakların gözü
pek yiğitleri, yıkıntı altında yaşama tutunan yürekli insanımızı çoğu zaman
kendi canını tehlikeye atarak kurtarmakta. Kadir kıymet bilen yurttaşlarımız,
yıkıntının altından çıkarıldıklarında gösterdikleri minnet duygusu görülmeye
değer.
Anadolu insanının alçak gönüllüğünü, duygudaşlığını, ince
düşünüşünü sıkça görmekteyiz. Bu durum bize yabancı değil. Bu derin kültürün,
geleneğin kucağında büyüdük. Bu derin kültürü yaşatmak için amansız bir savaş
vermekteyiz.
Deprem bölgesinde, örnek davranışları her gün görmekteyiz.
Derslerle dolu o kadar çok insan öyküleri var ki hangi birini anlatsak? Bu
öyküler, geleceğe taşınıp tarihe not düşülmeli.
Hasan Basri Aslan…
Gaziantep Nurdağı’ndan bir yurttaşımız…
6 Şubat günü depremde yıkılan evinin göçüğünde kaldı. Tam 130
saat sonra eşi ve üç çocuğuyla yıkıntıların altından kurtarılıp yaşama
döndürüldü. Hasan Basri Aslan, kurtarıldıktan sonra bindirildiği 112 cankurtaranında
kendisine oksijen vererek müdahale eden sağlıkçılara: “Ama ben çok kokuyorum. Sizi
rahatsız ediyorum.” diyor. 130 saattir ölümle savaşan biri, yıkıntıdan
kurtarıldığında bile duygudaşlık yapıp kendisine sağlık için yardım eden kişileri
rahatsız etmemeye çalışmakta. Bu, nasıl bir incelik? Bu nasıl bir duyarlık? Bu
nasıl bir yürek? Kimilerince bunu
anlamak çok zor. Ancak bizler, bu tür ince davranışlara, duygudaşlığa
alışkınız.
Hasan Basri Aslan’ın yukarıda anlattığımız davranışı, bizi yıllar
öncesine götürdü. 2004’te, Soma’da bir maden faciası yaşanmıştı. Yerin
metrelerce derinliğinde yangının içinden kurtarılan maden işçisi Murat Yalçın,
faciadan on bir saat sonra kurtarıldı. Sedyeye yatırılan Murat Yalçın: “Çizmelerim
kirli, çıkarayım mı?” diyor. Bu sözler karşısında duygulanan cankurtaran
hemşiresi: “Senden daha mı değerli, ayaklarını uzat!” diye yanıtladı onu.
Türkiye’nin
iki farklı ilinde, iki farklı felakette kurtulan iki yurttaşımızın inceliğine
bakın! Ne denli benzer davranışlar… Her iki yurttaşımızın da duygudaşlığı nasıl
da güzel! İşte, ulus olmak böyle bir şey… Sevinçte, tasada aynı tepkileri
vermek, aynı davranışlarda bulunmak…
Türk Ulusunun gücünü, güzelliğini anlamayanlar, Hasan Basri
Aslan ve Murat Yalçın’dan ders alın! Ders alın ki el alemin aklına uyup
bozgunculuk yapmayın! Bu topraklarda bozgunculuk tohumları yeşermez. Yeşertmek
isteyenler ise emperyalizmin yıkıntılarının altından yaşamları boyunca çıkamaz.
Adil
Hacıömeroğlu
14
Şubat 2023
Çok güzel anlatmışsınız aynen katılıyorum, biz yüce bir milletin fertleri yüz birlik olarak yaralarımızı saracagiz
YanıtlaSilAnadolu insanı ince ruhlu yardımseverdir. Vatanını milletini baş tacı yapmıştır. Asla ve asla Devletine Milletine zarar vermez. Düşenin elinden tutar. Yarım ekmeği varsa onu paylaşır. Bir haftadır evimizde huzur kalmadı psikolojimiz bozuldu. İnsanlarımıza gücümüz nisbetinde yardım derdindeyiz. Bu vatan bu ülke hepimizin. Sadece deprem bölgesi yıkılmadı. Bizlerde yıkıldık depremle birlikte Ama yılmayacağız yardımlaşacağız ülkedeki hırsız arsız soysuzlara karşı. Kale gibi ayaktayız. Buradayız.
YanıtlaSilDUYGUSAL ŞAİR
DENİZLİ